“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Kanıtlandı, Onlar Kardeşmiş: Kaygı ve Korku

Kaygı nedir, bizi korur mu? Derdimiz mutlu olmak değil haklı olmaksa; monoton, konfor alanımızın dışına çıkmadan yaşamak istiyorsak, orta düzeyde hissedileni koruyabilir bazı tehlikelerden bizleri ama aşırısı yaşanabilecek tüm güzel zamanlarınızı çalar. Kaygı kişinin kendisiyle ilgilidir çünkü. Kaygılı insan, bir başkasına objektif bakamaz, kendi yaşanmışlıklarını düşünür, bunu diğerine yükler. Kaygıyı taşımak, umut taşımaktan çok daha zordur oysa. Bir kere bilinçten yüreğe sızmış ise, artık geçmiş olsun. Siz farkında olsanız bile yaşadığınız duygu durumunun, elinizden bir şey gelmez, hayatınız cok zorlaşacaktır. Genelde insanlar boş yere evham yaptığının bilincindedir ama engel de olamazlar işte. İlacı nedir, var mıdır? Belki sabırlı olmak, haksız çıkmayı düşleyerek yaşayabilmek, umutlu olmak, herkesin dilinde olan “an”da kalmak… Şimdi korku ile beyinde aynı temellere oturduğuna dair bulgular bulunmuş, belki çözümü, ilacı da yakınlaştırır bu araştırma.

Kaygı, korkunun içe yerleşmiş, içselleşmiş hali… Korku denilen “bilinç” ile ilgili şeyin “duygu”ya dahil olmuş halidir. Haddini aşmış kaygı oldukça tehlikeli, insanın hayatını elinden alıverir, kendimize yabancılaştırır bizi. Bu söylediğimden korkup daha fazla kaygı duymayın lütfen. Kaygı sadece olabileceklerinden korktuklarımızı şimdileştirir ve şimdisine yana yıkıla yalvardığınız şeyi size yaşattırmaz, sadece ileride dönüşeceği şeyi düşündürür, hissettirir.

Bu düşüncelerin aslında hayatımızın her anına sirayet eder. Haberleri izlerken, ülkenin geleceğini düşünürken, özel hayatlarımızda; evlenmeden önce, boşanmadan önce, çocuk sahibi olmadan önce, yeni bir ilişkiye veya işe başlamadan önce; henüz yaşamadığımız ve ne yaşayacağımızı bilmediğimiz pek çok anda bu duyguyu hissediyoruz. “Acaba nasıl olacak?” sorusu zihnimizi ele geçiriyor; biz durumun farkında olup kendimizi oradan uzaklaştırmadığımız sürece. Açıkçası gamsız kalmak da çok zor olabiliyor, bizim gibi ülkelerde, yarını bırak günün sonunu kestiremeden yaşamak zorunda olduğumuzu düşünürsek, hepimiz bir miktar gelecek kaygılıyızdır. Ama işte bu kaygı yoğunluğunda kaybolmamaya çalışmak lazım. Boğulmak sadece denizde gerçekleşebilecek bir tehlike değil; hayatın içinde her gün fazlasıyla var. Herhangi bir günde kendimizi akıntıya bırakıp, hatta olmayan akıntıların varlığını düşünüp, kendimizi yaşarken boğabiliriz.

abd’de en yaygın görülen zihinsel hastalık ailesi olan kaygı, COVID-19 salgınıyla birlikte doruğa ulaşmış. Etrafınızdan da duyuyorsunuzdur; anksiyete teşhisi koyulan insan sayısı sürekli artıyor. Belki size de konulmuştur, artık grip olmak gibi ne de olsa. abd Hastalık Denetim ve Önleme Merkezleri, abd’de yaşayan neredeyse üç yetişkinden birinin ve 18-29 yaş arasındaki insanların %41’inin, Ağustos’un sonlarında klinik açıdan önemli derecede anksiyete belirtisi yaşadığını tahmin ediyor. Şimdiyse Maryland Üniversitesi’nin önderliğinde yürütülen yeni çalışmanın bulguları, anksiyetenin yani kaygı bozukluğunun temel sinirbilimi hakkında uzun süredir kabul edilen bazı düşüncelerin yanlış olduğunu öne sürüyor.

Rapor, korku ve kaygının birbiriyle çakışan beyin devrelerini yansıttığına yönelik yeni kanıtlar sunuyor. Bulgular, popüler bilimsel açıklamalara karşı çıkıyor ve kuramsal yönden büyük çaplı bir yeniden değerlendirme ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Çalışma, geçen hafta Journal of Neuroscience bülteninde yayımlandı.

MÜ Sinirbilim ve Algısal Bilim Programı’nın çekirdek bir fakülte üyesi olan Shackman’a göre ‘korku’ ve ‘anksiyete’ arasındaki kavramsal ayrımın, antik zamanların Yunan filozoflarına kadar olmasa bile Freud’un zamanına kadar uzandığını, söylüyor ve ekliyor: “Geçtiğimiz yıllarda, beyin görüntülemesi yapan uzmanlar ve klinik tedavi uzmanları bu ayrımı genişletmiş ve korku ile kaygının, birbirinden ayrı beyin devreleri tarafından yönetildiğini iddia etmişlerdi.”

Ancak Shackman yaptıkları yeni çalışmanın, bu eski üslubun hatalı olduğunu öne süren ve hızla büyüyen yeni bulgulara bir yenisini eklediğini söylüyor. “Korku ve anksiyetin, beyinde çok büyük oranda örtüşen sinirsel bir yapı taşları dizisi kullandığı görülüyor.”

YORUM YAP