“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

LGBTQ+ İntiharlar Cinayettir!

Normlara kör eden bir korkuyla tapan dünya… Bu tapınma için üretilen nefret ve ayrımcılık bir kez daha can aldı. Mısırlı feminist queer aktivist Sara Hijazi bir konserde gökkuşağı bayrağı açtığı için cehennemi yaşadı ve 14 Haziran’da intihar etti.

Hani feminist lafını, queer lafını duyunca erkeklerin penisi kesilecekmiş gibi panik olan, çocuklarına eşcinsellik “bulaşacak” diye kabuslar gören insanlar var ya, sözüm onlara:
Sara’yı 2017 senesinde, “eşcinselliği yaymak” suçlamasıyla tutuklamışlar. Üstünü örtüp bastırmakla yok edemeyeceğiniz eşcinsellik var olduğunca vardır. Ne bulaşıcıdır ne de yayılabilen bir şeydir, ancak bu akıl dışılığın ürettiği zehir tüm insanlığın vicdanına bulaşan, sinen, kapkara lekeler üretiyor, öyle ki çıkarmak mümkün değil.

Müziğin, güzelliğin, açık yürekliliğin, özgürlüğün, dayanışmanın rüzgarlarının estiği, umut dolu bir konser kalabalığı içinde olduğunuzu hayal edin. O an için olsun kalben yuvanıza kavuşmuş, dünyanıza yerleşmişmişsiniz; insanların rengarenk, çeşit çeşit bireyler olabilmesi anlamını taşıyan bir sembolü, neşeyle, aşkla, coşkuyla taşıyorsunuz. Ancak, içinizi sıcacık coşkularla titreştiren bu kalabalıktan 57 kişi tutuklanıyor. Taşıdığınız bayrak ve kimliğiniz dolayısıyla siz de onlardan biri oluyorsunuz.

Sizi cezaevine gönderiyorlar. Orada 3 ay boyunca işkence görüyor ve cinsel şiddete uğruyorsunuz. İçine tıkıldığınız cehennemde etiniz, kemiğiniz bile birer zebani oluyor sizin için. O tapılan normlar ve onların ürettiği “ahlak” sizi asla korumuyor, aklınız varsa bunu umut edip de daha fazla kanamazsınız. Sizin için mücadele edenlerin öyle güçlü olması lazım ki, sizin öyle güçlü olmanız lazım ki… Hem kendi bedeninizden, psikolojinizden sorumlusunuz hem de sizinle birlikte mücadele eden insanlardan. Üstünüzde bir dünyanın yükünü taşıyorsunuz, rüzgarda kabarıp dalgalanan bir gökkuşağı bayrağı kadar zarif ve hafif değil bu yük, eziyor sizi.

Bir sene sonra ülkeniz sizi sınır dışı ediyor ve Kanada’ya sığınıyorsunuz. Kurtuldunuz mu? Hayır. Yılların şiddeti, hakareti, linçi, psikolojik baskısı kafanızın içinde, sizinle birlikte geliyor. Pek çok başarısız intihar girişiminiz olmuş. Yaşama pamuk ipliği ile bağlısınız. Tıpkı katliamlardan, savaşlardan sağ çıkan askerler gibi Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile mücadele ediyorsunuz, yaşadıklarınızı atlatmanın hiçbir yolunu bulamıyorsunuz.

14 Haziran’da, ev dediğiniz bir yerde, daha fazla dayanamadığınız, içinde barındırılmadığınız dünyaya kendi iradenizle veda ediyorsunuz. Geride bıraktığınız not şu:

“Kardeşlerime;
hayatta kalmaya çalıştım ve başarısız oldum, affedin beni.
Arkadaşlarıma;
deneyimim acımasızdı ve ona karşı koymak için çok zayıfım, affedin beni.
Dünyaya;
çok acımasızdın ama seni affediyorum.”

İşte birkaç paragraf boyunca, çok uzaktan bir bakışla da olsa, Sara oldunuz. Sara olduk, onunla öldük ama kalalım burada biraz, kaçmayalım hemen. Şunun cevabını verelim sevgili Sara’lar, o affettiğimiz dünyaya ne densin şimdi? Canımızı bize bağışlamayan içi boş putlara ne yapılsın? Bu bulaşkan zehir vicdanlardan nasıl arındırılsın? Dünyayı kucaklamaktan başka bir şey istememiş ve onu affetmeden de gitmemiş bir ruhu yitirmenin acısı şimdi neye dönüşsün?

MSGSÜ Sinema TV’de eğitim aldı. Prodüksiyon ve post prodüksiyon alanlarında çalıştı. Bugün, editör, çevirmen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

YORUM YAP