“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

İyonlaştırıcı olmak ya da olmamak; işte radyasyon bu!

Bundan tam 124 sene önce bugün, Alman Fizikçi Wilhelm Roentgen yeni bir radyasyon çeşidi bulduğunu açıkladı. O radyasyon çeşidi bugün hepimizin aşina olduğu X-ray.

İnsanlığın birçok buluşunda olduğu gibi X-ışınları teknolojisi de kazayla ortaya çıkmıştır. 1895 yılında Roentgen, gas deşarj tüpü içinde elektron ışınlarıyla deneyler yapıyordu. Bu esnada laboratuvarda yer alan florsan bir ekranın parladığını fark etti. Florsan malzeme, elektromanyetik radyasyonla ışıldama yaratıyordu. Diğer yandan Roentgen’in tüpü kalın siyah kartonla sarılıydı yani radyasyonun büyük kısmını bloke ediyor olmalıydı. Tüp ve ekran arasına farklı nesneler koysa da parlama sürdü. En sonunda elini araya koyma kararı aldı ve elindeki kemiklerin görüntüsünü elde etti. Bu aşamadan sonra keşfi, yıllar içinde geliştilerek tıbbın vazgeçilmez araçlarından bir haline geldi. X-ışınları sayesinde doktorlar kırılan kemikleri, yutulan nesneleri görebilir hale geldiler. İlerleyen dönemlerde modifiye edilen X-ışınları sayesinde ciğer, damar ya da bağırsak gibi yumuşak dokular da görüntülenebilir hale geldi.
X-ışınlarını araştırırken radyasyon hakkında ne kadar bilgisiz olduğumu fark ettim. Bu yüzden araştırdığım ve öğrendiğim bilgileri harmanlayarak sizlere aktarmak isterim. Ama öncelikle size şunu sormak istiyorum. “Radyasyon” kelimesini görmek ve duymak size ne hissettiriyor? Ödünüz mü kopuyor yoksa umurunuzda bile değil mi? Radyasyon hakkında ne biliyorsunuz?
Lisede sözel bölümünde okuduğumdan mıdır, nedir; mesele bilim ve fizik olduğunda ne yalan söyleyeyim aklım biraz karışıyor. Bu sebeple ben nasıl yalın şekilde anlatıldığında anlıyorsam sizlere de bildiğimi bu şekilde aktarmayı deneyeceğim. (Fen-Matematik okuyanlar bıyık altından gülüyorlar… ☺)
Radyasyon, uzayda yayılan enerjidir ve insanoğlunun yaşadığı çevrenin bir parçasıdır. Aslında hepimizin ödünü kopartan bu radyasyon çeşitleri, yaşamın her yerindedir. Yaşamımızda her an birçok radyasyon çeşidine maruz kalıyoruz, bunların zararsız olan çoğunluğu güneşten veya arka plan olarak bilinen kozmik radyasyondan ve kullandığımız günlük aygıtlardan geliyor. Radyasyon kelimesi genelde radyasyon zehirlenmesi ve kanser gibi sağlık sorunlarıyla yan yana kullanılsa da kelime anlamı, “enerjinin dalgalar ve parçacıklar yolu ile transferi” demektir. Radyasyon temel olarak iki kategoride ele alınıyor; iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon. Tam radyasyonun ne olduğunu sindirecekken bir de ikiye ayrıldığını öğreniyorum. Kendi kendime neden ikiye ayrılıyor diye soruyorum ve öğrenince çok akla yatkın bir cevap buluyorum. Buyurun cevap; canlı veya cansız tüm varlıklar atomlardan oluşuyorlar. Bir elementin tüm kimyasal özelliklerine sahip en küçük parçası olan atom; proton, nötron ve elektronlardan oluşuyor. Herhangi bir nedenden dolayı atomdan bir elektron kopartılması veya atoma bir elektron bağlanması sonucunda, atomun yük dengesi bozuluyor. Bu olaya da iyonizasyon deniyor. İyonizasyon sonucu oluşan atoma da iyon deniyor. İşte bu tanım çerçevesinde de bilim insanları radyasyonu ikiye ayırıyor.
“İyonlaştırıcı” ve “iyonlaştırıcı olmayan” radyasyonlar…  İyonlaştırıcı olmayan radyasyon, belli bir enerjiye sahip ancak kütlesiz radyasyon çeşididir. İyonlaştırıcı olmayan radyasyonların enerjisi, iyonlaştırıcı radyasyonlara göre çok daha küçüktür ve madde içerisinden geçerken yüklü iyonlar oluşturmak yerine, molekül ve atomların döngüsel, titreşimsel veya elektronik değerliğini değiştirme yeteneğine sahiptirler.
Ancak iyonlaştırıcı olmayan radyasyonların canlı organizmalar üzerindeki zararlı etkileriyle ilgili çalışmalar halen sonuçlandırılabilmiş değildir. Bununla birlikte, farklı çeşitlerdeki iyonlaştırıcı olmayan radyasyonların, canlı organizmalar üzerinde farklı etkiler bıraktıkları gözlenmektedir. İyonlaştırıcı olmayan radyasyonlar, iyonizasyon enerjisi sıcaklığına çıkartacak kadar bir ısı verdiklerinde, termal-iyonizasyona bile sebep olabilirler. Aslında günlük hayatımızda ısınmak için kullandığımız ufolar, mutfağımızdaki mikrodalgalar gibi… Bilgi somutlaşınca çok daha anlaşılır hale geliyor, bu yüzden aşağıda bir görsel bırakıyorum.
İşte zurnanın zırt dediği yere geldik; “İyonlaştırıcı radyasyon.’’
İyonlaştırıcı radyasyon, genellikle, atom yörüngesinden bir elektronun sökülüp ayrılması sonucu meydana gelir. Yörüngesinden bir elektron kaybeden atom, pozitif yüklü bir iyon olarak kalır. Atom yörüngesine bir elektron eklenmesi sonucunda da iyon oluşur. Bu tür iyonlar da “negatif yüklü iyon” olarak adlandırılır. Ayrıca serbest nötronlar da iyonlaştırıcı radyasyon olarak kabul edilirler. Yapay radyoaktif maddeler, X ışını tüpleri, parçacık hızlandırıcılar ve doğada var olan çok uzun ömürlü radyoizotoplar, iyonlaştırıcı radyasyon kaynaklarıdır. Bu tür radyasyonlar gözle görülemez ve hiçbir duyu organıyla algılanamazlar. Bunların varlıklarının tespiti için genellikle Geiger sayıcılar gibi özel cihazlar kullanılır. Tıp, sanayi, araştırma, inşaat ve diğer birçok alanda yaygın bir şekilde kullanılmakla birlikte uygun kullanılmadıkları takdirde birçok sağlık sorununa yol açabilirler. Nasıl mı? İyonlaşma hücreye, daha da önemlisi DNA’ya zarar verebiliyor. Hücre yapısını bozup kansere neden olabildiği gibi DNA sarmalını kırıp uzun yıllar sürebilecek kalıtsal bozukluklara da yol açabiliyor. Canlı dokuların iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalması sonucunda, yüksek dozlarda cilt yanıkları, radyasyon hastalıkları ve ölümler daha düşük dozlarda ise kanser, tümör ve genetik hasarlar meydana gelebilir. Buna şu şekilde örnek vererek aklınızda daha somut bir şey çizilebilirim; Çernobil faciası ve dünyaya etkisi, Japonya’nın atom bombası ile bombalanmasından sonra olanlar, radyumlu boya ile çalışan işçiler, radyoterapi hastaları, uranyum madenlerinde çalışanlar…
Genel olarak bakacak olursak, oturduğumuz evlerin yapı malzemeleri, cam ve seramikler, su ve yiyecekler, tütün, yol yapım malzemeleri, değişik yakıtlar, havaalanı radar sistemleri, porselen dişlerde kullanılan uranyum, gündelik hayatımızda kullanılan X-ışınları ve benzeri birçok nedenle iyonlaştırıcı radyasyonlara hepimiz, her gün maruz kalabiliyoruz. Ayrıca nerede ve nasıl yaşadığımıza bağlı olarak yılda 1 milisievert (canlı dokunun maruz kaldığı radyasyonun etkisini gösteren doz eşdeğerinin SI sistemindeki birimi) kadar doğal çevre radyasyonuna maruz kalıyoruz. Söz konusu bu çevre radyasyon kaynakları ise güneşten gelen kozmik ışınlar, yeryüzünde ve vücudumuzda bulunan doğal radyoaktif maddelerdir.
Yani radyasyon için “uzaklarda arama çünkü sen içimdesin” şarkısı söylenebilir. Ne de olsa bizler bile radyasyona sebep oluyoruz çünkü kabaca özetlersek insan vücudundaki ısının temel kaynağı, biyokimyasal tepkimeler sonucu açığa çıkan enerjidir. Sonuç olarak yapmamız gereken, radyasyondan korkmak değil “iyonize olmuş radyasyon”dan korunmaktır.

8 Ocak 1992’de İstanbul’da doğdu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler okuduktan sonra, tasarım ürünler yapan bir markanın kurucu ortağı olarak e-ticaret ile ilgilendi. Özel ilgisi sebebiyle Craft Oyunculuk Atölyesi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Çocukluk döneminden beri sahip olduğu yazma tutkusu ilk meyvelerini 2017 yılının sonunda, yazılarının Lazar Fanzin’de yayınlanması ile vermeye başladı. 2020’nin Eylül ayında Kakımlıcom ekibine dahil olarak bu serüvenine devam ediyor.

YORUM YAP