“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

KAHVE(EVİ) KÜLT(ÜR)Ü: KAFELERİN TARİHİ

Sosyalleşmeye aşerdiğimiz ve sosyalliğin değerini iyice anladığımız bu zorlu koşullarda, mahallelerin en önemli buluşma, karşılaşma, çalışma, dinlenme ve sosyalleşme mekânı olan kahveevlerinin eksikliğini hayatlarımızda iyice hissediyoruz. Tarih boyunca da kahveevleri çeşitli nedenlerle kısıtlanmış, kapatılmış veya yasaklanmış. Her zaman özlenmiş. Kahveevleri sadece sosyalleşmek için değil, diğer insanlarla birlikteyken de bireysel kalmak, konsantre olarak çalışmak, kitap okumak ve bazen de sadece gözlem yapmak için tercih edilmiş. Tür olarak birbirimizi istiyoruz; birlikte olmak istiyoruz. Yeni insanlarla, arkadaşlarımızla, dostlarımızla bağ kurmak, yaşamı anlamlı kılan parametrelerden… Ben de bu yazı dizimde kahveevlerinin tarihteki yolculuğundan ve öneminden bahsedeceğim; günümüzün zorlu şartlarında hem kahveevi müdavimleri hem de kurucuları neler hissediyor araştıracağım.

Bireysel ritüelden sosyalleşmeye ve yeni bir mekân tipolojisine…


Kahve, keşfedildiği ilk zamanlarda bireysel olarak veya bir ritüel eşliğinde tüketilir. Dinlerin ve inançların kahvenin yayılmasına büyük etkisi vardır. Şamanlar, bol köpüklü kahve geleneği ile bereketi çağırdıkları söylenir. En ünlü ve köklü kahve ritüeli, birkaç saat süren ve misafirperverlik işareti olan Etiyopya’daki kahve törenleridir. Tütsü dumanı ve Afrika müziği ile kaplanan bir ortamda kahve; ortamın en genci tarafından -nesiller arası köprüyü temsilen- oradaki en yaşlı yerliye sunulur. Toplamda 3 fincan kahve eşliğinde sohbet edilir; kahve artık sosyalleşmenin bir aracı hâlindedir. 15. yüzyılda sufiler kahveyi Etiyopya’dan Yemen’in Aden kentine taşırlar. Aden ve Mekke’de kahveevi tipolojisi kahve eşliğinde sosyalleşmenin özel bir mekânı olarak belirir.

İstanbul’a kahve ve kahveevi gelir…


16. yüzyılda kahve ve kahveevi tipolojisi İstanbul’a ve Osmanlı İmparatorluğu’na seyahat eder. Ancak kahveevleri; din/devlet tarafından kontrol edilemeyen bağımsız topluluklar oluşturması nedeniyle otoriteleri sürekli endişelendirir. Belli zamanlarda kahve ve kahveevleri çeşitli nedenlerle (örneğin kahvenin yanık bir besin olduğu iddiası sonucu müftülük fetvası ile kahvenin haram sayılması gibi) yasaklanır, kahveevlerine konulan ağır vergilerle caydırma politikası uygulanır veya işe gelen durumlarda kahveevleri hafiyelik ve denetim için kullanılır. Bir yandan da sarayda kahve içmek, zenginlik göstergesi olan bir ritüeldir ve padişaha kahve pişirmekle görevli özel bir “kahvecibaşı” bulunur.

Kahve ve kahveevi Avrupa’ya dalgalar hâlinde yayılır…


17. ve 18. yüzyılda kahve ve kahveevi çeşitli yollardan Avrupa’ya yayılır. Bu sefer de Avrupa’daki Hıristiyan otoriteler kahveyi, bir Müslüman içeceği olduğu iddiasıyla, Papa’nın fetvası eşliğinde bir dönem yasaklarlar. Ancak hiçbir dönem yasak tanımayan kahveevleri kendi müşteri portföylerini geliştirir. 19. yüzyılda kahvenin ilk dalgası başlamıştır. Artık hedef, kahve çekirdeği ve hazır kahve ticaretiyle müşteri kitlesini arttırmaktır. 20. yüzyılda ise kahveevi müdavimleri pazarlanan kötü kahveleri içmek istemez. Özellikle İtalya’da kahve, rutine karşı verilmiş bir moladır. İtalyanlar sosyalleşmeye bayılır. Hâl böyle olunca -özellikle espresso bazlı içecek çeşitleriyle- kahveevlerinde sosyalleşme pazarlanır artık.

“Bilgelik Okulları”


Foucault’nun heterotopya kavramı kahveevlerine uyar. Heterotopya, ütopyanın homojen diktasının tersi olarak, gerçeğin çok katmanlı, bazen bozucu ve yerinden edici, ancak her daim karmaşık mekânıdır. Kahveevleri de farklı sınıflardan, anlayışlardan, mesleklerden ve yaşlardan insanları yan yana getirir. Farklı kesimlerin kendilerini tanımladıkları, keşfettikleri ve sosyal bir çevrede yaşamın tadına vardıkları deneyim yerleridir kahveevleri. Mevki ayrımları oralarda geçici olarak askıya alınır. Oradaki herkesin, nezaket çerçevesinde, istediği konuya katılma hakkı vardır. Sohbet, özgür akış içindedir.
19. ve 20. yüzyılda kahveevleri sadece sohbet için değil; canlı müzik dinlemek, sanatçıları izlemek, satranç oynamak, haber ve bilgi paylaşmak, isyan planı hazırlamak veya felsefi kavramlar hakkında tartışmak için yerler olur. Sanatçılar, felsefeciler ve edebiyatçılar kahveevlerini ofis ve buluşma yeri olarak kullanırlar. Birçok özgün eserin, iddialı düşüncenin ve -özellikle aykırı ve tuhaf- sanat akımının ve kurumların temelleri buralarda atılır. Enformel eğitim kurumları olarak bilinçlendiren ve bilgilendiren kültür ve sanat merkezleridir. Bu yüzden kahveevlerine “Bilgelik Okulları” denir.

3. Dalga ve Kahveevi Kültürü

Zamanla kendi müdavim kitlesini, tabirlerini ve ritüellerini geliştiren kahveevleri, 21. Yüzyılın ortalarından itibaren kahveye yönelik yeni bir bilinç geliştirir. Artık üretici, işletmeci ve tüketici, kahvenin tüm süreçleri hakkında şeffafça bilgilenmek ve bilinçlenmek ister. Kahve çekirdeğinin kendisi, bireysel tadım deneyimine yönelik kişisel parametreler ile sunulur. Kahvenin kendisi, kökenlerindeki törensel takdime kahveevlerinde kavuşmuştur.

Tarih Boyunca Kahveevleri
Bu yazı dizisinde 15. yüzyıldan başlayarak Aden, Mekke, İstanbul, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya ve Amerika’daki kahveevlerinin tarihinden, gelişiminden, tiplerinden, mekânsal özelliklerinden, en popülerlerinden ve ünlü müdavimlerinden bahsedeceğim. Güncel olarak, düşüncelerini aktarmak isteyen müdavim kahveevi kurucuları ve müdavimleri ile konuşacağım; pandemi döneminde hem kurucuların hem de müdavimlerin yaşadığı zorlu süreçleri nasıl geçirdiklerini aktaracağım.

Bir sonraki yazı: 15. ve 16. yüzyılda kahveevi kültürünün Yemen’den Anadolu’ya Yolculuğu.

Kaynaklar:
“Kahveler Kitabı” -Salah Birsel
“Coffee Obsession” -Anette Moldvaer
“Kahvehane Kültürü” -Yrd. Doç. Dr. M. Cengiz Yıldız
“Kahvenin Hikayesi” -Stewart Lee Allen
“Osmanlı Kahvehaneleri: Mekân, Sosyalleşme, İktidar” -Ahmet Yaşar
“Kafeist Manifesto” -Steven D. Ward
“Kahve: Topraktan Fincana” -Cenk R. Girginol
“Bunchum: Ortak Noktamız Kahve, Gerisi Bahane” -Başak Tolga
“Kahve: Sohbetin Bahanesi” -Deniz Gürsoy

Fotoğraf kaynakları:
https://i.pinimg.com/originals/dc/08/d0/dc08d079419239ad9562de175d4d3721.jpg
https://norfolk.coffee/wp-content/uploads/2018/03/kaldi.png
https://muslimheritage.com/wp-content/uploads/2019/06/muslimheritage-the-coffee-route-from-yemen-to-london-10th-17th-centuries-coffee-route-yemen-london-10th-17th-centuries-banner.jpg
https://www.historytoday.com/sites/default/files/coffeehouse.jpg
https://arcanadotfm.files.wordpress.com/2020/09/op1-3.jpg
https://gastronomos.fr/wp-content/uploads/2019/06/caf%C3%A9-de-flore-the-most-mythical-of-paris-coffees-2.jpg

1986’da Antalya’da hayata başlayan Tolgay; Özel Üsküdar Amerikan Lisesi ve Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu, TeCe Mimarlık ve Nevzat Sayın Mimarlık Hizmetleri’nde mimar olarak; Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak birer sene çalıştı. İTÜ Mimari Tasarımda Bilişim Yüksek Lisans Programı’na ve Bahçeşehir Üniversitesi Caz Okulu’na caz vokal olarak da kabul edildi; Ferhat Öz, Sibel Köse ve Başak Yavuz'dan vokal eğitimi aldı.2018’de kurduğu Filtre Platform, İstanbul’un çeşitli kafe ve sergi mekânlarında sanat/tasarım üzerine disiplinler ötesi kulüp buluşmaları, söyleşiler, keşif gezileri, atölye çalışmaları ve sergiler düzenledi. TAK ile birlikte 40 sanatçı/tasarımcı ve 28 adet etkinliğin dahil olduğu 12 saatlik Tesadüfler Festivali’ni düzenledi. İ ME CE bünyesinde, farklı disiplinlerden oluşmuş büyük ekibiyle “Askıda Aralık” ismindeki 60 metrelik etkileşimli bir parkur yerleştirmesini ve “Askıda An” isimli deneysel konserini tasarladı ve uyguladı.Alternatif, sıradışı ve özgün yaratıcılığa öncelik ve değer veren Tolgay, Provalar isimli özgün yaratıcılık atölyesi ile herkesin içindeki yaratıcı potansiyeli ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor, bir yandan da yaratıcılık koçu ve eğitmeni olma yolunda ilerliyor.

YORUM YAP