“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

İstanbul’da Yeni Bir Mimari Dönem Başlatan Fossati Kardeşler

19.yüzyılda İstanbul’da geçirdikleri 20 senede şehrin mimari siluetini oluşturdu Fossati kardeşler. Şimdilerde ülkemizde iyi bir örneği bulunamayan restorasyonun ustası bu İtalyan kardeşler; Ayasofya’nın restorasyonu yaptılar ve bugün hala hayran kaldığımız birçok elçilik binasının tasarımı onlara ait. Eski İstanbul evlerinde, kerpiç veya taş duvarlı kargir yapılarında gördüğümüz, çok sevdiğimiz cumbaları ilk onlar tasarlıyor. Tanıdığa değil, işinin ehli olan kişilere yetki verilmiş anlayacağınız, sonuç da mükemmel olmuş; birbirinden değerli yapılar miras kalmış bizlere. Boğaziçi kıyılarında çalışacak pek çok başka mimarın da önünü açtılar. Ayrıca kardeş ile 20 sene çalışmak da zor olsa gerek, başarılı kardeş ilişkilerine dair gördüğümüz ender örneklerden kendileri.

Sultan Abdülmecid’in cülusunun ilk senesinde Osmanlı Devleti’nin yüzünü artık Batı’ya dönecektir. Daha açık bir anlatımla; 1839 yılında okunan Tanzimat Fermanı, zaten uzunca bir süredir muasır medeniyetler seviyesine ulaşma çabasında olan Osmanlıların bu tavrı benimseyip bunu bir ideoloji olarak devletin her kademesinde işler hale getirme çabasıdır. Askeri ve idari kurumlarda başlayan reform hareketleri, sosyal kurumlara ve Osmanlı Devleti’nin toplumsal yapısına kadar nüfuz edince elbette mimarlık da bu dönüşümden payını almış. Zaten yüzyılın başında yavaştan mimarisi değişen sahil sarayları ve askeri binalar mevcut. 1837 yılında Rusya Büyükelçiliğinin inşası için İstanbul’a gelmiş olan İtalyan asıllı mimar Gaspare Trajano Fossati, tam da böyle bir değişim ve dönüşüm döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun mimari kültürünün bir parçası olmuştur.

Tarihte bugün, 7 Ekim 1809 tarihinde, İsviçre’nin İtalyanca konuşulan Ticino, Tessin Kantonu’na bağlı Morcote şehrinde doğmuş olan Gaspare Fossati, ailesindeki diğer ressam, sanatçı ve mimarların izinden giderek 1822-1827 yılları arasında Milano’nun Brera Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık eğitimi almış. Neo-Rönesans üslubunun temel alındığı bir mimarlık eğitimi sunan bu akademinin genç mezunları arasında, o dönem popüler mimari yapıları olduğundan soluğu Rusya’da almak moda. 1827 yılında “Bir Başkent İçin Arşiv Binası” konulu diploma projesi ile Brera Akademisi’nden altın madalya ile mezun olan Gaspare Fossati, üç yıl Venedik ve Roma’da tarihi binaları inceledikten sonra, Rusya’da çalışmakta olan amcası Giugliemo Fossati’nin yanına gitmiştir. Tarihteki iz bırakan her karakter gibi Fossati de yanıltmıyor. Gezip, yerinde inceleyip, vizyonunu geliştirip ustalarla çalışıp bilgiye tam anlamıyla hakim oluyor. Kariyeri de almış başını gitmiş. 1833 yılından itibaren St. Petersburg’da mimar ve dekoratör olarak çeşitli ev, saray ve kilise projelerinde çalışmış, Güzel Sanatlar Akademisi’nde görev almış ve “saray mimarı” unvanına layık görülmüş.

1837 yılında, Rusya’da çalışmakta olan ünlü İtalyan mimar Luigi Rusca’nın torunu ile evlenen Gaspare Fossati, Çar’a İstanbul için hazırlamış olduğu büyükelçilik binası projelerini sunar ve projenin onaylanması üzerine İstanbul’a taşınır. İstanbul’a gelmesi, kariyerinde bir dönüm noktası olacaktır. 1838 yılında bu büyük ölçekli ve gösterişli yapının inşa edilmesine başlanır ve Gaspare Fossati, projede kendisine yardımcı olması için kardeşi Giuseppe Fossati’yi de İstanbul’a çağırır. Aralarında sıkı ve ilginç bir sanatsal ilişki kurulacak Giuseppe, Gaspare’nin adeta alter ego’su (onu temsil eden kişi) olacaktır. Böylece Fossati Kardeşler, onlara çocukluklarının Venedik’ini hatırlatan İstanbul’a devamlı olarak yerleşmeye karar verirler. Böylece Osmanlı’da Fossati kardeşler dönemi başlar: Mimarlık kariyerlerine İstanbul’da devam eden iki kardeş, yaklaşık yirmi yıl boyunca Osmanlı başkentinde çok farklı ölçek ve çeşitlilikte projeler üretirler. Giuseppe Fossati de abisi gibi Milano Brera Akademisi’nde iki yıl mimarlık eğitimi aldıktan sonra 1839 yılında İstanbul’a adım atmış ve Rus Büyükelçiliği ile başlayan kariyerine 1860’lı yıllara kadar burada devam etmiş. Harbiye’deki St. Esprit Kilisesi, Gülhane’deki Telgrafhane ve Beyoğlu/Pera bölgesinde yer alan çeşitli konut projeleri Giuseppe imzasını taşır.

Kısa bir zaman içerisinde İstanbul’un önemli projelerine imza atan kardeşlerden Gaspare Fossati, 1848 yılında Sultan Abdülmecid tarafından Nişan-ı Âlî, Giuseppe Fossati ise dördüncü dereceden Mecidiye Nişanı ile ödüllendirilmiş. Hem işi ehline veriyor hem de ödüllendiriyor Abdülmecid. Şimdilerde ihaleye giren yandaşlar alır ya projeyi. Milano’da neo-klasik mimarlık eğitimi almış olan Fossati kardeşlerin, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu’nda kısa zamanda aldıkları önemli işler, Batılılaşma gayretleri içindeki bu iki ülkenin sosyal, kültürel ve mimari devinimime de iyi bir örnek olur. Gerek İstanbul’da bulunan yabancı elçilikler, gerek Levantenler, gerekse de Osmanlı Devleti için pek çok farklı proje gerçekleştiren Fossati Kardeşlerin, Tanzimat döneminde Balyan ailesinin yanı sıra İstanbul’a gelen diğer yabancı mimarlarla beraber kentin mekansal dönüşümüne etkisi büyük.

Fossati kardeşler tarafından yapılan projelerden öne çıkanlar:

 • Rusya Sefareti (1838-45)

 • Bekirağa Bölüğü / Bâb-ı Seraskerî Hastanesi (1841-43)

• Eminönü Limon İskelesi Karakolu

• Bâb-ı Âlî Arz Odası Düzenlemesi (1844)

• Dârülfunûn Binası (1845-1863)

• Hazine-i Evrak (1846-54)

• Mekteb-i Sanayi (1846)

• Telgrafhane-i Âmire (1855)

 • Ayasofya Restorasyonu (1847)

• Ayasofya Hünkâr Mahfili, Hünkâr Dairesi, Ayasofya Muvakkithanesi

• San Pietro Kilisesi, Galata (1841-43)

• St. Esprit Katedrali (1845)

• Naum Tiyatrosu (1846)

• Baltalimanı Hastanesi / Reşid Paşa Sahilsarayı (1847)

• Venedik Sarayı Restorasyonu (1853)

• Hollanda Büyükelçiliği (1854)

 • İspanya Elçiliği (1854)

• Baltalimanı Hünkâr Dairesi (1855)

• İran Sarayı – Elçiliği (1856)

• Reşid Paşa Türbesi (1858)

Fossati kardeşler Osmanlı Devleti için pek çok resmi projeyi, elçilik binalarını ve İstanbul’da yaşayan Hıristiyan nüfus için yaptıkları kilise tasarımları gibi, kentin önde gelen bürokratları ve Levanten aileleri için de konut projeleri de yapmışlar, arkeolojik alanları incelemişler, restorasyon projeleri yürütmüşler. Rusya Sefareti, Gaspare Fossati’nin İstanbul’a geliş sebebi olan bu proje, Rusya Sefareti’nin şimdiki İstiklâl Caddesi üzerindeki elçilik arazisinde yer alan mütevazı ahşap konağın yerine, çok daha büyük ve gösterişli kâgir bir “elçilik sarayının” yapılması şeklindeydi. Rusların Osmanlılara karşı mutlak bir üstünlük elde ettikleri ve Rus ticaret gemilerine Boğazlardan geçiş hakkı tanındığı 1829 tarihli Edirne Anlaşması sonrasında Rusya’nın artan gücü ve prestijini temsil edecek bu yapı için, bir milyon Ruble tahsis edildi ve elçiliğin etrafındaki araziler de satın alındı. 20 Mayıs 1837’de İstanbul’a gelen Gaspare Fossati’nin ön çalışmaları ve avan projeleri, Çarlık tarafından kabul edildi ve 6 Eylül 1838’de yapının inşaata başlandı. Gaspare Fossati dışında, kardeşi Giuseppe Fossati, kayınbiraderi Alessandro Rusca, eniştesi ressam-dekoratör Antonio Fornari ve birçok İtalyan asıllı sanatçı ve usta projede görev aldı. Yapı 1845 yılında bitirilmekle beraber, Fossati kardeşlerin çalışmaları 1848 yılına kadar devam etti.

Pera sırtlarına yerleşen yapı, masif kütlesi, neo-klasik üslubu, Boğaz’a hakim konumu, gösterişi ve kent içindeki görünürlüğü ile adeta Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki gövde gösterisi oldu. Dolayısıyla Rusya Sefareti’nin Tanzimat dönemi İstanbul’unun şehir dokusu ve mimari dili üzerinde büyük bir etkisi olmuş, “Rus Sefareti mimarı” olarak tanınan Gaspare Fossati’ye, Osmanlı Devleti tarafından verilecek yeni projelerin kapısını açmış.

Şimdilerde kimliğiyle oynadığımız Ayasofya, Sultan Abdülmecid döneminde harap durumda, kubbesi yıkık, restore edilmesi şart… O dönemde Darülfünun inşaatında görevli olan Fossati kardeşlere verilir bu zor görev. Bu seçimde Fossati kardeşlerin Darülfünun inşası sırasında ortaya çıkarılan antik Bizans Büyük Sarayı (Augusteion) kalıntılarına ve inşaat alanından çıkan eski eserlere gösterdikleri özenin ve İtalya’da aldıkları eğitimin rol oynadığı söylenir. Yüzlerce işçinin çalıştığı bir ekibin başında, dışardan kayınbiraderleri ressam Antonio Fornari’nin desteğini alarak teknik bakımdan çok ciddi sorunları tek tek çözmeye çalışırlar. Onarımın kapsamı en başta örtü sisteminin onarımı, mimari güçlendirme, camların onarımı gibi onarımlar olarak belirlenmişken Fossati kardeşler Sultan Abdülmecid’in izni ile yapının Bizans dönemine ait mozaiklerini de gün ışığına çıkarmış, belgelemiş ve tamir ettikten sonra tekrar kapatmışlar.

Fossati onarımları esnasında mabedin galesinde bulunan 12 eğik sütun düzeltilmiş, kaideleri değiştirilmiş, kubbede özellikle 1766 depremi sonrasında oluşan çatlaklar doldurulmuş, kubbeye dıştan bir demir kasnak bağlanmış, kubbeyi destekleyen kuzey ve güney yönündeki dört payanda ve kuzeydoğu ve güneydoğu yönündeki merdivenli ağırlık kuleleri kaldırılmış, bütün kubbeler onarılarak kurşunları yenilenmiş. Aynı zamanda Ayasofya’nın mimari bezemeleri de tamir edilmiş, eksik parçalar özgün hallerine benzetilerek tamamlanmış, mermer kornişler yenilenmiş, bezemeler temizlenmiş, eksik parçalar “stucco lustro” tekniği ile mermer taklidi şeklinde boyanmıştır. Fossati kardeşler tarafından gerçekleştirilen Ayasofya onarımlarının en önemli yönlerinden biri, o döneme kadar belgelenmemiş olan Bizans mozaiklerinin gün yüzüne çıkarılmış ve kaydedilenmiş olması. İç dekorasyon üzerinde çalışırken olağanüstü mozaikleri ince bir sıva tabakasıyla örterek korumayı başarmışlar. Günümüzde bile bu restorasyon çalışmasının hoş sürprizleriyle karşılaşılıyor: 2009’da gerçekleştirilen yeni çalışmalar sırasında kuzeydoğu pandantifinde “seraphim” yüzünü temsil eden dev bir mozaik ortaya çıkarıldı. Seraphim Ayasofya’nın kubbesini taşıyan dört melekten yüzü açığa çıkarılana verilen isim. Bu kadar önemli bir çalışmanın İtalyan mimarlara verilmesi, padişahın onlara beslediği güveni göstermek bakımından ilginç. Aralarında bu yakın ilişkiyi kurmak için günbegün emek vermişler Fossatiler.

Osmanlı arşivlerinde bulunan Gaspare Fossati imzalı belgelerde albümler hakkında daha detaylı bilgi şu şekilde:
“tamir ve termîm buyurulmuş olan Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerifi’nin dâhilen ve haricen yirmi beş kıt’a resimlerini hâvî olarak kendi masârıfıyla Londra şehrinin en meşhur olan bir ressamı marifetiyle şehr-i mezkûrde bir musavver risâle tab’ ve temsîl ettirerek neşr ve ilân eylemiş olup…”

Aya Sofia, Constantinople, as Recently Restored by Order of H.M. the Sultan Abdul-Medjid” başlığı ve “from the Original Drawings By Chevalier Gaspard Fossati” alt başlığı ile Londra’da yayımlanan eserin önsözünde: “Sanat ve uygarlık için bu ünlü bazilikanın kaybı ne kadar acıklı ise; tam aksine onarımı, Abdülmecid’in hükümdarlığını onurlandıran mutlu bir olaydı” yazar.

Ortaya çıkarılan mozaiklerin tamamı yayımlanmamış da olsa, bu albüm, Ayasofya’ya duyulan bilimsel ve tarihi ilginin artmasına neden olması açısından önemli. Ayasofya, ek yapıların ve onarımların tamamlanması üzerine 13 Temmuz 1849 yılında görkemli bir tören ile açılmış, Mimar Fossati’nin ismi zikredilmiş, ayrıca Osmanlıca olarak “tarih-i tamir-i Ayasofya 1265” ibaresi eklenmiştir. Ayasofya’nın onarımları şerefine düzenlenen bu törende tamirat şerefine madalyon dahi bastırılır. Nereden nereye gerçekten. Dünya mirasının seçim oyuncağı olup cami yapılmasına mı, Mimar Sinan camilerinin, Galata Kulesi’sinin içler acısı restorasyonuna mı yanalım? Hep izinden gitmeye meraklı olduğunuz ecdadınız kadar değer bilemediniz.

Fossati kardeşler 1858 yılında, İstanbul’da 20 yılını tamamlamış ve şahane eserler üretmiş olarak dönüyorlar memleketlerine. 1862’de Milano’ya yerleşip ve Duamo Meydanı düzenlemesi, Galleria Vittorio Emanuelle II, Palazzo Marino gibi uygulamalarda jüri üyeliği yapıyorlar. 1869 yılında Fossatiler, ailecek İtalyan vatandaşlığına geçtiler ancak doğum yerleri olan İsviçre’nin Morcote kasabası ile her zaman ilişki içinde oldular. Oralardan ülkemize getirdikleri yeni üsluplarla birlikte buranın dokusunu da kendi ülkelerini götürdüler. İki kardeş kendileri için Morcote’de Osmanlı tarzını yansıtan bir ev yaptırdı. Gaspare Fossati, 5 Eylül 1883 tarihinde doğum yeri olan Morcote’de hayatını kaybetti. Ölümünden sonra kardeşi Guisseppe, onun için Morcote’de bir mezar tasarladı. Fossati kardeşlerin, önemli bir bölümü İstanbul’la ilgili olan 1000’i aşkın desen, çizim ve dokümanı, İsviçre’de Bellinzona Cantonale Arşivi’nde…
Kaynak:
Türk Mimarisinde İz Bırakanlar III – Türk Mimarisinde Abide Şahsiyetler: Fossati Biraderler, Nilay Özlü

YORUM YAP