“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

“Kötülük edene gülümsemeyi sizin mideniz kaldırıyorsa, o beni ilgilendirmiyor.”

Sayısız kitap, sayısız ödül, olağanca sevgi ve saygı… Olana bak!

Yazılarında kaybolduğumuz bir yazar.
Derin zannettiğimiz, sevgi ve saygı dolu bir yüreği olduğunu sandığımız bir adam, yaptığına bak!
Mütevazı ve bilge, içten ve samimi cümlelerine kandığımız Hasan Ali Toptaş.

Etkileyici alegorilerinin ardında böyle ürkütücü görüntülerin ve olayların olduğunu ölsem tahmin edemeyeceğim isim.

“Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız” isimli kitabında şöyle yazmış Hasan Ali Toptaş: “…herkesin her şeyi bildiği bir dünyada bilmiyorum demek hoşuma gidiyor.”

Yine hoşuna gideni yaptı ve taciz istismar iddialarına “bilmiyorum” diye yanıt verdi. Anlayacağınız, “…hayatları boyunca hayatına giren insanların çoğuna bir şekilde kötülük ettikleri için artık kendilerini bile sevemez hale gelenler iyilik ve tevazu şarkıları eşliğinde, cumbuldata cumbuldata, başkalarının sevgisinde vicdanlarını çitiledi…” yazan adam vicdanını çitiledi.
“Heba” isimli kitabından bir alıntı yapayım: “İyi görünmek için gerekli olan en önemli malzeme kötülük müdür bilemiyorum ama şu yeryüzünde kötüler bazen iyilerden daha iyi görünebiliyorlar…”

Bize iyi görünmüştü, meğer ne kötüymüş. Cinsel taciz, en sinsi şiddet biçimidir. Cinsel değildir. Güç gösterisi yapılan bir şiddet eylemidir. Etkileri ise bir ömürdür. Birçoğumuzda kelimeleri ile iz bırakırken başka insanlara korkunç izler bıraktığını nereden bilebilirdik?

“İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi… En çok da sevgiyi…” diyerek sınıfta kalan yazarın sevgiden uzak, şiddet içeren tacizlerinin şokunda olabilirim lakin herkese şu gerçeği de söylemem gerek; bugün bayıldığımız dehaların, yazarların çoğunun nefret edeceğiniz şeyler yaptığını biliyor muyuz?

Foucault, “Deliliğin Tarihi” isimli şaheserinde; Victor Hugo’nun kadın düşkünü, Dostoyevski’nin kumarbaz, Balzac’ın dolandırıcı, Poe’nin alkolik, “ben bayağı biriyim ama yazdıklarım bayağı değildir.” diyen Mozart’ın saray kadınlarını rahatsız eden bir tacizci, Miller’ın eşini satan bir adam olduğunu kaçımızın bildiğini sorguluyor. Bugün yaşayan, yerlere göklere sığdıramadığımız kaç kişiyi gerçekten tanıyoruz? Bırakın ünlü olmalarını çevremizde bile sayısız var. Bizler bile birbirimizi türlü yollarla taciz ediyoruz. Tacizin her türlüsünün hem mağduru hem yaratıcısı olduğumuzu kabul etmeliyiz.

Algıda olduğu gibi olguda da seçici olduğumuz gerçeğini inkar edebilir miyiz?
Edemeyiz. Foucault bir de kitapta şöyle muazzam bir soru soruyor; “Kaç kişi yüzünde beliren sanat anlayışı ile yaşamının arasındaki uçuruma kendini koydu?”

Bu sadece sanatçı için mi geçerli? Kaçımız yüzündeki maskenin ardında sakladığı gerçeği ile varlığı arasındaki uçurumun farkında? Kaçınızın abisi, babası, eşi, dostu bir kadını taciz etmedi? Kadınların büyük çoğunluğu tacize uğruyor. Tecavüze uğrayanların sayısı korkunç. Bunu hep aynı kişiler yapmıyor ise tanıdığımız sevdiğimiz insanlar da böyle. Bu bilinç değişmeli. Kişilere indirgenmeden bu bilinç eğitimle oluşturulmalı, yaptırımlar olmalı.

Entelektüel kapasitemizin gelişmesinde psikolojik ve çevresel faktörleri inkar etmek büyük bir hatadır. Örneğin Mahler, Van Gogh hatta Ernest Hemingway gibi dehaların, derin insanların ortak özelliği manik depresif olmalarıdır. Ben de onlardan biriyim. Bu, çok büyük heyecanlar, manyaklıklar, aşırı ağır ruhsal çöküntüler ve ağır travmalar yaşadınız demektir. Sıradan insanlarda bu tip hastalıkların görünmesi %1 iken, sanatçılar ve dehalarda bu oran %15’lerdedir. Bu tip bireylerde alkol, uyuşturucu gibi bağımlılıklar sık sık görülür çünkü depresyonu durdurarak salgılarla bilişsel kapasitenin iyileşmesi için yapay bir ortama ihtiyaç duyarlar.

Manyaklık, evrende yaratımın dibine vurdururken; depresyonda kendini ve çevreni vurursun. Bazı insanlar için deha uzun bir bilinç süreci iken, bazılarında bir bilinç atağı gibidir. Nasıl o hale geldiğini açıklayamazsın. Bir aydınlanma anı sonrası eski sen değilsindir. Bazıları ise bilinçli ve uzun bir analitik sürecinden geçer.

Bir fikir bir anda gelir ama uzun süre emek gerektirir. %1 hayal, %99 pratiktir deha! Beyin geliştirilebilir. Bazen de geliştirilemez. İnsanların kendi şartları içinde değerlendirilmesi gerektiğini unutmayın.

Gelelim Hasan Ali Toptaş’a, sonra anlayacaksınız bunları neden anlattığımı. İlk ve ortaokulu Denizli’nin ilçesi Baklan’da, liseyi Çal Lisesi’nde bitirip, 78’de Uşak Meslek Yüksekokulu’na başlayıp bir sene sonra bırakmak zorunda kalıyor. Çalışmaya başlıyor. 1981’de Çiv­ril Vergi Dairesi’ne veznedar, Sincan Vergi Dairesi’ne icra memuru oluyor. Bir yandan yaşadığı hayata ters bir şey yaparak yazıyor. Tıpkı Kafka gibi. Dilleri de benzer zaten. Kafka da sigortacıydı.

Çeşitli dergilerde ya­yımladığı öykülerini “Bir Gülüşün Kimliği” adlı kitapta topluyor, 1987. Yazıt dergisinin kuruluşunda emeği olanlardan biridir. İlk öyküsü 1975 senesine ait. 1996’da Sincan Hazine Avukatlığı’nda memur olarak çalıştıktan sonra 2004’te emekli oluyor. Onda her zaman Anadolu insanının, devlet memurunun hüznüne ve dramatik yanına rastlarsınız. Sadece üslubu çok estetiktir. Birçok insan Türk Kafka olarak kabul eder. Kafka da depresyonist biri olmakla kalmaz intihar eğilimlidir. Bana göre Hasan Ali’nin Kafka’dan çok büyük bir farkı vardır. Kafka’nın anlatmak istedikleri amacı iken, Hasan Ali’nin nasıl anlattığı amaçtır. O dil ve üslubu görev edinmiş ve kendi hesaplaşmalarını bize yazmıştır.

Okuduğunuzda onunla empati kurmayı denerseniz birçok sorunu olduğunu, olmak istediği kişi ile arasında uçurum olduğunu zaten anlarsınız. Lakin bunu hiç tahmin etmezdik belki ama mistisizminin ardında bir şeyler sakladığı aşikardı. İnsanın anlamlandıramadığı, anlayamadığı gerçeklere parmak basarken meğer kendini bulmaya çalışmış bugün anladım. Resmen varlığı dev bir muammaya dönüşüverdi. Sürekli bir şeyleri köylü ve absürt aracılığı ile anlatması bundanmış demek. Onun kendisi bir çelişki imiş. Ondan böyle iyi yazabilmiş. Kendini süslemiş meğer saklanmak için. Bu süreçte de mahrum bırakıldığı her şeye kalemi ve o naif diliyle sahip olacağını zannetme gafletine düşmüş. İçinde biriktirdiği öfkesini kadınlara şiddet göstererek tatmin etmeye çalışmış.

Çocukluğunda yaşadığı problem ve travmaları aşamayıp, sosyal davranış bozukluğuna sahip bir kişiliğe dönüşmüş.  Bakın yazılarındaki bazı izler:

 

 “Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.”
 “İnsanı, insan eksiltir, nasıl çoğaltırsa…”
 “Şunu unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.”
 “Herkes kendi içine yıkılıyor.”
 “Nefret edemeyenin sevgisi de yalandır.”
 “Ne bileyim, hangi açıdan bakarsam bakayım, bir insan olarak, insan denen yaratığın bu denli gamsız oluşunu bir türlü hazmedemezdim.”

 

Yazarak kendinden kaçmak istese de anti-sosyalliğini ve narsizmini bastıramamış. Bu tip kişilerin ortak özelliği suçluluk hissetmemeleridir. Çocukluğunda yaşadığı kimsesizlik ve acılar, onu empatiden uzak bir bireye dönüştürmüş. Bu iki özellik birleşince kadına şiddeti kendine hak görmüş.

Zaten dünyanın neresine giderseniz gidin penisini silah zanneden erkeklerin çoğunun kendinde, etten kemikten olduğu için suç sayılmayan suç aletlerini kadınlara yöneltme hakkını bulduğunu görürsünüz. Sistematik şekilde kendilerini bir s.k zannederek psikolojik sorunlarını kadınlar üzerinde şiddet, cinsel taciz, aile içi tecavüz vb. gibi insanlık dışı eylemlerle gidermeye çalışmakta olan hastalıklı bireylerdir.

Bu hastalıklı ataerkil toplum ve bireyler tarih boyunca kadın ve çocuklara ve hatta hayvanlara kısaca güçlerinin yettiği herkese cinsel organlarını doğrultmuşlardır. Lakin Hasan Ali ve nicelerinin, bu rezil, iğrenç dünyanın sonu gelmiştir. Hiçbir kadın, çocuk ve canlı form unutmasın ki, artık bilginin, sevginin, empatinin, samimiyetin, doğrunun devridir. Herkes etrafındaki bireylere bunu anlatsın. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını herkes bilsin. Arkadaşlarınızı, ailenizi uyarın; bir devir bitti!

Bugüne dek ekonomik güç erkeğin elindeydi, her istediklerini yaptılar ve cinsiyetlere roller biçtiler. Fark kapanıyor. Bilinç bundan böyle hiç durmadan daha ileri gidecek. Erkeğin kendine biçtiği rol gücünü kaybediyor. Her geçen gün kadınlar karşısında büyük krizler yaşayacaksınız. Çocukken yaşadığınız krizleri, eğitimsizliğinizi ve sığlığınızı her krizde her fırsatta, binlerce yıllık öğretilerle ve rahatlıkla bildiğiniz tek yöntem olan şiddetin sonu geliyor. Artık gizlenemezsiniz. Bundan kaçamayacaksınız. Toplumsal normları, öğretileri başınıza yıkmaya hazır bir jenerasyon ve kolektif bilinç geliyor.

Hasan Ali Toptaş size direkt olarak söyleyecek sözüm yok. Biz sizi deha sanmıştık fakat ondan daha fazla hastaymışsınız. Ben susayım zira siz benim yerime Gölgesizler’de yazmıştınız: “Herhalde kendi varlığına karışarak yok olmak en akıllıca yöntemdi.” diye. Sizin için bulduğum en iyi çözüm bu. Bundan böyle kendi kendinize yok olun, gölge dahi etmeyin kimseye. Herkesi hayal kırıklığına uğrattınız. Acil şifalar diliyorum.

 

 “Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğim yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor.

 

Diyen siz, artık kendi yüzünüze nasıl bakacaksınız? Sizin de dediğiniz gibi;

 “…kaba adamlar sürekli incelikten, kibirliler dönüp dolaşıp tevazuda, kötüler ısrarla iyilikten söz etti.”

Bugün sözün bittiği, sizin gittiğiniz yerdeyiz.
Elveda.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Derya Özmen

    Kitap sever biri olarak bugün kaleme aldığınız yazarı okuyarak harcadığım onca zamana hayret ederek hayal kırıklığının hüznü içersindeyim 🙁 Bundan sonra hangi hayal kırıklığını yaşayacağız bu bilinmezlikle yine yineliyorum emeğinize sağlık kakımlıkadın. İyi ki varsınız iyi ki yazıyorusunuz.

    reply

YORUM YAP