“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

KAFAMIN İÇİNDE PARTİ Mİ VAR?

Her yalnız zihnin içinde dışarıdakinden zengin bir dünya vardır, derler. Bilimsel araştırmalar da benzer yönde bulgulara erişmekte: Yalnızlık insan beyninde değişikliklere yol açıyor olabilir. Sonunda bu da oldu, yalnızlık beynimizi bozdu, gibi kasvetli düşüncelere sapmaksızın yazının devamını incelemenizi öneririm. İnsan beyninin hayret verici potansiyelini asla hafife almayın.

 

YALNIZLIK EPİDEMİSİ

 

Pandemi öncesi dünyada, pek çok ülkede yaşanan bir sorun vardı, abdliler bunun adına “yalnızlık epidemisi” diyorlardı lakin olay abdye özgü değildi. Sağlık sigortası şirketi cigna, 2019’da, pandemi öncesinde, 10.000 yetişkinin katıldığı bir araştırma yaparak her yüz kişiden 61’inin yalnız hissettiğini ifade ettiği bilgisine ulaşmıştı. Belki de yalnızlık epidemisi de artık bir pandemi halini almıştır; Covid-19’un etkisiyle değişen yaşamda yalnız hissedenlerin sayısında dramatik bir artış olduğunu varsaymak güç değil. Ancak, yazının daha ilerisinde ele alacağımız bir ihtimal daha var: Pandemi, yalnızlık hissini dengeleyici bir etki gösteriyor da olabilir.

 

HİS DEYİP GEÇME

 

Yalnızlık sadece hissedilen bir şey mi? Tek etkisi hissedilip geçmesi mi? Bilim insanlarına göre açlık gibi bir ihtiyacımız beynimizde nasıl bir aktiviteyi tetikliyorsa yalnızlık da aynı şekilde bir takım beyinsel aktivitelere yol açıyor. En yeni araştırmalar gösteriyor ki yalnızlık beynimizde belli bir ölçüde değişimi de tetikliyor.
Nasıl değişimler olduğunu anlayabilmek için önce gelin beynimizin içine bakalım. Beynimizin varsayılan moddaki ağı, beynin bazı uzak bölgelerini birbirine bağlayabilen büyük ölçekli bir ağdır. Hayal kurduğumuzda, geçmişin hikayesini zihnimizde canlandırdığımızda, geleceği planladığımızda aktive olan bir sistemdir. Nature Communications’da yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre bu ağ “yalnızlık duyan insan”da daha güçlenmiş olabilir.
McGill Üniversitesi’nden bilim insanları, yalnızlığın beyindeki üç değişiklikle bağlantılı olduğunu buldular:
  1. Varsayılan mod ağına (default mode network – DMN) dahil olan beyin bölgelerinde daha yüksek gri hacim,
  2. Varsayılan mod ağında daha fazla bağlantı,
  3. Hipokampüsten o ağa sinyalleri taşıyan, forniks adı verilen sinir lifi demetlerinde daha sağlıklı yapı.
Bunları okuyunca yalnızlığın beyne iyi geldiği fikrine kapılmak mümkün. Ancak iyi ve kötü yargılarına varmadan, bilimsel bir perspektifi koruyarak bakacak olursak bu üç değişim en temelde şuna işaret ediyor: Beyin yalnızlığa uyum sağlayabiliyor ve bunu sağlamak için kafamızda sosyal bir dünya yarattığına dair somut işaretlere erişmiş olabiliriz.

 

KAFAMIN İÇİNDE BİR PARTİ Mİ VAR?

 

McGill Üniversitesi’nden Prof. Nathan Spreng, “Yalnız insanlar, sosyal dünyayı daha büyük ölçüde hayal etme eğiliminde olmakla beraber, sosyal deneyimlerini daha fazla anımsama eğiliminde,” diye açıklıyor bulguları. “Sosyal uyarımın yokluğu halinde, beynin bu durumu, varsayılan mod ağının bu işlevlerini yukarı doğru düzenleyerek telafi ettiğini düşünüyoruz.”
En kaba tabirle, yalnızlık derinleştikçe beynin kafamızın içinde bir parti başlattığını iddia etmek mümkün.
38.701 kişiden alınan beyin taramaları ile yalnızlık beyni değiştirir mi sorusunun peşinde düştüler bilim insanları. Katılımcılara verilen anketlere göre, bu kez de analiz edilen örneklemdeki kişilerin yüzde otuzu yalnız hissettiklerini bildirdi. Ekip, beyin yapıları ve aktivitelerindeki kalıpları aradığında, beynin az önce saydığımız üç değişim işaretini gösterdiğini buldular.
Bu çalışma bize beyindeki bu değişikliklere illaki yalnızlığın neden olduğunu söyleyemez. Spreng, şimdilik yalnızlığın bu fiziksel değişikliklerin itici gücü olabileceğini varsayıyor. Zira beynin kendini adapte edebildiği bilinen bir gerçek.

 

YALNIZLIĞIN NÖROBİLİMİ

 

Yalnızlık fiziksel bir durum ve duygusal bir deneyim olabilir. Yalnızlık üzerine yapılan araştırmalar, bunun sadece etrafta insanların olmamasının bir sonucu olmadığını, kendimizle diğer insanlar arasında bir uçurum olduğu algısının da yalnızlığa yol açtığını gösteriyor. Kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlık da yalnızlığın ta kendisi demektir bu durumda.
2019’da yapılan bir araştırmaya göre, yalnız insanların beyinleri, kendilerini ve başkalarını düşündüklerinde (bu başkaları, onlara yakın insanlar olsalar bile) farklı aktivasyon kalıpları ve medial prefrontal kortekste daha düşük aktivite seviyeleri gösterme eğiliminde. Bilim insanlarına göre yakın arkadaşlarınız ve ailenizle çevrili olsanız bile, yalnızlığın kendinizle çevrenizdekiler arasındaki algılanan “boşluktan” kaynaklandığını varsayabiliriz.
Bu çalışma, beynimizin yalnızlığa geçici cevabının, daha önce sahip olduğumuz etkileşimleri yeniden oynayabilen ve yeniden yaşayabilen ağı geliştirerek durumu telafi etmek olduğunu öne sürüyor.
Spreng, “Bunun sosyal insanların nasıl olduğuyla ve bağlantılı bir sosyal çevreye dalmanın önemi ile bir ilgisi olduğunu düşünüyoruz,” diyor.

 

YALNIZLIK BENİ SONSUZA DEK DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?

 

Önemli bir hatırlatma yapıyor Spreng, “Beyin, karşılaştığımız zorlukları ele alma konusunda dinamiktir.” Yani kişinin zengin sosyal deneyime geri dönmesi durumunda, bilim insanlarının tespit ettiği bu telafi amaçlı değişimler yeniden telafi edilebilir ve beyin bir kez daha değişebilir. Yalnızlık beyni sonsuza dek bambaşka bir hale getirir demek pek de mantıklı bir sav olmaz.
Pandemide zengin sosyal deneyim çoğumuz için bir rüyadan ibaret. Peki ya çivi çiviyi sökmekteyse? Pandemi öncesinde yalnızlık artarken mevcut felaket bu yalnızlık hissini gidermeye başlamış olabilir mi?
American Psychologist’te yayınlanan bir anket, yalnızlığın pandemi sırasında gerçekten dengelenmiş olabileceğini buldu. Salgından önce, yine Mart ayının sonlarında ve daha sonra Nisan’da ankete katılan 1.500 kişiden oluşan bir örnekte (birçok eyalet evde kalma emri verirken), ekip, yalnızlığın nispeten durgun kaldığını gözlemledi. Bunun yerine ekip, insanların başkalarından daha fazla destek aldıklarına inandıklarını keşfetti.

 

BEN NEYİ DEĞİŞTİREBİLİRİM?

 

Özellikle şu günlerde, yalnızlık algımızın içimizde ve dışımızda bir takım değişimleri tetiklediğini göz önüne aldığımızda, bu değişimleri doğrudan bilinçli şekilde istememiş olsak da onları beynimizin muazzam adaptasyon gücünün meyveleri olarak görebiliriz. Aynı zamanda, bilinçli seçimlerle etkin bir değişim yapmak için de fırsatımız var: Pandemi çivisi ile yalnızlık çivisini sökebilir; dostlarımıza, ailemize, bizi destekleyeceğine inandığımız topluluklara yaşamımızda daha çok yer verebiliriz. Çünkü kesin olan şu ki beynimiz bu yeni duruma da adapte olma potansiyeline sahip. O güne dek sevgili yalnızlar, beynimizin içindeki partide, anılar caddesinde ve gündüz düşü parkında, herkese iyi eğlenceler, bol gri maddeli beyinler!

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP