“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

IRKÇILIK OLİMPİYATLARI

Geçtiğimiz aylarda George Floyd’un ölümüyle tüm dünya ayağa kalmış ve “Black Live Matters” sloganıyla insanlar, pandemi dinlemeden kendini sokaklara atmıştı. Siyahinin direnişi, siyahinin kendini kabul ettirme savaşı hiçbir zaman tükenmek bilmedi. Din, dil, renk, mezhep ayrımı sona ererse tüm insanlık bir oh çekecek ama nerde?

Şimdi sizleri, geçtiğimiz hafta “Atom Bombasını Çikolata Sanan Çocuk” hikayesindeki gibi zamanda yolculuğa çıkaracağım.

Takvim 16 Ekim 1968’i gösterir. O sene olimpiyat meşalesi Meksika’da yanar. Her daldaki tüm sporcular, yıllarca süren yoğun çalışmalarının meyvesini almak için yarışmıştır. Herkesin heyecanla beklediği görkemli ödül töreni başlar. Henüz kimsenin haberi yoktur fakat dakikalar sonra tarihe kazınacak bir olay yaşanacaktır. Kürsüye çıkmaya hak kazanmış tüm sporcular sırasıyla ödüllerini alır. İkisi Afrikan Amerikalı Tommie Smith ve John Carlos, diğeri Avusturalyalı beyaz atlet Peter Norman. Bu 3 atlet, 200 metre yarışında kürsüyü paylaşmak için isimlerinin anons edilmesini beklemektedirler. Madalya töreni için beklerken John, Peter Norman’ın yanına gelir ve ona sorar; “İnsan haklarına inanıyor musun?” Peter, “Evet, inanıyorum,” diye yanıtlar. John ekler; “Peki, ya tanrıya?” Peter tekrar cevap verir; “Bütün kalbimle…”

Amerikalı atletlerin aklında bir eylem planı vardır. Bu konuşmanın üzerine iki Amerikalı atlet Peter’a kafalarındaki eylem planını anlatır. Peter da tereddütsüz katıldığını şöyle ifade eder; “Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin!”

Amerika’daki ırk ayrımcılığını, siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edeceklerdir… Ama nasıl?

Olimpiyatlar sırasında Amerika oldukça karışık bir haldedir. Martin Luther King Jr. vurularak öldürülür ve Vietnam savaşı patlak verir. Bunun yanında o dönem Amerika’da ırkçılık hat safhadadır. Çoğu eyalette Afrikan Amerikalılar oy veremez ve seçmen kütüğüne yazdırılmaları engellenir. Eğitim eşit değildir. Çeşitli bahaneler öne sürülerek siyahiler okula alınmaz. Seçmen olabilmek içinde okuma yazma şartı getiren bir kanun gelir. Siyahileri saf dışı bırakmak için her türlü yola başvurulur. Yeter ki ötekileşsinler. Yeter ki pek sevgili beyaz ırk, en güzel ve en özel olsun… Bazı eyaletlerde toplu taşıma araçlarında ve kamu alanlarında siyah-beyaz ayrımı yapılır. Bir şehirde belediye yüzme havuzuna siyahilerin girmesi yasakken başka bir şehirde yerel yöneticiler türlü yasaklar icat eder. Hukuk insanları, polis ve siyasiler bu durumdan şikayetçi değildir, aksine olayı desteklemektedirler. Hatta o dönem Alabama valisi ırkçı demokrat Wallace, durmaksızın “Bugün ayrımcılık. Yarın ayrımcılık ve her zaman ayrımcılık,” diye açıklamalar yapar.

Zaman makinamızla biraz geriye 1955’e gidelim. Yer yine Alabama Montgomery. Siyahi bir kadın olan Rosa Park, otobüste oturduğu yeri bir beyaza vermediği için tutuklanır. Bu olay, ırkçılık karşıtı gösterilerin fitilini ateşler ve protestolar 13 yıl boyunca sürer. Irkçılık karşıtı direnişe 1968 yılında önder olan bir grup kurulur. KARA PANTERLER! Kara panterlerin tüm kıyafetleri siyah ve deridir. Siyah deri olan tüm eşyalar onların sembolü olur.

Böylelikle 68’e tekrar döneriz. Vietnam savaşında, yarım milyon Amerikalı vardır ve bunların çoğu siyahtır. Bildiğiniz gibi ne yazık ki savaşa, yoksul olan gider ve siyahlar yoksuldur. Savaşın başlarında dünyada herkesin tanıdığı ve herkese ilham olan Muhammed Ali de savaşa çağırılır ve Vietnamlılara karşı hiçbir düşmanlığı olmadığını, hiçbir Vietnamlının onu siyahi (Negro) olarak nitelendirmediğini söyleyerek orduya alınmayı red eder. Siyahiler arasında yaygın biçimde hissedilen bir duyguyu da dile getirir.

“Neden, Negro (siyahi köle) diye adlandıkları kişiler arasından biri olan benden, üstelik burada siyahilere köpek gibi davranılıp onların en temel insanlık ve kişisel hakları reddedilirken evimden 16.000 km. uzaktaki bir yere gidip ten rengi farklı insanların üzerine bomba, obüs topları atmaya gitmek için bir üniforma giymemi istiyorlar?” 

Bu haklı söylemi yüzünden Muhammed Ali’nin şampiyonluk unvanı geri alınır ve Ali, yıllar boyunca boks lisansından mahrum edilir. Siyahiler sadece savaşa gönderilmez, fiziksel ve genetik kapasiteleri nedeniyle sporun her türlü branşında da ”kullanılırlar.” Çünkü Amerika adına madalya kazanabilmektedirler ve madalya aldıklarında onlarla gurur duyar gibi Amerikan marşı okuturlar. İki yüzlü şeytan Amerikalılar için madalya alırken siyahiler en iyi vatandaş, evlerine döndüklerinde ise ikinci sınıf insandır.

Madalya töreninin gerçekleştiği stadyuma geri gidelim. Zaman ilerlerken sırayla sporcular kürsüye çıkar. Tommie ve John’un istekleri, kara panterler gibi deri eldiven takıp siyahın yalnız olmadığını göstermektir. Peter’la bu planı paylaştıklarında bir sorun fark ederler. John kürsüde takmak için yanına getirdiği siyah deri eldiveni Olimpiyat köyünde unutmuştur. Tommie ve John hayal kırıklığına uğramış halde ne yapacaklarını bilemezler. Peter’ın aklına durumu kurtaracak bir fikir gelir. Bir çift siyah deri eldivenin sağ tekini Tommie, sol tekini John’un eline geçirmesini söyler. Anons yapılır ve sahaya fakirliği sembolize etmek için Tommie ve John çıplak ayakla kürsüye çıkar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırırlar. Yanlarında duran beyaz atlet Peter’da dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne insan hakları için olimpiyat projesi hareketinin rozetini iğneler. Amerika’nın milli marşı çalarken eylem ortaya koyulmuştur. Tüm Amerika ayağa kalkar. Hatta eylem ülkede öyle bir etki yapar ki olimpiyat bile gölgede kalır.

Amerikan olimpiyat komitesi iki siyahi atletin spor kariyerini saniyesinde bitirir. Yapılan protesto ile spor hayatlarını ve buna bağlı olarak geleceklerini feda etseler de dünya tarihine kazınacak önemli bir duruş sergilemişlerdir. Dünya gazeteleri yumrukları havada siyahi atletlerin fotoğrafını manşette yayınlar. Amerika’daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiş ve eylem başarıyla sonuçlanmıştır.

“E peki Peter’a ne oldu?” diye sorabilirsiniz. O yıllarda bir beyaz için böyle bir protestoya destek olmak inanılmaz cesaret gerektiren bir iştir. Üstelik o dönemlerde Avusturalya’da Aborjinlere karşı ikinci sınıf insan muamelesi yapılır. Ülkesi, Avustralyalı Peter’ın davranışının karşısındadır. Her üç atlet de tehditler alır ve her üçünün de spor hayatları dolaylı olarak sonlanır.

 

Tommie, John ve Peter eylem sonrası dostluklarına yıllarca devam eder; ta ki 2006’da Peter, kalp krizi sebebiyle ölene kadar. Peter eylem sırasında iki siyahiyi yalnız bırakmadığı gibi Tommie ve John’da onu cenazesinde yalnız bırakmaz ve tabutunu taşırlar. Aradan yıllar geçer, takvimler 2012’yi gösterir. Avustralya parlementosu Peter’dan resmi olarak özür diler ve ırklar arası eşitlik eylemine verdiği desteği över. Bu çok geç kalınmış bir harekettir. Yetenekli ve başarılı bir sporcunun kariyeri bitirilmiş gelecekte elde edeceği başarıları engellemişlerdir. Bu sebepten 44 yıl sonra gelen, hele ki Peter hayatta değilken dilenen özür neye yaramıştır?

Daha çok birlikte olmaya, sevgiye ve birlikte olmaya ihtiyaç var. John ve Tommie gibi insanların Peter gibi dostlara ihtiyacı var. Olaydan yıllar sonra pek çok yerde bu üçlünün heykeli dikilir. Bir heykel vardır ki tam da bu söylediğimle eş değer niteliktedir. San Jose Üniversite’sindeki diğerlerinden biraz farklıdır. Peter Norman’ın olduğu yer boştur. Fakat bunun bir anlamı vardır; “Peter Norman’ın yerine siz geçin ve haksızlıkların karşısında cesurca durun. Durun ki dünya Peter gibiler/sizin gibiler ile yaşanabilecek bir yer olsun.”

Ve geldik bugüne sene 2020. Aradan yıllar geçer. Dünya’da tüm bu ırkçı söylemler ve davranışlar değişmez. Sadece şekil değiştirir. Amerika’ya siyahi bir başkan gelir, gider. Ayrımcılığın sonu gelmez. Ardından üstüne ırkçılığı damarlarının her damlasında yaşayan bir başkan gelir. Siyahiler ölmeye devam eder. Beyaz bir polis siyahi bir genci nefessiz bırakarak öldürür. Tüm dünya ayağa kalkar. Ve kaset tekrar başa sarar…

 

Kaynak:

https://theolympians.co/tag/paul-hoffman/

https://www.hurriyet.com.tr/milletvekilinden-peter-normana-ozur-21265732

https://www.youtube.com/watch?v=5bEfkAY_YEA/

https://www.onthisday.com/photos/black-power-salute

https://moazedi.blogspot.com/2015/08/tommie-john-peter-1968-olympic-games.html?m=1

8 Ocak 1992’de İstanbul’da doğdu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler okuduktan sonra, tasarım ürünler yapan bir markanın kurucu ortağı olarak e-ticaret ile ilgilendi. Özel ilgisi sebebiyle Craft Oyunculuk Atölyesi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Çocukluk döneminden beri sahip olduğu yazma tutkusu ilk meyvelerini 2017 yılının sonunda, yazılarının Lazar Fanzin’de yayınlanması ile vermeye başladı. 2020’nin Eylül ayında Kakımlıcom ekibine dahil olarak bu serüvenine devam ediyor.

YORUM YAP