“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Kısasa Kısas #1: İki Yüzlüsünüz! — Orman (2015)

Aslında koca bir ormanda yaşıyoruz hepimiz. Sokaklarıyla, caddeleriyle bir ormandan farksız; düşmanlarımız da burada yaşıyor, dostlarımızda; burada besleniyoruz, şehir bizi yutuyor ve av da biziz avcı da…

Son yıllarda içinde sıkıştığımız sosyo-ekonomik kriz hala aynı yoğunlukta devam ederken Suriyeli sığınmacılar ve -kaba tabirle- tabaka farketmeksizin ırkçılık yapan Türkiyeliler arasındaki ikiyüzlülük giderek artmakta. O kadar boktan bir hal aldınız ki, ucuza çalıştırmak için “sığındığı” ülkenin dilini bilmeyen, zaten travma sonrası kişilik bozukluğu yaşayan ve yeni bir kültüre, yeni bir ülkeye adapte olmaya çalışan insanları tercih edersiniz. Ancak sizin yüzünüzden ülkenin başına gelen boktan olaylarda da o “ucuz işçi” gözüyle baktığınız insanları suçlarsınız. İşsizlik sayısı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yüksek sayılarına ulaşır, siz yine komşunuz olan bu insanları suçlarsınız. Halbuki yanlış uygulanan politikalar, doğru verilmeyen kararlar orada köşede sorgulanmayı bekliyordur… Kadınları taciz edersiniz, suçu ekmeğinizi paylaştığınız bu kardeşlerinize atarsınız; hırsızlık yaparsınız, her gün göz göze geldiğiniz bu insanları suçlarsınız. Gelir eşitsizliği yokmuşcasına tatil yapan beyaz yakalı, sırf kendi amiyane kalıplarına uymadığı için ötekileştirir gittiği otelde günlük yevmiyeyle çalışan bu insanları. Neden? Çünkü iki yüzlüsünüz! -nüz diyorum çünkü Rachel Corrie’nin de dediği gibi “zulüm bizdense ben bizden değilim.”

Onur Saylak ve Doğu Yaşar Akal’ın 2015’te çektiği “Orman”, tam da bu hissiyatı barındıran bir sahneyle açılıyor. Esmer tenine kat kat, eskimiş ancak kendince düzgün kıyafetler giyinmiş ve hafif avare bir şekilde yürüyen bir adam giriyor kadraja, şehrin uzaklarından yaklaşıyor kameraya… Kamera kaotik İstanbul manzarasıyla ana karakterimiz Omar’ı buluşturuyor. Bu koca ormana düşen Omar, yaşamını trafikte sıkışıp kalmış arabalardan birkaç kuruş toplayarak sürdürüyor. Sonraki sahnede kalabalıklar içinde, karanlık bir iş hanının içinde bir hayvan tüccarına yavru kedi satmaya çalışırken görüyoruz Omar’ı. Ancak adam kediyi almak istemiyor ve filmin neredeyse kilit noktası haline gelen bir el hareketiyle birlikte eline kıskacı tutuşturup ondan yılan yakalayıp getirmesini istiyor. Bu sahnenin tamamen diyalogsuz oluşu biri Türkiyeli, diğeri Suriyeli iki karakterin arasındaki anlam ve dil bozukluğunun mükemmel bir metaforu haline geliyor.

Orman (2015) yön. Onur Saylak

Omar, omzuna koyduğu kedisiyle birlikte şehirden uzaklaşıyor. Kamera bizleri yeni bir dünyanın eşiğine getirmenin tekinsizliğiyle buluştururken, bu dünyanın kendine ait kuralları olduğunu da hissediyoruz. Ormanda, ağaçların arasında görünen ve neredeyse “medeniyetin” ve hatta içinde yaşadığı “çarkın” doğadaki tek sembolü olan devasa rüzgar güllerine üfleyerek onları döndürmeye başlıyor Omar. Kameranın ve müziğin yardımıyla desteklenen bu şiirsel anlatımla birlikte Omar’ın hayatının da gidişatının değiştiğini görüyoruz. Kadraja yakın planda bir yılan giriyor, kendi kurallarının işlediği ormanda, oranın efendisi de o… Bilindiği gibi sevgili okur, yılan anlatılan bütün hikayelerde insanın nefsini ve insaniyetini avlayan avcıdır. Bundan dolayı kameranın yukarı doğru hareket etmesiyle sazlıkların arasında elindeki kıskaçla yılan avlamaya çalışan Omar odağa geliyor. Artık bıkmış bir şekilde elindeki kıskacı sağa sola savuran Omar, aniden sıçrıyor ve dengesini kaybederek yere düşüyor. İşte bu noktada hareketsiz olarak yerde yatan genç adamın, ormana yılan avlamak için gönderilen biri değil de, ormandaki yılanın ormanda kalması için sunulan bir yem olduğunu anlıyoruz.

Bu sırada kamera, Omar’ınkinden çok başka hayatlar yaşayan orta-üst sınıf bir aileye sıçrıyor; köpekleriyle birlikte ormanın en derinliklerinde hiçbir şeyi dert etmeden koşuyorlar. Omar’ın hayatıyla ironik bir şekilde uyumlu olarak “Lucky” ismini verdikleri köpeklerinin aniden kaybolması ile birlikte bütün hayatları kararıyor. Tek önemsedikleri, korkularının tek odak noktası köpekleri haline gelen genç çiftimiz, ormanın derinliklerinde haykırmaya başlıyorlar: LUCKY! LUCKY! NERDESİN!?

Her seçim ve bu doğrultuda verilen her karar ideolojiktir sevgili okur. Hepimiz yaptığımız seçimlerden suçluyuz; sen de ben de. Köpeklerini arayan çift, Lucky’i yerde yarı felçli bir şekilde yatan Omar’ın yanında bulurlar… Artık orada vermeleri gereken bir karar vardır, ya yerde ölmek üzere olan adamı kurtarmak ya da köpeklerini alıp hiç bozulmayan hayatlarına geri dönmek… Günümüzde “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen orta-üst sınıfın yapacağı bir tercihi yaparak Omar’ı öylece bırakıp, “şanslı köpek” Lucky’i alarak evlerinin yolunu tutarlar.

Filmin son sekansı her şeyin özeti aslında, ormandan uzaklaştıktan sonra şehirin yolunda durur bir araba ve içinden Omar’ı orada terk eden çift iner. Rüzgar güllerinin önünde kendi vicdanlarıyla gram söz sarf etmeden yüzleşirler. Ormana sıçrar kamera ve uzun uzun ‘gözlerimizin’ içine bakar Omar hareketsiz bir şekilde yerde yatarken; gözünden yaş damlar ve onu ısıran yılan boynundan aşağıya süzülür, artık koca bir ormanın avıdır o.

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP