“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Koca Sinan ve Küçük Detaylar

Mimar Sinan’ın unutulmayan eserlerinde gizlenmiş olarak bulunan baykuş imgelerinin hikayesine buyursunlar…

Baykuşlar Yunan kültüründe bilgeliğin, eski Mısır’da ise uygarlığın temsilcisiydi. Dünya tarihindeki birçok kültür ve uygarlıkta farklı anlamları olan baykuşun Anadolu’da ise ölüm habercisi ve uğursuzluk sembolü olduğuna inanılırdı. Oysa baykuşlar sadece eskiden ağır hasta olan evlerde ışıklar genelde sabaha kadar yandığından o evlere ya da ışık alabildikleri elektrik direklerinin yakınlarındaki hanelere konar ve böylece ışıkta avlayabileceği hayvanların hareketlerini daha net görürdü. Evdeki hasta öldüğü zaman da ihale ona kalırdı. “Baykuş kondu, baykuş öttü ondan oldu, ondan öldü” vesaire. İnançlar, hurafeler hep böyle neden aramalar, hayaller ve yakıştırmalar üzerine çıkmamış mıdır zaten?
Mimar Sinan, eserlerinde bilgeliğinden mi, sevdiğinden mi, tamamen yapıdaki formların tesadüfi birlikteliğinden mi; yoksa Yunan mitolojisindeki sanat, akıl, barış ve savaş tanrıçası Athena gibi dünyaya indiği zamanlar ölümlülere baykuş olarak görünmek istediğinden mi bilinmez, baykuş formlarını hep işlemiş; bizlere de eserlerindeki bu akılalmaz incelikleri hayranlık ve saygıyla selamlamak kalmıştır. Özellikle Süleymaniye Camisi’ndeki giriş kapısı mukarnaslarındaki oluşan görüntüden bahsediyoruz; bu dikkatle bakınca da, mimarın, öbür işlerinde de aynı baykuşu tekrar tekrar görmeye başlıyoruz.
Hep kulağımıza çalınıyor bazı gizemli hikayeler. En bilineni Mihrimah Sultan’a ithafen yaptığı Üsküdar ve Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Külliyeleri. Bu külliyeler ki büyük aşkın izlerini taşıdıkları iddia edilir. Hemen hatırlayalım hikayeyi: Topkapı Sarayı’nda 1522 yılında doğan Mihrimah’a adını, babası Sultan Süleyman koyar. Adı, Farsça’da Güneş ile Ay anlamına gelen Mihrimah Sultan,17 yaşına geldiğinde evlilik vakti gelmiştir.
1500’lü yıllar, Rönesans’ın doruklarının yaşandığı günler. Batıda Rafaello, Leonardo da Vinci, Michelangelo ile sanat, tarihinin parlak dönemlerini yaşarken Osmanlı mimarisi de Sinan’la tanışır o dönemler. Mihrimah Sultan’ın evliliği için iki aday olduğu bilinir. Biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa, diğeri ise Başmimar Koca Sinan. Mimar Sinan da o yıllarda tahminen 40’lı yaşlarındadır. Doğum yılı tam bilinmiyor, 1500 olarak varsayılıyor. Hıristiyan bir aileden devşirilerek yeniçeri olarak yetiştiriliyor. Devşirme çocuklarının yaş aralığı 8-18 olduğu hesaba katılarak belirlenmiş bu tarih de.
Her neyse, zaten Mihrimah, Hürrem Sultan’ın da girişimleriyle kayıtlara rüşvetçi ve entrikacı kimliğiyle geçen Rüstem Paşa’yla evlendirilir. Bir süre sonra, Mihrimah Sultan, Koca Sinan’ı bir gün huzuruna çağırarak İstanbul’da kendi adına bir külliye yapmasını ister, nereye yapılacağı hususunu, mimara bırakır. Bunun üzerine Mimar Sinan, 1540 yılında Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Külliyesi’ni tasarlar. Külliye, 1548 yılında tamamlanır.
O günden ancak 14 yıl sonra tekrar bir araya gelebilirler. Mihrimah Sultan 1562 yılında Mimar Sinan’ı bir kez daha huzuruna çağırır ve İstanbul’da kendi adına bir külliye daha yapmasını ister. Bu külliyenin yerini de tıpkı ilkinde olduğu gibi yine Koca Sinan seçecektir. Sinan da ikinci külliye için İstanbul’un en yüksek tepesini seçer. Yeni külliye Edirnekapı surlarının dibine inşa edilecektir. Rivayete göre Koca Sinan derin bir tutkuyla aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır ama ona olan aşkını, sanatına yansıtmıştır. Mihrimah Sultan’ın “Güneş’le Ay” anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğar.
Mimar Sinan’ın, anılarını kaleme almış olan yakın bir dostu var. İsmi Sai Çelebi. Koç Vakfı Yayınları, 2002’de bu kitabı günümüz Türkçesiyle yayımladı. Şair olan Sai Çelebi, kitabı Sinan’ın ağzından yazar. Mezarının kitabesini yazan da odur. Kişisel hayatı  ile yaşamı söz konusu olduğunda hep iyi, hep güzel tasvir ediliyor ama Sinan’ın insani özelliklerini anlayabileceğimiz direkt bir kaynak yok ne yazık ki. Hakkında çok şey bilmiyoruz. Sinan’ın çağdaşı sayılabilecek, Avrupa’da çalışmış, yine dahi kabul edilen ressamlar, mimarların kendi tuttukları günlükler, insanların onlar hakkında yazdıkları var. Ama Sinan hakkında özel yaşamını anlatan fazla kaynak yok. Sai Çelebi’nin yazdığı anılarda da özel hayatıyla ilgili pek bir şey yok. O yüzden Mihrimah’a olan aşkını da tabii ki biz kurguladık.
Baykuş ve Mihrimah Sultan izleri, romantik gizemleriyle bizi hep kendine çekedursun, kesin olarak bahsedebileceğimiz tek şey; Sinan Camileri’nin sadece işlev ve biçim ilişkisi çerçevesiyle tanımlanamayacağı… Mimar Sinan camileri sadece namaz kılmak için inşa edilen ibadet yerlerinin ötesinde tasarımında sembolik unsurların görülebildiği dini, siyasi ve sosyal işlevli yapılardır. Kozmolojik ve simgesel anlamlarla dolu her bir eseri. Camilerinin inşa nedenleri, süreçleri ve sahip oldukları mimari özellikler hakkındaki vakfiyelerde, Sai Mustafa Çelebi’nin Tezkiretü’l Bünyan ve Dayezade Mustafa Efendi’nin Selimiye Risalesi ile çeşitli araştırmacıların yayınlarında; benzetme, hikaye ve efsaneler yardımıyla bolca sembolik ifadeler yer aldığı dikkati çekiyor. Özellikle Sai Çelebi’nin tüm metinlerinde; selvilere benzeyen sütunlar ve minareler, okyanusu andıran dalga desenli mermerler, gökkuşağı gibi kemerler, zevk denizinin yüzeyindeki kabarcıkları andıran kubbeler, yeryüzünden yontulmuş dağlar misali kubbeli camiler, göksel küreler gibi kubbelerden asılı avizeler, cennet timsali mekanlar ve avlular tanımlanıyor. Baykuş olarak gördüğümüz giriş kapısı mukarnasları detaylı araştırınca aynı, İstanbul Süleymaniye Camii’nin minber külahları gibi yıldızlarla bezendiğini; gökyüzündeki yıldızları andıran bu minber külahlarının, kozmik evrenin mikro ölçekte bir modelini oluşturan cami mimarisinde, gökyüzünü simgeleyen kubbe dışındaki bir başka öge olduğunu görüyoruz.
Genel olarak Mimar Sinan’ın tüm camilerinde, ahşap kapı ya da pencere kanatları başta olmak üzere taş ve bronz şebekelerde, minber aynalıklarında dört, altı, on ve on iki kollu yıldızlarla sonsuz karakterli geometrik motifler kullanılmış. Anadolu Selçuklu sanatında da “evren” ifadesi bu şekilde yıldız motifleri ile kurgulanıp yapıya yansıtılırdı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin logosu da baykuş. “Bu da mı tesadüf?!”  dediğinizi duyar gibiyiz. Evet, tesadüfmüş: Türkiye’de, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sanat Tarihçisi, Arkeolog, Müzeci, Ressam Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulmuş ve 2 Mart 1883’de öğretime başlamış. 1928’de Güzel Sanatlar Akademisi adını almış, 2004’te ise Güzel Sanatlar Üniversitesi olmuş. Bu üniversitenin logosunda stilize edilmiş bir baykuş var. Rivayete göre firavunun asasında yer alan bu baykuş, insanoğlunun ilk sanat eserlerinden sayıldığı için de üniversitenin logosu olarak seçilmiş.
Bu hikayeler, gizemler insanoğlunu hep çeker ama siz, Sinan’ı tanımak için sokaklarda yürüyün. Süleymaniye Camisi’ni, Beşiktaş’ta Sinan Paşa Camisi’ni, Üsküdar’da Şemsi Paşa ve Mihrimah Külliyeleri’ni, Topkapı’da Hürrem Sultan Hamamı’nı gezin, görün, okuyun. Sinan’ın, Edirne’deki Selimiye Camisi UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası” listesinde yer alıyor, değerini verin. Eserlerinin başına bir şey gelmeden, ki bugünlerde Ayasofya, Galata Kulesi, Sümela Manastırı, Salda Gölü, Hasankeyf, Kazdağları gibi mimariye ve doğaya yaptıklarımız malumunuz, gezebildiğiniz kadarını gezin, görün ve okuyun. Bir daha gittiğimizde aynı halde bulamadığımız nice değerli yapı, coğrafya varken hala onun yapılarında dolaşıyor olabilmek, ne büyük bir şans!

YORUM YAP