“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Keskin Deha: Voltaire

Yöneticilerine sataşınca fransadan sürülmüş, ingiltereye gitmiş. Seksendört yıl kadar yaşamış, gittiği kentlerden bir bir kovulsa da dopru bildiğini söylemeye devam etmiş, sonunda hakkı teslim edilmiş ki “l’homme du sciecle” (yüzyılın adamı) ünvanını almış. Savunduklarıyla devrimin, aydınlanmanın önderlerinden olmuş; şiirleri, romanları, oyunlarıyla edebiyat dünyasının.. Candide’de iyimserlik temasını işlemiş, iyimserlerle dalga geçmiş gibi gözükürken gaddarlığı, şiddeti, despotizmi, inanç sömürüsünü yermiş, her türlü bağnazlık ve kör inanca karşı akılcılığı yüceltmiş. Asıl adı Jean François Arouer’ken kendi ismini koymuş. Napoleon’un en önemli muhaliflerinden olmuş. “Öldürmek suçtur, tabi kitle halinde ve borazanlar eşliğinde yapılmadığı sürece” sözünü söylemiş kişi: VOLTAIRE

 

Paris’te, 1694 yılında bugün doğar, esas adı François Marie Arouet olan Voltaire. Babası François Arouet noter, yedi yaşında kaybettiği annesi Marie-Marguerite Daumand ise Poitou’lu soylu bir ailedendir. Dehamız daha üç yaşında La Fontaine okumaktadır. Sekiz yıl boyunca sanat eğitiminin başladığı Collège Louis-le-Grand’da okur. Fakat orada “Latince ve aptallıklar” dışında bir şey öğrenmediğini düşünür. Karar vermiştir; mezun olup edebiyat kariyeri yapacaktır. Lakin birçok insanın gelişimine engel olan ebeveyn türü onda da vardır. Babası ısrarla oğlunun hukuk eğitimi almasını ister. Babasından gelen bu baskı o kadar kararlıdır ki nihayetinde Paris’te bir avukatın asistanı olarak çalışır Voltaire. Ama bildiğini okumaya devam eder. Hukuk alanında çalışır gibi yapar bildiğiniz; zamanının büyük bir kısmını hicivsel şiirler yazmaya adar. Babası bunu öğrendiğinde huyundan vazgeçmez, bu sefer de Voltaire’i hukuk okumaya gönderir; yine de Voltaire yazmayı sürdürür. Sivri dili ile aristokratik ailelerin beğenisini toplar. Kral XV. Louis’nin naibi, Orléans Dükü, II. Philippe’i konu alan bir yazısı nedeniyle doooğru Silivri’ye pardon, Bastille’e gönderilir. Orada da yazar elbette. Hangi hapse tıkılan yazar bırakmış ki yazmayı? En iyi eserlerini üretmişler bilakis. Çıkış yaptığı piyesi Oedipe’yi kaleme alır orada ve Voltaire ismiyle imzalar. Oedipe’nin başarısı Voltaire’i etkili bir isim yapmakla beraber onu Fransız Aydınlanmasına dahil eder.

 

Voltaire’in hazır cevaplılığı ve sivri dili başına bela olmayı sürdürür. Ünü giderek artarken karakterinden asla taviz vermeyen, alaycılığından bir şey kaybetmeyen Voltaire, soylu bir şövalye ile giriştiği çatışma yüzünden 1726’da ikinci kez Bastille’i boylar, mahkeme dahi olmadan. Oradan, sürgüne gitmek kaydıyla kurtulabilir. Böylece İngiltere yılları başlar. Voltaire’in ingiltereye sürgünü, ingilteredeki düşünsel durum ve yaşadıkları düşüncelerini büyük oranda etkiler. İngiliz monarşisinden ve ülkenin din ve ifade özgürlüğüne verdiği değerden etkilenen genç yazar, ülkenin yazar ve düşünürlerinden de etkilenmiştir, Shakespeare gibi. Gençlik yıllarından Shakespeare’i Fransız yazarlarına bir örnek olarak görse de, daha sonraları kendini ondan daha büyük bir yazar olarak görür. 3 yıllık sürgünden sonra Paris’e döner ve fikirlerini İngiliz hükümetini konu alan kurgusal bir metinde toplayarak bastırır; Lettres philosophiques sur les Anglais (“İngiliz(ler) hakkında felsefi mektuplar”). İngiliz monarşisini daha gelişmiş ve insan haklarına daha saygılı görmesi nedeniyle yazıları Fransa’da büyük bir tartışmaya yol açar. Dahası yazdıklarının tüm kopyaları yakılır, kendisinin Paris’i terk etmesi istenir.

 

Bundan sonra sınırdaki Château de Cirey’e yerleşen Voltaire burada aşık olur. Marquise (Markiz) du Châtelet, ile bir ilişkiye başlar. Voltaire ile Marquise 21.000’den fazla kitap toplarlar. 15 yıl süren bu ilişkisi entelektüel anlamda da meyvelerini verecektir Voltaire’e. Yazmaya devam eden Voltaire Mérope gibi oyunları ve bazı kısa öyküleri yayımlar. İngiltere’de geçirdiği zamanda onu en çok etkileyen şeylerden birisi enteresan bir şekilde Isaac Newton’un çalışmaları olur. Eser ve düşüncelerinde Newton’un çalışmalarının izlerine rastlanır. 1732’de yayımlanan Lettres philosophiques sur les Anglais kitabında Newton’un yerçekimi kanununu her kesimden insanın anlayabilmesi için ünlü elma düşmesi hikayesiyle anlatır. Yani aslında Newton’un kafasına elma falan düşmemiştir, hepsi Voltaire’in anlatım/hayal gücüdür. İnsanlık tarihinin en büyük şakasını yapmış olabilir.

 

Marquise’in ölümünden sonra Voltaire, Berlin’e, yakın arkadaşı ve hayranı olan Prusya kralı Büyük Friedrich’e gider. Kral zaten onu daha önce ısrarla saraya davet etmiştir. O da Voltaire gibi babasından çekmiştir. Ama onun daha da trajik vakalara sahne olan bir gençliği olmuş. Duyarlı ve hassas bir kişiliği olan, edebiyat, felsefe, müzik gibi sanatlara derin bir ilgisi olan, flüt çalıp, kendi bestelerini yapan Friedrich, bir yandan da babasının katı ve disiplinli eğitminin ceremesini çeker. Aşık olduğu kızla evlenmesine izin verilmez, ingiltereye (sevdiği kızın yanına) kaçmaya karar verir, saraydan gider, yakın arkadaşı ve beraber müzik çalışmaları yaptıkları teğmen Von Katte ile birlikte. Ancak başka bir arkadaşlarının kendilerini ihbar etmesiyle yakalanıp, asker kaçağı suçuyla hapse atılırlar. Babası tarafından varislikten azledilen Friedrich, gene de askeri mahkeme tarafından varis olduğu gerekçesiyle yargılanmaz, arkadaşı Katte ise 2 senelik kale hapsine mahkum olur. Ancak despot babası bu kararları tanımaz, Katte’yi ölüme mahkum eder, oğlu için de benzer bir kararı düşündüğünü ilan eder. Katte, Friedrich’in gözleri önün de başı vurularak öldürülür ve tüm bu olaylar Friedrich’i babasının iktidarına boyun eğmeye zorlar; babasının isteği doğrultusunda bir evlilik yapar ve bağışlanıp varislik haklarını tekrar elde eder.

 

Her ne kadar ilk zamanlarda Voltaire’in buradaki yaşamı iyi gitse de, zamanla çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başlar. Sivri dili ile burada da haksız bulduğu durumları eleştirir. Sonunda kızdırdığı Friedrich, Voltaire’in tüm evrakının kopyalarını yakar, Voltaire’i de tutuklatır. Voltaire Paris’e doğru yola çıkar fakat XV. Louis onun kente girmesini yasaklayınca, Cenevre’ye gider. Her ne kadar iyi karşılansa da tiyatral performansları yasaklayan Cenevre yasaları Voltaire’in Candide, ou l’Optimisme (“Candide, veya İyimserlik”) isimli eserini yazmasına ve kenti terk etmesine neden olur. Hiçbir kente sığdırılamayan Voltaire’in bu eseri Gottfried Leibniz’in felsefesinin hicvidir. Bugün Voltaire’in en tanınmış eseridir Candide. 1759’da fransanın isviçre sınırında, Cenevre’nin birkaç kilometre kuzeyinde yer alan Ferney’de malikane alır ve 1778’deki ölümüne kadar burada yaşar.

 

Adı ilk zamanlarda Fernex olan Ferney, 1878’den itibaren, Voltaire’e itafen Ferney-Voltaire olarak adlandırılır. Voltaire çağdaşı ve rakibi olan Jean – Jacques Rousseau‘nun yaşadığı Cenevre’nin yakınındaki bu ilçeye geldiğinde, Ferney’de ancak yüz kadar kişi yaşıyordur. Yerleşmesini müteakip, yüzlerce ev yaptırır, kilisenin, okulun, hastanenin, su deposunun ve çeşmenin finansmanını sağlar. Ferney topraklarında, dut ağacı ve ipek böceği yetiştirir. Kurduğu tezgahlarda ipek kadın çorabı, açtığı atölyede bir grup İsviçreli ustayla cep saati imal eder ve bunların ticaretini yapar. Böylece bölgeekonomisinin gelişimine de büyük katkıda bulunur.

 

Voltaire bu nedenle, Ferney’nin velinimetidir ve ana caddeye heykeli dikilir. Şehirlerinizden kovduğunuz adama bir dönün bakın! Ayrıca, bataklıkların kurutulmasını sağlar, pazar ve fuarlar açarak sanatçıları kasabaya çeker. Bu yıllarda adaletsizliğe karşı duruşunu fiile döker. Haksızlığa uğramış kimi masumların davalarının yeniden görülmesini sağlar. Örneğin; yarattığı kamuoyu baskısıyla, oğlunu öldürmekle suçlanarak idam edilen Calas adlı bir Protestanın davasına yeniden bakılmasını, ölümünden sonra da olsa aklanmasını sağlar.

 

Voltaire, artık yakın oturduklarından hızlı posta yolu sayesinde herhalde, Jean – Jacques Rousseau  durmak bilmeden kavga eder. Rosseau’ya göre; astronomi boş inançlardan doğmuştur, güzel söz söylemek hırstan, kinden, dalkavukluktan, yalandan; geometri cimrilikten; fizik, boş bir meraktan ve hepsi birden hatta ahlak bile insanın kendini beğenmesinden doğmuştur. Rousseau, bu yazdıklarıyla ödülü kazanmış (1750) ve edebiyat çevrelerinde adını duyurmaya başlamıştır. O, bu durumu iyi kullanmış ve ardı ardınca denemeler yazmaya başlamıştır. ‘’Eşitsizlik Üzerine Söylev’’de (1754) insanlar arasındaki eşitsizliği kaynağını aramış ve insan doğasına ilişkin birtakım saptamalarda bulunmuştur. Rousseau’ya göre insan doğuştan iyidir; kurumlar, birtakım gelişmeler insanın doğasının kötüye meyletmesine sebep olmaktadır. Dolayısıyla ona göre insan kötülüğü gidermek adına uygarlığı terk etmeli ve doğal durumuna geri dönmelidir. Bu fikirlerinin yer aldığı bir denemesini Voltaire’e göndermiş ve ondan şu cevabı almıştır:

“İnsan soyuna karşı yeni kitabını aldım ve teşekkür ederim.

Hepimizi aptallaştırma tasarısında hiçbir zaman böyle bir zeka kullanılmamıştır. Sizin kitabınızı okuyunca insan dört ayak üzerinde yürümek istiyor. Ama altmış yıldan fazla bir süre ne yazık ki tekrar dört ayak üzerinde yürümenin olanaksız olduğunu düşünüyorum. Kanada vahşilerini araştırmaya da girişemem, çünkü mahkûm olduğum illetler, Avrupalı bir cerrahı benim için zorunlu kılıyor. O bölgelerde de savaş devam ediyor zirâ bizim eylemlerimizi örnek alan vahşiler neredeyse bizim kadar kötüleşmiştir.’’

 

Kanada vahşileri hiçbir şekilde avrupayı örnek almamıştır o dönem. Burada da sağlam bir ironi var. Dört ayak olayı ile de aslında vahşi insanın hayvandan bir farkı olmadığını belirtmesi Rousseau’ya en ağır gelen kısım olmuş olabilir. Nihayetinde kendisinin düşünceleri tamamen bunun üzerine kuruludur.

 

Bu cevaptan sonra Voltaire ile Rousseau arasında amansız bir düşmanlık başlar. Bir zaman sonra deprem konusunda bir tartışmada Voltaire, depremlerin yaşandığı bir dünyanın tanrı tarafından yaratılamayacağını söylemiş, Rousseau ise onun Tanrı’ya değil şeytana taptığını belirten bir cevap vermiştir. Voltaire sırf ‘‘püriten’’ler ile ters düştüğü için Rousseau püritenlerin ihya olmaz savaşçılarından biri dahi olmuştur.

Voltaire’den hırsını pek alamayan Rousseau Voltaire’e 1760 yılında şunları yazar:

‘’Aslında sizden nefret ediyorum, çünkü bunu siz istediniz; ama eğer istememiş olsaydınız, hala sizden nefret ederdim. Zira, size yönelik kalbimi dolduran bütün duygulardan, yalnızca ince dehanızdan esirgeyemediğimiz hayranlık ve yazılarınıza duyulan sevgi duruyor. Sizde yetenekleriniz dışında onurlandırabileceğim herhangi bir şey yoksa bu benim suçum değildir.’’

 

Tüm bunların sonucunda Voltaire Rousseau’ya paranoyak ve yaramaz bir deli, gözüyle bakarken Rousseau, Voltaire’i dinsizliğin borozanı, keskin deha ve alçak bir ruh olarak niteler.

İyi ki doğdun keskin deha! O dönem savunabildiklerine, cesaretine hayranız.

YORUM YAP