“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Kimse Kalbimizi Onun Gibi Kıramaz: Franz Schubert

 “Şu anda hayatım Schubert’in etrafında geçiyor. Aslında tüm sonat koleksiyonunu çalmak istiyorum. Ama son dönemde yazdıkları için biraz zamana ihtiyacım var gibi.”

-Amour filminden

Bugün vefat yıldönümü vesilesiyle anacağımız sanatçı: Schubert. İçine kapalı mizacı, gösterişten uzak tarzıyla bilinir. Sevdiği dostlarıyla geçirdiği samimi yaşamı müziğine de yansır. Küçük ama onu hayatta tutan bu kitleye yapar müziğini. Çok sevdiği Beethoven onun için “Schubert’i ilahi bir kıvılcım dünyaya getirmiştir” der. Beethoven’in öncelikle çalgı müziğine dayalı zekasına karşın Schubert, daha çok insan sesi anlayışına dayalı müzik yapmayı tercih eder. Hiçbir besteci onun kadar saf müzik yazmamıştır herhalde. Eşsiz ezgileri, ritim çeşitliliği, hafızada tutulan melodik cümleleriyle en büyük müzisyenler arasındadır. Teknik bir tanım yapmak gerekirse; şekilce klasik formda kalan, içeriği romantik yapıtları, dramatizm ve lirizmle örülüdür. Schubert, bir romantik-klasikçi olarak nitelenir. Bu tanım, bestecinin iç dünyasındaki romantizm ile Haydn, Mozart, Beethoven geleneğinin sentezidir. Yazıyı müziği eşliğinde okumak isterseniz, buyurun.

 

Schubert at the Piano, 1945, Gustav Klimt

 

Franz Peter Schubert, Çek asıllı bir baba ve Polonyalı bir anneden, 31 Ocak 1797 günü Viyana’da dünyaya gelir. Babası, Viyana’nın banliyösü Lichtenthal’de sevilen, sayılan bir okul müdürüdür; aynı zamanda amatör müzisyen. Dünyaya gelen on dört kardeşten dokuzu daha bir yaşına gelmeden ölür, geriye Franz ile birlikte beş kardeşi kalır. Schubert ailesi, o zamanlar “Kırmızı Kerevit” olarak adlandırılan ve şimdi Nussdorferstrasse 54 olan bir binanın birinci katındaki tek odalı bir dairede yaşar. Daire dediğimiz birbirine bağlı açık şömineli küçük bir mutfak ve bir oda. Ocak ayı doğumundan beklediğimiz gibi, Schubert evin en sıcak yerinde mutfakta, şöminenin yanındaki küçük bir oyukta doğar. Franz Peter, bildiğiniz ailenin sevilen “evcil hayvanı” olur. Çocukken sevimli bir şekilde tatlıdır. Yetişkinliğinde de tatlılığı devam eder lakin sadece arkadaşlarına.

 

Schubert’in olağanüstü müzikal yetenekleri, ailesi tarafından onları sömürme girişimi olmamasına rağmen erken ortaya çıkar. Bir dram, trajedi yatmaz sanatının arka planında. Tanık olmasa da kardeşlerinin ölümleri etkilemiş olabilir diye düşünüyorum bilinçaltında. Müziği ona öğreten ve destekleyen babasının ilerisi için düşünceleri başkalaşacaktır. Schubert’in babası Florian kendi öğretmen olduğundan, oğlunun öğretmen olarak eğitilmesi ve mezun olduktan sonra birinci sınıfta öğretmenlik yapması konusunda ısrar eder. Schubert öğretmekten nefret etse de bu görevi yapar ve altı yaşındaki öğrencilerine ders vermesi gerekirken sınıfta beste yapmaya çalışır. Daha sonra itiraf eder:

“Ne zaman beste yapmaya çalışsam beni rahatsız ettikleri doğru ve bir fikrimi kaybettiğimde onları döverim.”

Hiç şüphe yok ki; Schubert öğrencileri için cehennemden gelen birinci sınıf öğretmenidir.

1818’de – 21 yaşındayken – babasının evinde yaşamaya ve öğretmenlik mesleğine fazlasıyla doyar ve görevi bırakıp taşınır. Ve çok az parası ve az sayıda mesleki umudu varken, muazzam yeteneğiyle giderek büyüyen bir destekçi çevresi olur. Bu arkadaşların sevgisi ve desteği sayesinde – aksi takdirde tanınmayan ve sürekli hastalık ve yoksullukla mücadele eden biri – kendini müziğe adayabilir. Bu destekçi grubunda en yakın arkadaşları arasında Joseph Von Spaun, şair Johann Mayrhofer, hukuk öğrencisi Franz Von Schober gibi isimler vardır. Bu dostlar arasında Schubert müziğine doyulan akşamlara “schubertiade” adı bile verilir. Arkadaşlarının çok ahlaklı insanlar olmadığı söylenir. Hayatları şiir, alkol ve fahişeler arasında geçer bir dönem. Franz’ı mahvolma yolunda yönlendirmekle suçlanan von Schober olur. Schober ile sevgili oldukları hatta AIDS’ten vefat ettiğini de söyleyenler olur ancak kesin hiçbir bilgi yoktur eşcinselliğine dair. Her neyse, hızlı gecelerde elbette, Schubert yoldan çıkmak istiyordur ki çıkıyordur, arkadaşını tek başına suçlamak yersiz olur. 1822’nin başlarında bir gece zevk gezilerinden birinde 24 yaşındaki Schubert, 6 yıl sonra, 1828’de kendisini öldürecek frengi hastalığına yakalanır.

 

Schubert’in ölümünden ancak seneler sonra Schumann, Mendelssohn, Liszt ve Brahms gibi besteciler, onun oda ve piyano müziği, lied*, koro müziği ve senfonik müzik gibi türlere yaptığı katkıları gün yüzüne çıkarır ve takdir ederler. *Lied, Almanca şarkı anlamına gelen, insan sesi için bestelenmiş bir şarkı türü. Lirik, kısa şiirler üzerine bestelenir. Lied’de şiir ve müzik aynı önemde birleşir. Daha çok piyano eşliğinde solo olarak söylenir. Alman türküleri anlayacağınız. Schubert de lied tarihinin en güzel örneklerini verendir.

 

Kimilerine göre bestecinin ilk büyük başarısı, Goethe’nin “Faust” eserindeki “Gretchen Am Spinnrade” bölümü için henüz 17 yanda bestelediği lied olur. Goethe’nin toplam 59 şiirini bestelemiş Schubert. 1815 yılında “erlkönig” adli dramatik şiir için bestelediği liedin ise ayrı bir yeri olur. Anlatıldığına göre Goethe bu eseri ilk önceleri görmezlikten gelir, ölümünden iki sene önce (1830) ilk defa dinlediği zaman ise gözyaşlarına hakim olamaz ve “Sezar’ın hakkı Sezar’a” diyerek Schubert’in bir başyapıt bestelemiş olduğunu teslim etmek zorunda kalır.

 

600’dan fazla lied olmak üzere 950 şarkı bestelemiş olan Schubert, 1824 senesinin mart ayında hastalığı artık verdiği acılarla kendini daima hatırlattığında şöyle yazmıştır arkadaşı Leopold Kupelwieser’e:

“Kendimi dünyadaki en mutsuz ve sefil yaratık olarak hissediyorum. Sağlığı bir daha asla düzelmeyecek olan ve bunun çaresizliğiyle her şeyi daha iyi değil, daha da kötüleştiren bir adam hayal edin. Diyorum ki, en parlak umutları yok olmuş, sevginin ve dostluğun mutluluğuna acıdan başka sunabileceği hiçbir şey olmayan, güzel olan her şeye olan hevesi kaybolan bir adam hayal edin. Size soruyorum, o sefil, mutsuz bir varlık değil mi? Huzurum gitti, kalbim ağrıyor, onu asla ve bir daha bulamayacağım. Şimdi her gün, her gece yatağa çekilirken şarkı söyleyebilirim, umarım bir daha uyanmayabilirim ve ama her sabah hatırlar dünün kederi. “

 

Belki de bu karamsarlığın ve kaçınılmaz sonunun verdiği hırsla son yıllarında bestelediği eserlerde kendi sınırlarını iyice zorlayan, klasisizm ve romantizm arasındaki geçiş döneminin bestecilerinden Schubert’in yeteneğini ilk keşfedenlerden birisi de “Amadeus” filminde, Mozart’ın en büyük rakibi ve ezeli düşmanı olarak karikatürize edilen besteci Antonio Salieri olur. Schubert ödev olarak Salieri’ye bir opera besteler, Salieri de güya bunun üzerine “Franz, sen her şeyi yapabilirsin, sen bir dahisin.” diyerek genç adamı onurlandırır. Bu arada 1822’de 8. Senfoni olarak da bilinen, diğer adıyla Bitmemiş Senfoni’yi besteler. Onun adıyla özdeşleşen bu yapıtını Schubert’in tamamlayamadığı varsayıldığı için yapıt, bugün de bitmemiş tanımlamasıyla anılır.

 

194 yıl önce Franz Schubert’in String Quartet No. 14 in D Minor, “Death and the Maiden” olarak bilinen eserinin galasını Viyana’daki Karl ve Franz Hacker’ın evinde yapar. Dörtlü, Schubert’in 1817’de yirmi yaşındayken bestelediği “Death and the Maiden” adlı şarkıdan beslenir ve Matthias Claudius’un şiirindeki ölüme sessizce gitmeye hazır olmayan ergen bir kızı anlatır. Hastalığından oldukça etkilenen ruh halini aktaran eserin içeriği ve anlamı Paris’te Musée d’Orsay’da sergilenen Death and The Maiden isimli tablo ile özdeşleşir. Burada ölüm siyah elbiseli bir kadın olarak betimlenir.

Marianne Stokes, Death and The Maiden, 1896

 

Şarkı, piyano tarafından çalınan yavaş, ciddi, yürüyüş benzeri bir pasajla başlar ve biter. Şarkının başında, kızın yaklaşan ölümünü çağrıştıran bir cenaze yürüyüşü olarak Re minör rol alır. Ancak pasaj şarkıyı bitirmek için döndüğünde, D majöre geçiyor. Etki, bizi nefessiz bırakacak kadar güçlü. Görünüşte küçükten büyüğe bu basit geçişle, her şey yeniden şekillenir ve kızın ölüm ve karanlık korkusu ışığa adım atarken kabullenmeye dönüşür. Bunların hepsi tek bir mucizevi nota sayfasında olur! Hiç kimse kalbimizi Franz Schubert kadar tam ve kısa sürede kıramaz gerçekten de.

 

1827 yılında Mart ayında Beethoven artık son günlerini yaşamaktadır. Schubert çok sevdiği bu besteciyi ziyaret eder. 26 Mart 1827 tarihinde düzenlenen Beethoven’in cenaze töreninde ise çok hasta olmasına karşın 38 meşale taşıyıcısından biri olarak görev alır. Schubert 19 Kasım 1828’de vefat eder. Vasiyeti üzerine Viyana Merkez Mezarlığında çok sevdiği Beethoven’in yanına gömülür.

 

 

 

 

Kaynak:

https://robertgreenbergmusic.com/music-history-monday-death-and-the-maiden/

 

 

 

 

YORUM YAP