“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Lezzet Sandığımız Zehir: Monosodyum Glutamat

Mesela bir hamburger yediniz. Plastik bir tat, ama lezzetine bağımlısınız. Tıka basa doydunuz, adım atacak haliniz yok neredeyse. Akabinde bir film izliyorsunuz, film bittiğinde yine çok acıktınız! İşte bu acıkmanın sindirim sistemiyle hiçbir alakası yok maalesef! Tüketmiş olduğunuz hamburger kan şekerinizi düşürdü ve aslında lezzetli falan da değil. Bilin bakalım bunu hangi molekül yaptı?

Lezzet sandığınız şeyin adı Monosdyum Glutamat (MSG), yediklerimize tat veren kimyasal madde. Halk diliyle zamanında daha çok Çin lokantaları kullandığı için “Çin tuzu”. Başka bir adı da E621. MSG, glutamik asidin tuzu. Glutamik asit ise proteinlerin temel yapıtaşları olan aminoasitlerden biri. Elzem bir aminoasit değil, vücudumuz onu kendisi de üretebiliyor, bu nedenle dışarıdan alınması gerekmiyor.

Dilimiz genelde 4 farklı tadı algılayabiliyor. Bunlar, tatlı, acı, ekşi ve tuzlu olarak biliniyor. Buna 5. tat olarak “umami tatlar” eklendi. 1908 yılında Japon bilim adamı Ikeda tarafından keşfedilen umami, 2002 yılında ise özel alıcı (reseptör) hücrelerinin bulunmasıyla birlikte bilimsel anlamda beşinci tat olarak tüm dünyada tanındı. Umami gıdalarda doğal olarak bulunan önemli bir lezzet unsuru fakat katkı maddesi olarak kullanılan MSG de “umami tatlar” çatısı altında pazarlanıyor ne yazık ki.

Monosodyum glutamat, tat alma duyumuzdan vuruyor bizi. Ağzımıza attığımız ilk lokmayla tat alma duyusu harekete geçerek, beyne ilk sinyalini gönderiyor. Bu ilk sinyalle birlikte tadı oluşturan madde ağzımızda kaldığı sürece sinyallerin seviyesine karşı duyarlılık hızla düşmeye başlıyor. Bizler farkında olmasak dahi yemek yerken bile aynı olay gerçekleşiyor. Yediğimiz aynı yemekte bile ilk lokma ile son lokma arasında bir tat azalması oluyor. Kimyasalların bir kısmı dilimizdeki artıkları hızla parçalayarak midemize gönderiyor, diğer bir kısmı ise bunları nötrleştirerek, her lokmanın ilk lokmaymış gibi algılanmasına neden oluyor. Yedikçe yiyoruz! En berbat yiyecekleri bile son derece lezzetliymiş gibi algılatıyor bu zehir.

Alzheimer’dan Parkinson’a, göz hasarından çocuklarda büyüme hormonunun baskılanmasına kadar birçok hasara yol açıyor. Yasaklanmadığı gibi Glutamat’ın, yaygın kullanım koşullarında zararlı olmadığı, uluslararası otoriteler tarafından da onaylanmış. 1987’de DSÖ ve “United Nations Food and Agriculture Organization” MSG’yi gıda içerikleri arasında “en güvenli” kategorisine koymuş. Kapitalizm ve gıda lobilerinin bunu güvenli gıda olarak sayması beklenen bir durum, şaşırılmaz. Ama hala bariz bir açıklama yapılamamasının başka bir sebebi kanıta dayalı tıp gerektirmesi. Aynı sigaranın yıllar sonra yasaklanabilmesi gibi hastalık yaptığı bilinmesi başka, hukuken adım atmanızı sağlayacak kesinlikte ispat başka bir şey.

Hazır çorbalar, hazır soslar, cipsler, gofretler, hazır et suyu olan bulyonlar, iki dakikada pişirilen makarnalar, asitli içecekler… Kısaca çoğu hazır ürün! Sağlık örgütleri bir şey demese de, siz yine de uzak durun.

YORUM YAP