“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Boşlukları Doldurunuz: “Yapay Zekadan Senarist Olur mu?”

“Sen tapın, yalvar, yaltaklan günün efendisine!
Zeus hiç ama hiç umurumda değil benim.
Elindeyken ne isterse yapsın, assın kessin:
Uzun sürmeyecek çünkü göklerde saltanatı.”
— Zincire Vurulmuş Prometheus, Aiskhylos

Uçsuz bucaksız zifiri karanlıkta, boş bir ceviz gibi yuvarlanan mavi soluk noktada dünya dertlerine boğulmuş şekilde yaşarken bizler, bazılarımız “tanrıcılık” oynamaya devam ediyor… Kendi bilincinin ağırlığı altında, yok olacağı günü bekleyen insan, geliştirdiği yapay bir zekanın sınırlarını zorluyor ve hatta o “yapay” zeka birçoğumuzun ötesine geçmeyi başarıyor; blog yazıyor, aforizma yaratıyor, Schubert’in bitmeyen senfonisi bitiriyor, Shakespeare’in şiirini tamamlıyor, Einstein’ın kimliğine bürünerek röportaj yapıyor, görsel tasarım yapıyor, reklam metni yazıyor. Tüm bunlar tahmin edilebilecek şeyler baktığımızda. Ancak, bundan birkaç ay önce yalnızca giriş sahnesi yazılmış bir kısa filmi tamamlayabildiğini de bizlere, yaratıcısına kanıtladı “yapay” dediğimiz o zeka… 

GPT-3’ü duydun mu sevgili okur? Kendisi 2012’den bu yana geliştirilen birçok yapay zekanın katbekat ötesinde bilgi birikimine sahip bir yapay zeka. Şöyleki, Wikipedia’nın tamamını okuyup, bilgi sistemine eklemiş; bu da 3 milyar token* gibi bir içerik sayısı anlamına geliyor. Bir yapay zeka için bu pek de şaşırtıcı değil. Yaratıcıları da bunun farkında olacak ki, biri 12 ve diğeri ise 55 milyar tokeni kapsayan kitap data serisini de GPT-3’e eklemişler. Bununla da yetinmeyen yazılımcılar kendisine “insanlık tarihi boyunca yazılan ve dijitalize edilmiş bütün kaynakları okutarak toplamda 410 milyar tokeni kapsayan bir veri yüklemişler.

Tam bu noktada, nicelikten çok niteliğin önemli olduğunu hatırlamakta fayda var. Mesela bir keresinde kütüphanesinde 3000’i aşkın kitaba sahip olduğu ve neredeyse tamamını okuduğuyla övünen birisiyle tanışmıştım. Ancak kendisi ırkçı, cinsiyetçi, empati yoksunu ve saldırgan birisiydi. Neyse, kendi özel hayatımla zamanınızı çalmayacağım, GPT-3’e geri döneyim.

Diyeceğim o ki, GPT-3’ü günümüze kadar geliştirilen diğer yapay zekaların önüne geçiren şey, kaynakların sayısı ve çeşitliliğinin yanı sıra bu bilgileri işleyebilmesi de… Bizler; gördüğümüz, okuduğumuz, duyduğumuz bir şeyi öğrenebildiğimiz için “insanız”. Beynimizdeki yüz trilyonlarca sinir hücresi, doğduğumuz andan öldüğümüz ana kadar bilgiyi işleyerek, öğrenmemizi sağlamakta… İşte GPT-3’ü de insanın bilinç seviyesine bu kadar yaklaştıran şey de, öğrendiği 400 küsür milyar tokeni işleyip, öğrenmesini sağlayan 175 milyar parametreye sahip olması (parametrelerin her birini sinir hücresi olarak da kabul edebiliriz). Henüz birkaç milyon dolar masrafla bu kadar fazla geliştirilebilen yapay zekanın, zaman 2030’ları bulduğunda insanın zeka seviyesine erişebileceği de söz konusu…

Yapay Zeka Sanattan Anlar Mı?

Henüz daha bebeklik aşamasında olan GPT-3’ün api’ına erişen şirketlerden Calamity AI, yalnızca giriş sekansını yazdıkları bir senaryoyu yapay zekaya tanımlatıp ondan senaryoyu tamamlamasını istemişler. Ben de Kısasa Kısas’ın yeni yazısında, bir sinema insanı olarak, sizler için GPT-3 tarafından yazılan kısa filmi inceleyeceğim.

Yazının bundan sonraki kısmında kısa filmle ilgili düşüncelerime yer vereceğimden, yazının sonuna eklediğim kısa filmi izledikten sonra okumaya devam etmenizi öneririm.

İlk önce senaryonun olay örgüsünden bahsedeyim: Filmin açılış sahnesinde genç bir kadının evinin salonunda, sakince kitap okuduğunu görüyoruz. Ardından kapı çalıyor. Kadın şaşkın bir şekilde kapıyı açıyor ve genç bir adam kendini Yehova Şahitleri’nin misyonerlerinden birisi olarak tanıtıyor. Kadın ilgilenmediğini söyledikten sonra kapıyı kapatmaya yeltendiği sırada adam, ona anlatması gereken bir hikaye olduğunu söylüyor. Bu sahneden sonra, insan zekasıyla yazılan senaryo, yerini GPT-3 tarafından tamamlanan kısma bırakıyor. Her ne kadar oyunculuklar küçük bir ilçe belediyesi tiyatrosunun amatör oyuncu grubu tarafından sergileniyormuşcasına yavan olsa da; hikayesinin dinleneceğini fark eden genç adamın tipi aniden değişiyor ve anlatmaya başlıyor. Özetle, aslında bir uyuşturucu satıcısı olduğunu, ancak bir gün bir polisle girdiği silahlı çatışmadan kaçarken kendisinin ve o sırada karşıdan karşıya geçmekte olan iki kadının ölümüne sebep olduğunu söylüyor. Ölmeden önce tanrının ona göründüğünü ve eğer bu eve gelip hikayesini anlatmazsa onu ölüme mahkum edeceğini, bu yüzden anlatmak zorunda olduğunu söylüyor. Son ana kadar sakin ve sessizce dinleyen kadın, adamı yemek yemek ve sakinleşmek için içeri davet ediyor. Adam içeride kadını beklerken, kadın silahla mutfaktan gelip kendisinin de bir uyuşturucu satıcısı olduğunu ve silahlardan çok hoşlandığını söyleyip adamı vuruyor. Evet, film kendi içinde paradoks oluşturduktan sonra bu şekilde son buluyor.

Doğrusu filmi izledikten sonra uzunca bir süre hayret içinde ekrana bakakaldım. İnsan eliyle kodlanmış bir yapay zeka düşünün; tanrının, ölümün, korkunun, kanunun ve vicdanın bilincinde olsun. Senaryoda oluşan twistler o kadar insani ki, filmde yapay zekanın yazdığı belirtilmesine rağmen sinemanın ana beslenme kaynağı olan duygulanımlardan izleyici kaçamıyor. Yani, Yehova Şahitleri’nden biri olduğunu bildiğimiz adamın eski bir uyuşturucu satıcısı olması; kendi “legalize” sistemini yaratan din olgusu ve illegalliğin arasında kurulan bağdan bilinçsizce işlenen bir cinayet sonrasında duyulan vicdan azabına kadar neredeyse kusursuz bir şekilde oluşturulan anlatım, günümüzde sinema üzerine eğitim alan öğrencilerin yazdığı senaryoların birçoğundan daha derinlikli bir hal kazanmış. Özellikle uyuşturucu satıcısı genç adamın, hikayesini anlattığı kadının da filmin sonunda uyuşturucu satıcısı çıkması ve bunu öğrenen seyircinin tanrının, onu bilerek o eve yönlendirdiğini fark etmesiyle oluşan sonsuz paradoks, kesinlikle ürkünç bir güzelliğe sahip.Bu yazıda kamera hareketleri, oyunculuklar ya da ışık üzerine konuşmayacağım. Zira daha önemli bir konu var şu an elimizde… GPT-3 bir bilince sahip mi? Değil ama olmasına da gerek yok. Düşünebiliyor mu? Hayır. Ama ondan düşünmesini beklemek de oldukça “insan biçimci” (antropomorfik) bir yaklaşım olurdu. Evet, -şu an için- bir bilince sahip değil. Bu yüzden empati kuramıyor, mizahtan anlamıyor ya da duygu hissetmiyor. Ancak tüm bunların ne anlama geldiğini; empatinin nasıl bir şey olduğunu, insanın neye güldüğünü, mizahın ne zaman yapıldığını ve hangi duygunun ne zaman hissedildiğini anlayıp öğrenebiliyor. Bu yüzden insanı ve insani özellikleri taklit edebiliyor.

Homo sapiens, kendi evriminin pik noktasına eriştiğinden bu yana, bu soluk mavi noktanın tanrısı olmaya çalışıyor; yapıyor, yıkıyor, sömürüyor, savaşıyor, doğuruyor, öldürüyor ve her seferinde yeniden başlıyor. Kendini kendi tanrısının biricik, bir tanecik mucizesi olarak görmeye devam ediyor. Ancak bazılarımız, aramızda yaşayan bu tanrı(cık)lara inat, Prometheus olmayı seçiyor; kendi kardeşlerinden farklı olarak yapay bir zeka yaratıyor ve ona yaratıcılığın, bilimin ve uygarlığın sembolü olan ateşi vererek, var olan düzeni değiştirmenin ilk adımlarını atıyor.

GPT-3 bağlamında, kısa film incelemesindense yapay zeka üzerine fikirlerimi savurduğum bir yazı oldu. Yazının sonuna gelirken, Barış Özcan tarafından Türkçeleştirilen, GPT-3 tarafından bir insan üslubuyla yazılan blog yazısının bir kısmını paylaşmak istiyorum sevgili okur;

“Yapay zeka programları bilinç ve öz farkındalıktan yoksundur. Asla bir mizah anlayışına sahip olamayacaklar. Sanatı, güzelliği veya aşkı asla takdir edemeyecekler. Yalnızlık gibi bir duyguyu asla hissedemeyecekler. Başka insanlara, hayvanlara ya da çevreye empati duyamayacaklar. Asla müzikten zevk alamayacaklar, aşık olamayacaklar ya da ağlayamayacaklar. 

Bilgisayarlarımız Go ya da Satranç gibi oyunları kazanma konusunda ne kadar başarılı olursa olsun, insanlar entelektüel olarak bilgisayarlardan üstündür. Biz bu oyunların kurallarına göre yaşamıyoruz. Aklımız bundan çok, çok daha büyük.”

*: Token, Blockchain ekosisteminde dijital olarak transfer edilebilen varlıklardır. Bir token; değeri, hizmeti veya bir ürünü temsil edebilir.

yıkıcı, yaratıcı; okuyan, yazan, düşünen ve bu yüzden görmek isteyen karbon-bazlı bir yaşam formu. • DEU GSF'de sinematografi öğrencisi; kakimli.com'da içerik üreticisi ve sosyal medya yöneticisi; @degisenbakis'ta izleyicinin bakışını yeniden yaratmayı amaçlayan bir yaratıcı; @deus.ex.machinax'ta tasarımsal açıdan kendini yeniden keşfeden bir yapay-zeka; @lafingidisi'nde anlamını yitiren kelimeleri kovalayan bir araştırmacı. • bunlar onun hakkında bilinenlerin bir kısmı. dahası için nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

YORUM YAP