“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

John Locke

Kilise ile devletin ayrılması gerektiğini söyleyen ilk filozofa bakıyorsunuz şu an. “Tabula Rasa” dediğiniz zaman akla ilk onun ismi gelir. İnsan zihnini boş bir levhaya benzetir John Locke, işte o levhaya denir o. Yalnız aklın gücüne inanan insanın, aklın peşinden giderek özgür düşünce ile var olması gerektiğini savunur. Düşünce özgürlüğümü, eylemlerimizi akla göre düzenlemek anlayışını en geniş ölçüde yayan ilk düşünür olduğundan mütevellit Avrupa’daki Aydınlanma ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olarak kabul edilir. Bu düşünce yapısını ve felsefeyi ortaya atan ilk düşünür kesin olarak John Locke’dur ve kendisi çok büyük adamdır mutlakiyeti sarsan ilk babayiğitlerden.

“Hiç kimse, kendinde olandan fazlasını veremez.”

Klasik bir İngiliz liberal filozof, 17. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri, düşünce özgürlüğü savunucusu ve akılla alınan kararların arkasında duran adam Locke der ki insan hayatına ancak ve ancak akıl kılavuzluk edebilir. Liberalizmin ve Rasyonel Pedagojinin öncüdür. Dikkatinizi çekmek isterim; zira kendisi üç büyük devrime öncü olmuş filozoftur, Deneycilik’in (empirizm) de kurucusudur. İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin temelini oluşturur ve doğal hukuk doktrinini savunanlardan biridir, Rousseau ve Hobbes gibi. “Hiç kimse, kendinde olandan fazlasını veremez.” sözüyle beni aydınlatalı epey olan Locke, liberallerin en güzellerinden. Ruhumuzun; hükümetler, devletler tarafından hapsedilmemesi gerektiğine inanır. Elbette bunu sen git iç, ye, partile kafana göre takıl diye söylemiyor. Bir kere bireyin gelişiminde çevrenin çok önemli olduğunu savunan da ilk kişi. Adam resmen düşünen mantıklı ilk kişi yahu. 🙂 Ona göre yönetici, otoritesini, yönettiği insanların rızasına borçludur. Hükümet bize hep borçlu yani, bizim onlara borçlu olmamız garip aslında sevgili Türk halkı. Nasıl derseniz, bunu doğa durumu ile açıklıyor;

Doğa durumu, yeryüzünde hiçbir siyasi topluluğun olmaması durumudur. Üstünlükler ve karışıklıklar önlensin diye oluşuyor siyasi topluluklar. Bu nedenle itimat eder, birini seçeriz. Seçilen kişinin otoritesi mutlak değildir ve karşılıklı güven ile toplumsal sözleşme oluşturulur. İktidar kaynağını buna borçludur ve insanın özgürlüğü ve ulusun kabul etmesi ile kurulur. Bu da haliyle güvene ihanet edenlerin sözleşmeyi ihlal ettiğini gösterir. 

Yargılama ve cezalandırma hakkını kendi iradesiyle yargıçlara yani yargı erkine bırakan toplum üyeleri, uygulanacak olan yasaların hazırlanması ve yürürlüğe konması görevini de bir başka güce; parlamentoya vermiştir. Ancak bu da yeterli değildir, bir de yürütme erkine ihtiyaç vardır; yasamanın koyduğu pozitif yasaları uygulayacak, ayrıca anlaşmaları yapacak, savaşa, barışa karar verecektir.

“Hukukun bittiği yerde, tiranlık başlar.”

İnsan hakları Locke’a göre yaşam, hürriyet ve mülkiyet olarak özetlenirken, uygulanması, korunması hem yasalarla hem de kurumlarla sağlanır. Yargı bağımsızdır, toplum ise yasaların hükmüne bağlıdır mutlak değil, sınırlıdır. Yani sizin özgürlüğünüz, başka bir insanın özgürlüğüne zarar verdiğiniz noktada sona ermelidir. Siz ne yapıyorsunuz?  Saygısızlık, Sevgisizlik, Hakkı Gasp, Tecavüz , Hakaret, Psikolojik Linç, Dışlama gibi yöntemlerle insanın ırzına geçiyorsunuz her alanda. Hiç kızmayın bireysel olarak da yapıyorsunuz bunu, inkar gereksiz. En önemlisi bunların herhangi biri gerçekleştiğinde devlet ya da bireyler ve yahut kurumlar fark etmezin, kişi ya da kurumlar, devlet görevini yapmadığında insanların devlete karşı ayaklanması hak değil, görevdir. Kimse görevini yapmıyor yani. İnsanlar, hani o fakir bırakılan insanlar var ya nasıl bilsin bunları adamların eğitimi yok. Senin benim gibi güya farkındalığı yüksek kişiler bile görevimizi yapamıyoruz. İşte sistem sizi böylece köleleştirmiş oluyor zaten. Neyse yine derinden girip moral bozmak istemem, şurda sevdiğim tek liberali yazarken. 

O başka liberaldir.

Güzel liberaldir.

Mesela Mülkiyet konusunda tam liberal değildir, neden? Çünkü onun düşüncesine göre mülkiyet Tanrı’nın biz insanlara bahşettiği bir haktır ve herkes yararlanmalıdır. O da bu da benim .Şu da benim ooo hepsi benim yapamazsın. Ona göre mülkiyetin sınırı vardır, bu sınır herkesin ihtiyacı kadar toprak alması, sana yettiği kadar erik toplaman gibi… Sonuçta dediği gibi; “Hukukun bittiği yerde, tiranlık başlar.” Severim, çok özel adamdır. Keşke onu ve düşüncelerini daha çok geri kafalı okusa.

John Locke anayasanın ta kendisidir. Huzur içinde uyusun. “Arzu ne kadar fazlaysa rahatsızlık hissi de o kadar şiddetlidir.” O nedenle korkmayın o rahatsız hissiyattan, o sizi arzularınıza kavuşturacaktır. 🕊

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP