“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Kierkegaard Senin için Endişeleniyor!

Tanrı aşkına bu önsözü kesinlikle ana çalışmanın yerine geçen bir iş olarak görmeyin ve bir ısınma, bir öngösterim olarak kabul edin. Biri diğer çalışma hakkında ayaktakımından birinin düştüğü notlar, diğeri ise insan hakkında zamanın ötesine geçmiş bir başyapıt. Hangisinin hangisi olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Dan Sinykin, Kierkegaard’ın senin için endişelendiğini söylüyor. 

 

Kısa bir uçuş yaparken yanındaki bir yabancı ile yaptığın gündelik konuşmada, birkaç cümle sonra karşındaki seninle dalga geçercesine gerçekten hayati ve canlı olan bir şeyi kaybettiğini söyler. Öylesine canlı bir şeyi yitirmişsindir ki yürüyen bir ceset gibisindir. Sana ölü yaşantını zarifçe yaşamanı önerir, cehennem tehtidleri ile dolu bir kitapçıkla ya da herhangi bir tanrının adına veya dine göre değil. Önermekten de öte senin iyiliğin için endişelendiğini belli edercesine, sende eksik olan bir şeyi dolaylı yoldan sana sunar. Sonrasında ise “Eğer herkesin dediği şeyi dinleyip insan olmanın nasıl olduğuna belirlenmiş standartlarla karar vereceksen çoktan ayaklarının üzerinde yürüyen bir ölüye dönüşmüş olursun.”

 

Sonrasında ise üzüntüyle fark edersin ki bir filozofun sözleri ve verdiği öğütler damarlarında dolaşan kan gibi gizli, konuşma dili tecrübesiz biri için oldukça anlaşılmaz kalıyor. 

 

Uçuş arkadaşın sanırım Anti-Climacus asıl adıyla Søren Kierkegaard, pencere kenarındaki koltuğundan değil (kendisi neredeyse yüz elli yıldır ölü olduğu için korkunç olurdu) ama yazıları aracılığıyla, buyurgan anlatımıyla konuşuyor, Ölümcül Hastalık Umutsuzluk.

 

Felsefe jargonunu kısa kesip, Anti-Climacus’un ikimizin de ne kaçırdığını düşündüğünü açıklamaya çalışacağım. Öncelikle, Kierkegaard insanın sadece beden ve aklın birleşimi olmadığını söyler. Çünkü bedeni ve aklı birbirine entegre şekilde düşünerek kendimizi fark ediyor oluşumuz bizi bundan daha fazlası yapar. Kendimizi fark etmek ise bize birincil bir hedef koyar: kendimiz olmak. Diğer bir deyişle, senin ve benim birincil görevimiz, özbilincimizi kabul ederek kendimizi bütün bir şekilde geliştirebilmektir. Tabii bu göründüğü kadar kolay bir şey değil. Çoğumuz yakınından bile geçmiyoruz.

 

Birçok şekilde yanlış yapıyor olabiliriz, hatta doğrusunu söylemek gerekirse dört şekilde. Öz, aynı zamanda ruh olarak adlandırılır bu sonsuzun ve sonun sentezidir, aynı zamanda bu dörtlüde zorunluluk ve olabilirlilik de vardır. Bu şekilde bakınca, bu dört noktadan istediğimiz kadar uzağa gidebilme şansına sahibiz. 

 

Anti-Climacus sonsuzluk ve son’un hayal gücünü aştığını söyler. Eğer hayal gücünün kanatlarıyla uçmaya çalışırsan bir fantazyada yaşamaya başlarsın; diğer yandan hayal gücün yoksa, kendine karşı bile bir tipe dönüşürsün, kalabalığın içindeki herhangi bir yüz olursun. İki taraf da özbilince kavuşmak konusunda başarısızdır. 

 

Anti-Climacus’un anlattığına göre, zorunluluk ve olabilirlilik ise hırsın iki ucudur. Eğer olabilirlikler-olasılıklar dünyasından zevk alıyorsan yıldızların üzerinde süzülen, kaderin değişmesini bekleyen bir hayalpereste dönüşebilirsin ancak bir şeyleri oldurmaya çalışırken fazla zorlayıp zorunluluklar dünyasına düşersen de her şeyi hesaplamaya çalışan adım adım öngörmek için kendini feda eden biri olursun. Kendini kadere bırakmak yerine çabalayabilir, ya da kocaman bir hayalperest olmak yerine c’est la vie diyebilir, olacak olan her şekilde olur diye rahatlayabilirsin. İki şekilde de, özbilinç başarısızdır. 

 

“Ee” diyeceksin “o zaman eğer ben kafamı bulutların içinden çıkarıp kendim olursam, ya da realist bir hayalperest olup önümdeki hayat için iyi planlar kurarsam Anti-Climacus ne diyecek? Tüm bu yaşayan ölü ithamlarına ne olacak?”

 

Yavaşla ve sakin ol. İnsanın kendisi olmaya başlaması, özbilinci gerçekleştirmesi kolay bir görev değildir ve eğer kendini savunmaya çalışıyorsan bu demektir ki problemin farkına varmaya başlıyorsun. Eğer öyleyse, yalnız değilsin. 

 

Mesela genel görüşle dünya kurtarıcısı olayını ele alalım. Kahraman genelde “insanlığı” kurtarmaya gönüllü olur ancak “insanlık” kavramının yalnızca bir kelime olduğunu genellikle unutur. Ya da kendini kitaplarla ve fildişi kulelerinde yaşayan diğer akademisyenlerle çevreleyen bir akademisyeni ele alalım… Bilginin peşinde keyifli bir şekilde zaman harcarken, bahsettiğimiz özbilinç görevini unutur (çünkü özbilinç sonsuz bilmeyi içerir). Ya da büyük ve abartılı konuşmayı seven birini düşünelim -mutlaka birkaç tanesiyle tanışmışsındır- kontrol ve başarı hissini veren ancak aslında yalnızca verdiği hissi kontrol etme yetisine sahip olan… (sonsuz, aşırı arzuyu besler)

 

Ya da, bunların yerine, televizyon karşısında uzanan, miskin birini ele alalım. Aramızda milyonlarcası bulunur, keyif içinde ya da meşgul gibi gözükürler; ya da bir bürokratı ele alalım her gününü sızlanarak geçirse bile üstün bir çaba harcamaya devam eder, bir adamı ele alalım; ya da bir topluluktan diğerine dahil edilmediği sürece kendi başına hareket etmeyi başaramayan herhangi bir lise öğrencisini. (Sonlu olan tüm durumları besler)

 

(Anti-Climacus’un “ruh” kavramını kabaca hatırlamak gerekirse, bu kendi özbilinç görevimizi gerçekleştirmek için altına girdiğimiz bir iştir. Danimarkalı yazarın-Kierkegaard- lise basketbol oyunları sırasında kendisini standın üstünde bulup bu yazının başlığını işittiğini hayal edin.) 

 

Ya da herkesin her şeyi başarabileceğine çokça inanmış bir ilkokul rehberlik hocasını düşünün. (Aşırı olabilirlilik)

 

Ya da dinen çok tutucu olan bir vaizin vaaz verirken ya da biri ondan yardım isterken tüm düşüncelerini ısrarla “bir gün öleceğiz ve önemli olan bu” düşüncesine bağlamasını ele alalım. Hepsi yine aynı tuzağın içine düşmüştür. (Aşırı zorunluluk)

 

Bu tiplerin -tabii her biri kendi içinde istisnalarını bulundurur- her biri yalnızca kendilerine adanmış olan bir makaleyi hakkediyor. Ve bunlar yalnızca benim ve senin zorlukların kumsallığına giden kendi özbilinç görevimiz için verdiğim örnekler. 

 

Yine de, Anti-Climacus’un bu tipleri, seni ve beni, yaşayan ölüler olarak adlandırmaya hakkı var mı? Yoksa bu itham birazcık abartılı mı? Belki de Anti-Climacus biraz abartmayı seven biriydi ancak yine de yaşamın güzel olması için kolay olmasına gerek olmadığını bize göstermek için uğraşması kayda değer. Açıkçası şahsen ruhumun bir ölü gibi olduğu ithamını daha büyük bir göreve odaklanabilmek için kabul edebilirim, gerçekten yaşanmış olan bir yaşam için.

Çeviri: Arya Durgun

Dünya gezegenine 97 yılında adım attı. Haliç Üniversitesi Amerikan Edebiyatı bölümünden Karşılaştırmalı Edebiyata zıpladı. Yıllardır süren yazma serüvenine devam ederken, büyülü gerçekçi öyküleriyle tanındı. Gonzo Journalism felsefesi ile gözlemlemeye, maceranın içinde Gilliamesk bir mod ile yürümeye devam ederken sizlerin yolculuğu için buraya bir bardak su bıraktı. Buy the ticket, take the ride!

YORUM YAP