“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Kubrıck’in Dehasının Sinemasına Yansımaları

Sanatının ve sinemasının her detayıyla farklı, gerçekçi, derinlikli ve kusursuz olmasıyla sinema yönetmenleri arasında çok farklı bir köşede duran Stanley Kubrick, icra ettiği sanatı büyük bir titizlikle sunuyor. Kariyeri boyunca çekmiş olduğu 13 filmi ile gerek teknik detaylara yaklaşımı, gerek gerçekçiliği gerekse Kubrick denince akıllara gelen ilk özelliği olan mükemmeliyetçiliği ile sınırları aşmış, hatta yeni bir oyun kurmuştur sinema sektöründe. Yönetmenin dehasının yanı sıra çok sıkı ve titizlikle çalışması sayesinde sineması içinde belli başlı ortak özgün nitelikler oluşmuş. Bu noktada onu farklı kılan nitelikler ve o nitelikleri kullanış biçimini görmemiz ve anlamamız, onun dehasını da anlamamız demektir. Bu yazıda Kubrick sinemasının özgün niteliklerini irdeleyeceğiz.

1-) Mükemmelliyetçilik

Kubrick her filmini yapmadan önce ve yapım sürecinde büyük bir titizlikle çalışmış, küçük detaylar için büyük fedakarlıklar yapmıştır. Sadece bir sahneyi 40 kez tekrardan çektirmiş, oyuncuları yönlendirmiş, hatta filmin çekim süreci içinde senaryo ile oynamıştır. Her zaman en iyisi için açık olmuş ve bir detay için büyük azimler göstermiştir. The Shining filminin meşhur kapı sahnesi 40-50 defa tekrardan çekilmiş, Kubrick kamera hareketinin mükemmel olması için uğraşmıştır. Bir filminin yapım süresi 3-4 seneyi bulmaktadır. Kontrol manyaklığı yüzünden edebiyat uyarlamalarını yaptığı eserlerin yaratıcılarıyla dahil tartışmış, sürekli bir değişim yapmıştır. 2001: A Space Odyssey filminde milyonlarca yıllık zaman atlamalarını seyircilerin kafası karışmadan sahnelemeyi başarmış ve yine mükemmeliyetçiliğiyle filmin başlangıç sekansında bulunan insanlığın kullandığı ilk alet ve son aleti aynı açıdan aynı büyüklükte göstermiştir. Bu dahice fikir film boyunca kullanılmış, eşleşmeli sahneler tasarlayarak zamanda geçişi hatasız bir şekilde seyirciye aktarmıştır. Ayrıca ‘’steadicam’’ kullanarak, yani bir alet sayesinde kamerayı sabit hareket ettirerek pürüzsüz sahneler elde etmiştir. Bu noktada Kubrick bir kamera tekniğine bağlı kalmamış, kaos duygusunu vermesi gereken sahnelerde de el kamerası kullanarak duyguyu başarılı bir şekilde vermiştir. Ayrıca renk, ses ve müzik kullanımında da titiz davranmış, her sahnenin duygusuna ve izleyicinin hissetmesini istediği atmosfere göre hareket etmiştir.

   

2-) Gerçekçilik

Filmlerinin başka bir özelliği ise gerçekçiliğidir. Bilim-kurgu temalı filmleri teknoloji için son derece doğru öngörülü, savaş ve/veya tarih temalı filmleri ise son derece gerçekçidir. Barry Lyndon filmi için özellikle natürel ışık kullanımı tercih etmiştir. Dönemin aydınlatma araçları olan mum ve gaz lambaları harici bir yapay ışıklandırma kullanmayı reddetmiştir. Bu sayede seyirci atmosferi aşırı gerçekçi bir şekilde hissetmiştir. Kubrick sırf natürel ışıklandırma kullanmak istediği için NASA’ya özel bir lens yaptırmıştır. Bu teknik tercihi sayesinde filmin tüm atmosferi gerçekçi hale gelmiştir. Ayrıca yine Barry Lyndon filminde kadının sinir krizi geçirdiği sahnede ortamda varolan negatif ve kaotik duyguları gerçekçi aktarabilmek açısından elle taşınabilir kamera kullanmıştır. Bu sayede titreyen ve pürüzlü görüntüler elde etmiş ve duyguları seyirciye geçirebilmiştir. 2001: A Space Odyssey filminde ise gerçekleştirdiği uzay sahnelerinde tercih ettiği ses tasarımı son derece gerçekçi ve minimaldir. Bu sahneler boyu uzayın sessizliği hakimdir ve sadece nefes alıp verme sesi duyulmaktadır. Bu gerçekçi tercih aslında filmin genelini dahil etkileyebilen küçük detaylardan biridir. Full Metal Jacket filminde özellikle ikinci yarıdan sonra bulunan savaş sahneleri öylesine gerçekçidir ki atmosferi sanki orada bulunan bir askermiş gibi hissederiz. Bu sahneler içinde yine el kamerası kullanmış, ayrıca askerlerin kıyafetlerinden binaların yıkılış biçimine kadar titizlikle seçimler yapmıştır. Başka bir örnek olarak The Shining filminde kış başladıktan sonraki sahneler için otelin camlarına mavi filtre taktırmış ve atmosferin gerginliğini, soğukluğunu ve korkunçluğunu bu sayede hissettirmeyi başarmıştır. Yine Eyes Wide Shut filmi için muhtemelen çoğu izleyici öylesine bir ayin ortamında hiç bulunmamış olsa dahil, aynı ordaymış gibi hissetmiştir. Çünkü Kubrick’in tercih ettiği ses, müzik, kamera teknikleri, kostümler, oyuncuların hareketleri son derece gerçekçidir. Bu Kubrick’in dehasının filmlerine yansımış genel bir özelliğidir.

   

3-) Duygusuzluk

Kubrick’in yine bitmek bilmeyen özgün ve spesifik tercihlerinden biri ise hikayelerdeki karakterlerin duygulardan arındırılmış olmasıdır. Oyuncuların karakterleri sergilerken özellikle duygusuz bir yüz ifadesi takınmasını tercih etmiştir. Bu her ne kadar izleyicinin karakterlerle empati yapmasını zorlaştırsa da özgün bir özellik olarak Kubrick sinemasında yerini almıştır. 2001: A Space Odyssey filminde karakterlerin düz ve mimiksiz suratları en çaresiz anlarında dahil sakinlikleri belirgin bir tercihtir. Eyes Wide Shut filminde özellikle ayin sahnesinde maskelerin ürpertici derecede aşırı mimikli olması da Kubrick’in seyirciye ironik olarak hissettirmek istediği bir tercihtir. A Clockwork Orange filminin baş karakteri Alex Delarge’ın deneyin bitiminde doktorlara ve hapishane yetkililerine sergilediği küçük gösteri boyunca sıfır duyguyla hareket etmesi de bir tercihtir. Hızla geçecek olursak Full Metal Jacket filminde askerlerin rutinleşen hayatı ve insanları öldürürlerkenki duygusuzlukları, Fear and Desire filminde ki ‘’noire’’ teması, yani karanlık ve duygusuz atmosfer, The Shining filmindeki meşhur ikizlerin duygusuz yüz ifadeleri, Kubrick sineması için belirginleşen özelliklerdir. Ayrıca önemli ve takdire şayan başka bir nokta olarak Kubrick renkleri duyguları ifade ederken kullanmaktadır. Kubrick için kırmızı cinsellik, sarı ihanet, mavi tehlike ve yeşil ölümü ifade etmektedir. Bu noktada Eyes Wide Shut filminde Bill karakterinin ayin deneyimini anlatırken tercih ettiği tanım bir hayli dikkat çekicidir. Ayin deneyimini ‘’Gökkuşağının bittiği yer.’’ olarak tanımlayan Bill, duyguların bittiği ve çaresizliğinin başladığı yeri bu şekilde ifade etmiştir. Kubrick sineması içinde varolan duygusuzluk niteliğini Eyes Wide Shut filminde özellikle bu replikle lanse etmiştir.

4-) Yeni Temalar ve Teknikler Tercih Etmesi

Kubrick’in belirgin özelliklerinden bir diğeri ise kendini tekrara düşmemeye dikkat etmesidir. Kariyeri boyunca çekmiş olduğu 13 filmi içinde yeniliklere açıktır. Tema, konu, teknik olarak kendini tekrara düşmemiştir. Örnek olarak edebiyat uyarlaması yaptığında senaryoya film çekilirken dahil müdahale etmesi ve kendi gözünden mükemmele ulaşmak için kendini, kısıtlamaması ve sınırı olmaması onun en iyi özelliklerinden biridir. Son derece öğrenmeye ve uygulamaya açık oluşu belki de filmlerinin ve sinemasının sektörde yeni ve büyük bir etkiye yol açmasının sebebidir. Filmografisinde ki 3 bilim-kurgu temalı filmi konu ve teknik açıdan çok farklıdır. Full Metal Jacket ve Barry Lyndon filmlerinin her ikisi de savaş-dram temalıdır fakat konu ve teknik bakımdan birbirleri ile alakaları yoktur. The Shining filminde korku, Eyes Wide Shut filminde gizem, Lolita filminde romantik tema kullanmıştır. Ayrıca her filminde farklı felsefi perspektiflerden bakmış, her filminin derdini farklı tutmuştur. Bu noktada filmlerinin kendi içlerinde dahil tekniksel açıdan değişiklikler kullanmıştır. Örnek olarak kamera kullanımı veya kronolojik sıra ile oynaması onun filmlerinde yeniliğe açık olduğunun göstergesidir.

Stanley Kubrick son derece önemli ve etkili bir sanatçıdır. Kusursuz eserlerini insanlara miras bırakmış ve büyük kitleleri etkilemeyi başarmıştır. Katmanlı, derinlikli, teknik açıdan kusursuz, yenilikçi, gerçekçi, detaycı bakış açısı sayesinde her filmi bir sanat eseri halini almıştır. Son olarak Kubrick’in bir cümlesiyle bitiriyorum.

“Yirminci yüzyılın insanı, bilinmeyen bir denizdeki dümensiz bir teknede başıboş, bir kenara atılmış gibidir. Yaşamın anlamsızlığı, onu kendi anlamını yaratmaya yönlendirir. Eğer bu yazılabiliyor veya düşünülebiliyorsa, filme de çekilebilir. ”

2001 yılının Temmuz ayında Sakarya'da doğdu. Sakarya Üniversitesi'nde Görsel İletişim Tasarımı 2. sınıf öğrencisi. 10 yıl kadar karate branşı ile uğraştı. Milli sporculuk geçmişi var ve 2017 yılında dünya üçüncüsü oldu. Sanatın her alanına duyduğu ilgiyle okuduğu bölümü entegre ederek daha da gelişmeyi hedeflemektedir. Özellikle sinemaya çok ilgi duyuyor. Bilgilenme, farketme, tanıma ve üretme süreci hayatının her anına eşlik ediyor.

YORUM YAP