“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Kültür Emperyalizmi ve ‘Underground’ İlişkisi

Her bireyin, her ailenin, her yerelin, her ülkenin, her coğrafyanın kendi kültürü kendini doğurur ve yoğurur. Kültür, entelektüel bilgi, felsefi düşünce gibi kavramlar somut şekilde ölçülebilecek şeyler değildir. Kanımca tam da bu yüzden çok değerlidirler. Bu noktada biricik olan kültürler birbirlerine karışmamalı fakat ayrışmamalıdır. Her kültür kendini doğurmalı, her kültür birbirinden ilham da almalıdır. Denge her şeyin ilacı olduğu gibi bu çok değerli kavram üstünde de tesir etmektedir. Denge, kurulması çok zor olduğundan böylesine komplike bir konuda daha da zorlaşmaktadır.

Kültür Emperyalizmi

Kültürün ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz. Peki kültür emperyalizmi ne demek? Kültür emperyalizmi, sömürmeye yatkın bir devlet veya ulusun, sömürülmeye yatkın bir devlet veya ulus üzerinde oynadığı, kültürlerin aynılaşması üzerine yönelen ve böylelikle sömürülen halkın ortak bir payda da buluşamayacağı hale geldiği bir stratejidir. Kültür emperyalizmine maruz bırakılan devlet veya ulus, kelimenin tam anlamıyla bitmeye başlar. Önce devletin veya ulusun özgün kültürü bulanıklaşmaya başlar, daha sonra birlik duygusu alınır, savunma mekanizması çöker. Böylelikle tamamiyle sömürülmüş ve köleleştirilmiş bir toplum elde edilir.

Kültür emperyalizmine maruz kalan toplumlarda ayrılıklar başlar. Bir kesim, zaten var olan özgün kültüre bağlı kalınmasını ister ki bu oldukça mantıksızdır çünkü kültür kavramının bir niteliği de değişkenliğidir. Kendi içinde yoğrulmak veya başka kültürlerden ilham almak söz konusu asıl kültürün kendisine yapılan negatif bir etki değildir. Bir kesim ise bilinçli veya çoğu zaman bilinçsiz, maruz kalınan kültürü bir üst sınıf durumu olarak algılar ve özenir. Bu kesimin içinde çoğunlukla genç nesil olmakla birlikte, kültürel emperyalizme karşı direnç göstermeyen ya da gösteremeyen, bu sebeple de sömürülen kesimdir.

Kültür emperyalizmini bu kadar tehlikeli yapan şey onun soyut ve şeffaf olmasından dolayıdır. Ordu ile işgal edilen bir ülkede, halk içinde kültürler var olmaya devam ettiğinden dolayı insanlar birlik olup, orduya yani ortak düşmana karşı savaşabilir. Fakat ordu gücüyle değilde çok daha soyut bir şekilde, yani kültür emperyalizmi yoluyla, işgal edildiğinde halk işgalin farkında bile olmayabilir. Kültür emperyalizmine maruz kalan halk zehrin farkında dahil olmayacaktır ve nihayetinde ip koptuğunda uğruna savaşacağı bir ortak bilinç olmadığından savunma mekanizması geliştiremeyecektir.

Buradan anlayacağımız üzere kültür emperyalizmi çok güçlü ve etkili bir silah olmakla birlikte, ülkeler arasında yüzyıllardır kullanılan bir stratejidir. Kanımca kültür emperyalizmine karşı kullanılabilecek en önemli güç bütüncül ve özgün bir kültür oluşturmak olacaktır. Bunun içinde atılması gereken ilk adım benzerlikleri ve farklılıkları, kimlik değerlerimiz ekseninde dengeli bir sisteme oturtmak olacaktır. Kültür, kendi içinde bütüncül ve özgün bir bakış açısında kalmalıdır. Bu yüzden de ne farklılıklar, ne de benzerlikler bir adım öne çıkmalıdır. Her iki kavram kol kola yürümelidir. Farklılıklar çok öne çıktığı takdirde kültür kendi içinde ayrışacak ve dağılacaktır. Benzerlikler çok öne çıktığında ise özgün kişilikler ve nitelikler ortadan kalkacaktır.

‘Underground’ Nedir?

‘Underground’ kelimesinin anlamına bakacak olursak Amerikan sözlüklerinde gizlilikle yapılan, açık olmayan, yerleşik devlet ve hükümet düzenlerine karşı çıkan anlamına gelmektedir. Aynı sözcük İngiltere’de ‘metro’ anlamına gelirken, Hitler ordularının istilasına uğrayan Fransa’da direniş anlamına denk gelecek şekilde ortaya çıkmıştır.

‘Underground’ kelimesinin bir diğer anlamı yeraltı dünyasıdır (yani gangsterlik). Fakat kelimenin bu anlamına denk düşen kısmıyla bu yazıda bahsettiğimiz ‘underground’ aynı kavram değil.

Bizim bahsettiğimiz kavramı kısaca yeniden anlatmak gerekirse bir devlet veya ulus içinde toplumda yaşayan bireylerce beğenilmeyen, eleştirilen fakat baskın fikirler tarafından toplumsal düzeyde resmi şekilde eleştirilemeyen veya yayılamayan sosyal, politik ve kültürel sorunların, fikirlerin, akımların kendilerini ifade etmek için yeraltında yer bulması durumudur. Bu fikirlerin hem mecazi hem gerçek anlamıyla yeraltında yer bulması, özlerinde oraya ait olsalar da eninde sonunda yerleşik düzenin çarklılarına dönüşmelerini engelleyemez. Çünkü her başkaldırı değişimdir ve her değişim yeni normaldir.

Bahsettiğimiz kavramı örneklendirmek gerekirse kurulu düzen içinde yer bulamayan ve ‘underground’ olarak doğan gazete, dergi, roman, inceleme, eleştiri yazısı, televizyon kanalı, plak, tiyatro, resim, heykel, fotoğraf, müzik, sanat akımı ve sayamadığımız onlarca fikir günümüzün gelişmiş ülkelerinde özgün ve özgür olacak şekilde ilerlemektedir.

Kültür Emperyalizmi ve ‘Underground’ İlişkisi

Günümüzün gelişmiş dünya ülkeleri kendi özgün ‘underground’ kavramlarını doğurmuş ve yerleştirmiştir. Tahmin etmesi zor olmadığı üzere de kendi kültürlerini ve özellikle ‘underground’ kavramlarını başka ülkelerin kültürlerine sokmuşlardır. Bu noktada kültür emperyalizmi ve ‘underground’ birbirine çok bağlı iki kavram haline gelmiştir. Halihazırda özgün bir kültürü olan sömürgeye açık bir devlet veya ulusun içine sömürgeci ülkelerin ‘underground’ kültürlerini sokmaları büyük bir kültürel ayrışmanın kıvılcımını yakacaktır. Bir ülkeyi bölmek için kültür karmaşası yaşatmak oldukça etkili bir ilk adımdır. Kültür karmaşası yaşandığı takdirde ,özellikle genç nesilden başlayacak şekilde, bölünme başlar. Böl ve yönet olarakta bilinen bir stratejidir. Türkiye için yaklaşık yarım asırdır ‘underground’ kültürü etkinleşmeye başlamıştır. Kanımca, Türkiye için genel hatlarıyla süregelmiş  özgün bir ‘underground’ kültürden bahsedemeyiz. Gelişmekte veya gelişmemiş ülkeler açısından bu genellikle bu şekilde ilerlemiştir çünkü ‘underground’ gibi bir başkaldırı sistematik olarak yerleştirilememiş ve barınamamıştır. Bu noktada ‘underground’ kültürlerine sahip çıkan gelişmiş sömürgeci devletler, kültür emperyalizmi yaparak ve ‘underground’ kültürlerini de maşa olarak kullanarak yayılmayı sağlamışlardır. Batılılaşma, aynılaşma bu şekilde başlamıştır ve devam etmektedir.

Bu noktada günümüzün gelişmiş ülkelerinin ‘underground’ kültürün cazip, manipülatif ve ikna edici gücünü farketmesi ile sömürüye açık ülkelere söz konusu kültürü satarak ya da sinsice sokarak kültür emperyalizmini zekice yaptığını söyleyebiliriz. Özellikle son on yılda kültürümüze ait olmayan bir çok davranış, yabancı sözcük, yemek kültürü, moda, sanat akımı ve medya içeriği toplumsal değerlerimizin önüne geçti. Sırf bu yüzden birçok denge sarsıldı ve sarsılıyor.

Kültür emperyalizmine fazlasıyla maruz kalmış bir ulus olarak kendi kültürümüzü karıştırmamalı ve ayrıştırmamalıyız. Ayrıca kendimize ait bir ‘underground’ kültür doğmasına izin vermeli, onu kabullenmeli ve barındırmalıyız. Bu noktada değişimle birlikte kültürümüz hem özlerimize bağlı kalacaktır hem de pürüzlerinden kurtulacaktır. Kanımca süreklilik ve direnç bu noktada en önemli yöntemdir. Türkiye için zaten var olan, bence muhteşem ve biricik kültürümüzü hatırlamalı, ‘underground’ özgün, özgür doğacak ve ilerleyecek şekilde, yapılan kültür emperyalizmine karşı direnmeliyiz.

Kaynak: Aytunç Altındal – Kültür Emperyalizmi

2001 yılının Temmuz ayında Sakarya'da doğdu. Sakarya Üniversitesi'nde Görsel İletişim Tasarımı 2. sınıf öğrencisi. 10 yıl kadar karate branşı ile uğraştı. Milli sporculuk geçmişi var ve 2017 yılında dünya üçüncüsü oldu. Sanatın her alanına duyduğu ilgiyle okuduğu bölümü entegre ederek daha da gelişmeyi hedeflemektedir. Özellikle sinemaya çok ilgi duyuyor. Bilgilenme, farketme, tanıma ve üretme süreci hayatının her anına eşlik ediyor.

YORUM YAP