“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

“Kadın Dediğin Film Çekmez”: Kadın Yönetmenler Tarafından Çekilen 5 Film

İki bin yirmi yılının Ağustos ayında neden hala görünüşü farklı olanların, kadınların ve LGBTİQ+ bireylerin eşitlik haklarını savunmak zorunda kaldığımıza anlam veremiyorum. Milenyum çağından önceki yüzyıllarda bilim kurgu yazarlarının bugünleri hayal etmeye çalıştıklarında akıllarında canlanan fikirlerden çoğumuz haberdarızdır. Peki neden hala o noktaya varamadık?

Neden bir film listesi hazırlama fikri kafamda dolaşırken “kadın yönetmenlerin” çektiği filmler üzerine bir liste fikri geliyor aklıma? İşte bu sorunun cevabı var: Çünkü günümüzde, şu gezegenin her bir noktasında genel insan haklarının çoktan halledilmiş olunması ve ek olarak, ne tarz medeni kararlar alabileceği tartışıyor olmalıydı. Ancak bu gezegenin virüsü olan bizler, hala insanları cinsiyet kalıplar üzerinden; cinsel yönelimleri, ırkları ve ten renkleri yüzünden bölüp paramparça ediyoruz.

Sinema sektörüne baktığımızda da kadınların çektiği sıkıntılar bitmiyor. Günlük yaşantılarında tahrik edilen (?!) erkekler tarafından katledilmeden hayatta kalmaya çalışan kadınlar, bir film çekmek istediklerinde fon bulamıyorlar, yapımcıların ayrımcılığına ve hatta tacizine uğruyorlar. Yönetmen değil de, set çalışanı ise bir kadın, kendini oynadığı eril dille çekilen film ya da dizilerin getirdiği “güçle” tanımlayan başrol oyuncusu (“jön” kelimesi yeniden revaçta) tarafından da mobbinge uğrayabiliyor.

İmajlar dünyasını ideolojik olarak ele geçiren ataerkil zihniyetin içinde var olan ve varlığını korumaya çalışan kadın yönetmenler, -böyle betimlemek rahatsız edici- yıllardır izlediğimiz ve aslında çok beğendiğimiz filmler çekiyorlar. Feminen enerjinin üretkenliği ve estetik algısının farklılığını seven bir birey olarak bugün sizlere, ileride bir seriye dönüşebilecek bir listeyle geldim. “Kadın dediğin film çekmez,” diyenlere inat gözlerini vizöre, kalplerini inandıkları fikirlerine dayayan kadınların filmleri sizlerle…

not: bu listedeki filmlerin sırası karışık olup herhangi bir beğeni sırasına göre sıralanmamıştır. ayrıca, listede yalnızca yazarın izlediği filmlere yer verilmiştir. fazlası için takipte kalın.

Sans toıt nı loı (1985) yön. Agnès Varda

Sans toit ni loi (1985) dir. Agnès Varda

Fransız Yeni Dalgası’nın ismi konulmadan önce temellerini oluşturan ve öncülerinden sayılabilecek Varda’nın en sevdiğim filmlerinden Sans toit ni loi, gezgin olan genç bir kadının donmuş bedeni ile açılan film süresince genç kadının, o noktaya gelmeden önce başından geçenleri ve iz bıraktığı insanları izliyoruz. Her birimizin görünmez ağlarla birbirine bağlı olduğu bu yaşamda geçen ve kalan imgeler üzerine derinlemesine düşünmeye teşvik edecek bir film.

Lady Bırd (2017) yön. Greta Gerwıg

Lady Bird (2017) dir. Greta Gerwig

2010’ların ikinci yarısında Amerikan Bağımsız Sineması’na yazıp yönettiği filmleriyle enfes bir tat katan Greta Gerwig’in ikinci filmi, katolik bir ailede büyüyen 17 yaşındaki genç bir kızın, hayatın en temel moleküllerini keşfedişini ve New York’a kadar uzanan hikayesini ele alıyor. Film, festivallerde çok fazla övgü alırken eleştirmenlerin de büyük bir çoğunluğu tarafından sevildi. Hatta çekildiği 2017 yılında, film eleştirmenlerinin oylarıyla Rotten Tomatoes sitesinde bile yılın en iyi filmi seçilmişti.

Her ne kadar Amerikan yaşantı tarzı bizlere yabancı olsa da filmin diyaloglarının, sahnelerinin ve karakterlerinin dürüstçe oluşturulmuş olması sayesinde izleyen kişi kendi hayatından da pek çok izle karşılaşıyor.

A Gırl Walks Home Alone at Nıght (2014) yön. Ana Lıly Amırpour

A Girl Walks Home Alone at Night (2014) dir. Ana Lily Amirpour

İngiltere’de doğduktan sonra küçük yaşta Amerika’ya taşınan İranlı bir kadın yönetmen tarafından çekilen film, geceleri sokaklarda kaykayıyla dolaşırken post-punk dinleyen, feminist bir vampir kadının hikayesini anlatıyor. Kendi yargı sistemini oluşturan kadın, içindeki kötülüğü dışına yansıtan erkeklerden intikam alarak “adaleti sağlıyor”.

Ayrıca Farsça çekilmiş olmasına rağmen filmin setinin, İran değil de California’ya kurulmuş olması da gerçekten enteresan. Ancak, sinema konusunda Saudi Arabistan‘dan da sert olan ve sinemacı Jafar Panahi’ye ev hapsi veren bir ülkede Ana Lily Amirpour’un bu filmi, böylesi feminist söylemlere sahip bir kadın olarak çekmesini beklemek, fazla naif olurdu ne yazık ki… 

Filmi izleyecekler için de şunu eklemek istiyorum: Filmde gördüğümüz “erkeklerin” çoğunun Amerikan jönlerine benzemesini, İran sinemasının Amerikan sinemasının eril dili ve tekelleştiren yapısına karşı açtığı bir savaşın temsili olarak da okunabilir.

Tonı Erdmann (2016) yön. Maren Ade

Toni Erdmann (2016) dir. Maren Ade

Toplumsal ve bireysel dinamikler için de öznenin giderek sıkışıp kendine yabancılaştığı günümüzde, insan ilişkilerinin de giderek plastikleşmesini absürt bir dille yaratılan kara mizah unsurlarıyla anlatan film, vizyona girdiği yıl Cannes Film Festivali’nde, 2000’lerde eleştirmenler tarafından en fazla oyu alarak ödül kazanan filmlerden biri oldu.

Yönetmenin kameranın konumu üzerine özenle kafa yorduğunun her sahnede anlaşıldığı filmde, yavaş tonda başlasa da 160 dakikanın nasıl da geçtiğini hissettirmiyor ve seyirciyi tamamen içine almayı başarıyor.

The Babadook (2014) yön. Jennıfer Kent

The Babadook (2014) dir. Jennifer Kent

Korku ve gerilim türüyle arası pek olmayan bir sinema insanı olarak şunu söylemeliyim ki bu, film bir harika! Çünkü filmin türü korku ya da gerilimden ziyade, drama. Çocuk dergilerine hikayeler yazan bir kadın ve oğlu üzerinden anlatılan hikaye, psikanalitik unsurlar temelinde kurulmuş anlatı yapısıyla kültleşiyor.

Ayrıca bir kadın yönetmenin, çoğu okuyucusu tarafından seksist bulunan Freud gibi bir psikanalistin ilk kez ortaya attığı oedipus kompleksi üzerinden kolayca okunabilecek bir film yapması düşündürücü…

Kakımlı Bonusu: I Am Not a Wıtch (2017) yön. Rungano Nyonı

I Am Not a Witch (2017) dir. Rungano Nyoni

Kadınlara karşı uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddetin, kültür ya da mekan fark etmediğini çok güzel anlatan modern bir Jeanne d’Arc hikayesi denilebilir. Cadı olduğuna inanılan küçük bir kızın başından geçenleri anlatan filmde, küçük kız cadı olduğunu kabul ettikten sonra “onun gibi” kadınlarla birlikte çölün ortasında bir yere gönderiliyor.

Filmde beyaz renginin, yaşantımızın tüm çatlaklarından içeri sızmış mikro iktidarın bir temsili olarak kullanılması da gerçekten etkileyici. Bunun yanı sıra, cadı olduğu için mahkum edilen küçük kız üzerinden prim yapan adam ise “erkil” düzenin başarılı bir temsili haline geliyor. Ayrıca yönetmen, imgeleri manipüle ederek yeniden üreten televizyonu da maddeleştirerek kadınları -metaforik açıdan- cadı olarak lanse eden devlet, medya ve topluma sert bir eleştiride bulunuyor.

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP