“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Perde Arkası: LÜBNAN

Lübnan…

Lübnan’da olanları size mümkün olduğunca basit şekilde anlatmayı deneyeceğim. Elimden geldiğince onların sesi olmaya çalışacağım. Bir patlamaya mı ihtiyaç vardı diye sormadan edemiyorum. Dünyanın her yerinde, istisnasız her yerinde sömürü ve savaş var. Savaşın ne hakkında ve nasıl olduğunun zerre önemi yok. Dünyada eş zamanlı olarak eziyet edilen insanlığın sesini duyurmak yetmez, artık bütün dünya insanlarının kenetlenmesi gerekiyor. Herkes o kadar kendini, hepimiz o kadar matematiğe ihanet edercesine çapımızdan küçük hale getirilmiş çevrelerimizi önemsiyoruz ki aydınlanmalar bile karanlık. Lübnan’ın hikayesini anlayınca kademeli kademeli bir millet nasıl bitirilir bunu göreceksiniz. Belki Lübnan, bizlere hala zaman varken elimizde son kalanın kıymetini bilmeyi öğretir. Öğretmek değil de aslında, hikayeleri ibret olur diyelim. 

Lübnan, kozmopolit toplumsal yapıya sahip bir ülke. Çok kültürlü ve ortaklaşmacı yani farklı etnik kökenlerden, kültürden ve inançtan insanın bir arada barış içinde yaşaması için bir ulus devletsiz bir ulus modelleri var. Bu model Lübnan’ı, bölgedeki diğer ülkelerden ayıran bir fark var; devlet yönetimini de bu topluluklar paylaşmıştır. Bu sayede Ortadoğu’da imkansızı başararak varlığını sürdürebilmiş lakin siyasi krizi, suikastleri, çatışmaları hiç eksik olmamıştır. Lübnan’ı çevreleyen otoriter devletlerin aksine bir sürü kültürü barındıran, bizdeki Hatay, avrupadaki isviçrenin ortadoğu versiyonu diyebiliriz. Ülkede bir ulus oluşturulamamıştır. Çeşitlilik, çok kimliklilik, katman katman bir toplumsal yapısı vardır. Bir mozaik, bir piramit gibi düşünün. Lakin bu toplumsal yapı güçlü aile, dini liderler ve yapıların birbiriyle sürekli çatışmasına engel değildi.  Sistemin oyuncuları ise bunu her zaman fırsata çevirerek Lübnan’a girmeye çalışmıştır. 

Lübnan, etnik köken ve dil yönüyle homojendir. Örneğin Katolik ve Ortodoks Rumlar ibadetlerini Arapça yaparlar. Buraya kadar güzel lakin Lübnan’da da siyaset her şeyi bok etmektedir. 

Farklılık, çeşitlilik esas alınarak oluşturulmuş bu yapılanma, sosyal alanda özerkliklere ortam sağlasa da siyasette bu eşitlikçi ve özerk yapısını sergileyememektedir. 1975 ile 1990 yılları arasında yaratılan iç savaşla bölünmüşlük de hala kendini göstermektedir. Bağımsızlığının ilanından başlayarak Lübnan’ın bugüne dek gelişinin tarihsel sürecini anlatamaya başlıyorum. 

M.Ö. 1200 senesinde Fenikeliler’in yerleşerek ilk uygarlığın tohumunu attığı Lübnan, 1941 senesinde bağımsızlığını ilan etti. Bu bağımsızlığı ilan edene dek kronolojik olarak Asurlular, Babil imparatorluğu, Büyük İskender, Ebu Bekir, Emevi Hanedanı, Haçlı Ordusu, Yavuz Sultan Selim, İtalya, Fransa bu toprakları işgal etmiş, ele geçirmiştir. Zaten bu yüzden bu kadar kültürel çeşitlilik var. Oraları biz de yönettik, bir sürü uygarlık ve inancın da merkezi oldu.

 

1.Dünya Savaşında Almanlar Fransa’yı işgal edince Lübnan’ın kontrolü, Fransız Vichy Hükümetine geçmişti. Bu olay, 1940’ta oldu. Lübnan’a bağımsızlığını vermek üzere anlaşma yapan fransa, elbette sözünden döndü. Anayasayı askıya aldırdı ve ingiltere ile ittifak yaparak Haziran 1941’de Lübnan’ı işgal etti. Dünyanın en büyük sömürücüleri hiçbir zaman değişmeyecekler. Lübnan binlerce yıl sonra nihayetinde bağımsız olabildi, 26 Kasım 1941! Çok da güzel marşları var. 

https://www.youtube.com/watch?v=uEAtdNKWFIQ

2 Mart 1945’te Arap Birliği’ne, 1946’da ise birleşmiş milletlere üye oldular. Ardından İsrail kuruldu ve binlerce Filistinli Lübnan’a göç etmek zorunda kaldı, 1948. Şükürler olsun, Fransız-Lübnan anlaşması imzalandı ve Fransa asalağı Lübnan’dan çekildi. 

Ortadoğu’nun bu en düzenli, en güzel bölgesinde çeşitliliğe rağmen müslümanın demografik bir üstünlüğü söz konusu olunca hristiyanlar, biz de varız dedi haliyle ve aralarındaki bu mücadele 13 Nisan 1975’te iş savaşa dönüştü.

Peki neden bunlar oldu? Çünkü asalak fransa, anlaşma imzaladığı halde insan olmadı, Lübnan’ın onların desteğiyle bir Hrıstiyan cumhurbaşkanı tarafından yönetilmesi istendi. Müslümanlar elbette kabul etmedi. Bir diğer neden ise Filistinlilerin, Lübnan’a sığınması. Çünkü israil, 1948, 1967, 1970, 1971 senelerinde yüz binlerce Filistinliyi, Lübnan’a sürdü. Öyle bir hal aldı ki Lübnan’ı militanların karargahına dönüştürdüler. Filistin kurtuluş örgütü, hükümet ile anlaşarak İsrail’e yönelik gerilla saldırıları için kullanma hakkı aldı. Zengin ile yoksul arasındaki uçurum giderek açıldı ve Lübnan’da yaşanacak sıkıntılı bir dönemin habercisi oldu. Arap ülkeleri, o yıllarda petrolü kıstı ve Lübnan zaten ekonomik çöküşteydi. Din ve mezhep ayrılıklarının da etkisiyle ülke, hızlı bir şekilde iç savaşa sürüklendi. Bir kilise açılışında ateş açıldı, muhafız ve askerler öldürüldü. Filistinlileri hedef göstererek, Filistin kampına giden bir otobüs konvoyuna saldırarak bütün yolcuları öldürdüler Falanjist (Ketaib) Partililer. Falanjist Partinin ardında elbette, tüm hıristiyanların desteğini vardı. 

Evler yakılıp yıkılırken sayısız insan öldürüldü. Ticaret bölgesinde bulunan evler ve oteller yerle bir edildi. Ne olduğunu anlayamadılar bile. Ordu bütün hakimiyeti kaybetti. Bölünmenin eşiğine geldiler. Lübnan İç Savaşı, farklı taraflar arasında başladı ama karmaşık bir yapıya döndü. 

Lübnan’a sığmayan mültecilerle savaşmak zorunda kaldı Lübnan ordusu ama buna uyuz oldu. Çünkü Filistin Kurtuluş Örgütü’yle Lübnan hükümeti anlaşma yapmıştı. İsrail’e yönelik gerilla saldırılarda Lübnan topraklarını kullanabilecekti. Ordu da gidip İsrail’le anlaştı. Yani böyle bir iç savaş düşünün. Senelerdir Lübnan’a eziyet eden ve halkı rencide edenler, yakalarından düşmedi. Öyle ki iç savaşta Lübnan yerlisi hristiyanlar, filistinlililer geldiler diye israilin yanında yer aldı. Aşırı sağcı liderler de keza israille birlik oldular. Hemen ardından israil, bir kez daha Lübnanı işgal etti. Bütün bunların üzerine Hizbullah doğdu. İki sene sonra abd geldi, lübnan ve israille anlaşmaya oturdu. Kurtarıcı melek özgürlükler ülkesi, görüyorsunuz değil mi? Her filmin bu sahnesinde ortaya atlıyorlar. Fransanın manda yönetiminden kurtularak bağımsızlığına kavuşan Lübnan’a hiç huzur vermediler. Tam 15 sene boyunca iç savaşa kurban ettiler. 

Suriye, Lübnan’a girince işler değişti. İki CB adayı çıktı. Biri Marunîler ve Suriye tarafından desteklenen Lübnan’lı Elias Sarkis, diğeri ise Lübnan Ulusal Hareketi tarafından desteklenen İskenderiyeli Raymond Edde.  Suriye baskısı ile Sarkis, bir oy farkla cumhurbaşkanı seçildi. Bu arada bu iki adayın ortak noktası, ikisi de Pariste öldüler. Lübnan Ulusal Hareketi ve Filistin kampları seçimleri protesto edince, Suriye birlikleri tarafından bombalandılar. ABD ve İsrail, coşku ile olanları izliyordu. Sonra zaten ortalık iyice karıştı. 

Velhasıl Lübnanlı Hristiyanlar ile İsrail, Müslüman Arap halkını tehdit algıladıklarından birlik oldular. Kurtarıcı melek abd, Filistin Kurtuluş Örgütünü ve Lübnan Ulusal Hareketi’ni yok etmek istediğinden destek verdi. Lübnan’a yapılacak İsrail müdahalesi, Hristiyan halkın ‘bağımsız devlet’ hayali yanında abdnin işini görecekti.  

İsrail, bu sefer 6 Haziran 1982’de ingiltere büyükelçisinin öldürülmesini öne sürerek Lübnan’ı işgal etti. İsrail ordusu, Lübnan’ın dış mahallerinden tutun da Sur, Hasbaya, Nebatiye, Şûf bölgesi ve Sayda’ya kadar işgal etti. 1982 diyorum ya, 1982! Bugün nasıl korkunç geliyor değil mi? Nelere sustuğumuzu, nelerin üstünün örtüldüğünü görmek lazım. Bugün bizim de başımıza gelebilir çünkü. Hatta gelecek…

İsrail saldırısı karşısında geri çekilmek zorunda kalan Filistinliler kuşatıldı. Bulundukları bölge, Batı Beyrut bombardımana tutuldu, yakıp yıktılar. Doğu tarafına bir şey olmadı çünkü Hıristiyanlar kapıyı açtı. İsrail, abd desteği ile katliam yaptı. On yedi binden fazla insanı öldürdüler. Kurtarıcı melek özgürlükler ülkesi amerika, baskı yaparak anlaşma yaptı ama israil dinlemedi. Daldı bölgeye ve öldürdü. 7 bin Filistinli’yi tutuklayarak Ensar Kampı’na gönderdi. Hiçbir söz tutulmadı, Lübnan yalnız bırakıldı. Kan aktı, çok kan aktı. 

İsrail yanlısı aşırı sağcı Hıristiyan Falanjistler, 16 Eylül 1982’de ise Batı Beyrut’ta bulunan Sabra ve Şetilla adındaki Filistin mülteci kamplarını bastı ve çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan üç bin Filistinli mülteciyi, ağır silahlar, bombalar, kesici aletler ve baltalarla katlettiler. 22 Ekim 1989 senesinde imzalanan Taif anlaşmasına dek çok canı yandı Lübnan’ın. Anlaşmaya göre cumhurbaşkanı Hristiyan olacak ancak cumhurbaşkanı bağımsız olarak konseyi atayamayacaktı. Sünnilerin veto hakkına olacaktı. Mecliste hristiyanlar ile müslümanlar arasında eşit dağıtılacaktı milletvekilleri.

Milis liderleri parlamentoya milletvekili olarak girdi ve hükümette çeşitli görevlerde bulundular. Bazı liderler hareketlerine son verdi lakin bazıları, siyasi ve askerî örgütlerini ayırdı, Hizbullah gibi. Bildiğiniz, yasadışı gruplar parlamentoya girdi. Bu sayede örgütlerin etkinlikleri küçülürken lübnan ordusu güçlenmiş oldu. Hizbullah ve alt grupları hariç hepsi dağıtıldı. Polis teşkilatı ve ordu yeniden aktive edildi. Ve Lübnan yaralarını sarmaya, yıkılanı yeniden inşa etmeye başladı. İşte bu iç savaşta yine en büyük zararı gören yer, 2020’de patlayan limandı, savaşın sona erdiği 1990’dan bugüne canla başla çalışan Lübnan halkı, yeniden yapılanma ve genişleme sürecine girmiş ve başarmıştı. 

Günümüze yaklaşmaya devam edelim, sonunda nasıl her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu anlayacaksınız. Fransa’nın manda yönetiminden kurtulan Lübnan’da o tarihten beri iç savaşın yanı sıra 2 cumhurbaşkanı ve 3 başbakan, çok sayıda siyasetçi, din adamı ve gazeteci suikaste kurban gitti. Jeopolitik konumu ve çok parçalı etnik ve dini yapısının bu çekişmelerde etkisi büyük, istemiyorlar güçlenmesini. Lübnan’da olup biteni konuşan, mücadele eden, sömürüye karşı çıkan kim varsa kellesini aldılar. 

2000 yılında israil yine bir gün işgal ettiği Lübnan’dan çıkarken arkasında Hizbullah örgütünü bıraktı.  Bu arada abdnin başında Bush var. Suriyenin Lübnan’da asker bulundurmasını istiyor. Sürekli baskı politikası ile Irak’ta yaptığı katliama destek istiyor, kitle imha silahları istiyor. Birleşmiş milletlerden karar bile çıkarttırıyor. Lübnan’ın eski başbakanlarından Hariri’nin öldürülmesinden Suriyeyi sorumlu tutmaya kadar ilerletiyor işi. Binlerce insan sokağa dökülüyor. Askerlerini çek diyor Şam’a! Şam yönetimi mecbur kalıyor çekip gitmeye. Abd ve işbirlikçisi İsrail, yaptırımlı gerilimleri böylece saçmaya yeniden başlıyor. 

2005’te Suriye, sonunda 29 yıllık işgalden sonra tüm askerlerini geri çekti.  Lakin hemen üzerine geride bırakılan hizbullah, 2006’da iki İsrail askerini kaçırdı ve Lübnan yine İsrail saldırılarına maruz kaldı: 33 gün savaşı. İsrail hezimete uğradı, geri çekildi. Harari öldürülüp Suriye’nin Lübnan’dan, çekilmesi, Lübnan’daki en önemli direniş örgütleri Hizbullah ve Emel gibi örgütlerin desteğini yitirmek anlamına geliyor.  

İsrail ve abd için bu grupların etkisizliğinin ne anlama geldiğini yazmama gerek yok. 33 gün savaşı ile püskürtülen kana susamış israil ve abd ve diğer işbirlikçi sömürgeci canavarlar, ırak ve suriyeye saldırmaya başladılar. İşi gücü bırakmışlar, Ortadoğu halklarıyla kanlı bir oyun oynuyorlar. Ne uğruna? İğreniyorum gerçekten. 

Lübnan’da biten iç savaşın ardından ne hikmetse, Suriyede iç savaş başlıyor. Rusya, abd, iran, israilin katıldığı bu çatışmalarda türkiyenin de isminin geçmesi büyük utanç. Sene 2011! Suriye savaşını ve sonuçlarını iyi biliyorsunuz zaten, anlatmama gerek yok. Bugün 10. Yılı iç savaşın. Lübnan, 15 sene süren savaşın ardından yeniden mücadelesini verirken 2012’de savaş nedeniyle otuz bin Suriyeli iki gün içinde Lübnan’a göç etti. 2014’te Lübnan’a iç savaş nedeniyle gelen Suriyeli mültecilerin sayısı bir milyondan fazla bir sayıya çıktı. 

1990’da biten iç savaştan bu yana yolsuzluklar bitmedi. Savaş sonrası parlamentoya giren bir takım örgütler, körfez ülkelerinin müdahaleleri, Suriye’deki iç savaş ve siyasi sistemin iyice çürümesi üzerine bankacılık sektörünün çökmesi “Orta Doğu’nun İsviçre’si”ni batırdı. Lübnan halkı son senelerde zaten çok kötü durumdaydı. Lübnan’da geçen yıl halk sokaklara döküldü. Milyonlarca insan mezhebe dayalı siyasi sistemi, ek vergileri, enflasyonu, düşük alım gücünü ve kötüye giden ekonomiyi protesto etmek için sokaktaydı! Sokağa dökülmelerini tetikleyen karar ise Whatsapp’a getirilen vergilerdi. Lübnanlılar iletişim ağlarından birine müdahale edildiği anda, ekonomik sıkıntılar, zamlar, artan işsizlik, yolsuzluk ve yetersiz kamu hizmetleri konusunda başarı gösteremeyen siyasi liderlere karşı iyice öfkelendiler. Onların istediği, ülkenin siyasi sisteminin değişmesi, bağımsız ve mezheplere dayanmayan bir hükümet kurulması gibi şeylerdi. Ocak’ta hükümet değişti ama durmadılar. Korona sahnedeki yerini aldı daha sonra. Eve de kapatsanız, aç bitap düşmüş, hakları elinden alınmış bir halkı durduramazsınız. Lübnanlılar sosyal medyada, mesajlaşma platformlarında cep telefonları üzerinden örgütlenmeye devam ettiler.

Ekim’de, dev bir krizin ortasındaki Lübnan’da dolar krizi yaşanıyordu. Lübnanda, son yirmi otuz yıldır ilk defa karaborsa oluştu. Para birimleri dolar karşısında ciddi değer kaybetti. Buğday ve petrol ithalatçıları da dolar ile ödeme yapılmasını talep edince insan bitti. Herkes, greve çağrı başlattı. Lübnan’da ormanlar art arda yangınlarla kül olduğunda itfaiyeleri bile yeterli değildi. Düşünün bir ülkede tomaya binmiş çevik kuvvetlerin yangını söndürmeye çalışması görüldü! Bir ülke, bir halk daha nasıl acıklı bir son görebilir ülkesinde?

Mahalle yanarken saçını tarayan orospular vergi gelirlerini artırmak için bu sefer tütün ürünlerine, petrole ve WhatsApp’a uygulanan vergileri artırmaya girişti. Milyonlarca insan sokaktaydı. Nüfusunun üçte biri yoksulluk sınırı altında. Gençlerin % 37’si işsiz. Genel işsizlik ise %25. Kamu borçları, milli gelirin iki katı. Elektrik kesintileri, içme suyu sıkıntısı, sağlık hizmetlerinin olumsuz şartları ve yetersizliği ve internet bağlantısındaki kısıtlamalar… Halkın öfkesi sadece bu da değil, bütün bunlar olurken  yıllardır ülke siyasetine olanların varlıklarının artmasıdır. 

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Küresel Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde Lübnan 180 ülke içinde 138. sırada ve rapora göre kurumlar katmanlarda kademe kademe gasp edilmiş, yolsuzlukluk hat safhada; siyasi partiler, parlamento ve polis yapıyor yolsuzluğu. Yıllardır mezhep ayrılıklarından yaratılan bölünme, ortak sorunlarla birleşmeye dönüşüyor. Halk, artık öyle bir durumdaki sokağa döküldü karantina döneminde bile. Hastalıktan korkmuyorlar çünkü açlıktan ölecekler. Merkez bankası kararları ve dolar karşısında ezilmeleri ile sona yaklaştılar biliyorlar. 

İşte böyle bir ülke ve böyle bir halk, bir büyük mücadele içinde iken limanları patladı. Akdeniz’in en büyük limanlarından biri, Beyrut Limanı. Ülke ekonomisinin can damarıydı. O amonyum nitratın kaç yıldır orada tutulduğunu biliyor musunuz? Şaka gibi. Birgün’de okumuştum alıntı yapıyorum direkt; 

“2013 yılında Gürcistan’dan Mozambik’e 2750 ton amonyum nitrat taşıyan Moldova bandıralı bir gemi, arıza sebebiyle Beyrut limanında demirledi. Yapılan incelemeler sonucu Lübnanlı yetkililer, geminin tekrar yola çıkmasının uygun olmadığına hükmetti. İlerleyen aylarda ne gemideki yüke ne de geminin kendisine sahip çıkan oldu. Geminin sahibinin iflas ettiği anlaşıldı. Alacaklılarının hak iddiaları ise bir sonuca bağlanmadı. Liman yetkilileri güvenlik gerekçesiyle amonyum nitratı gemiden, limandaki bir depoya aktardılar. İşte 4 Ağustos akşamüstü kilometrelerce ötedeki binalarda büyük hasarlara yol açan, sesi 120 kilometre ötedeki Kıbrıs’tan duyulan ikinci patlamanın sebebi, altı yıldır aynı depoda bekletilen bu 2750 ton amonyum nitrattı.”

 https://www.birgun.net/haber/lubnan-da-daha-kotusu-hep-olabilir-311029

O liman, Roma İmparatorluğu döneminden beri Doğu ile Batı arasındaki en önemli ekonomik bağlantı. Lübnan ve Suriye’yi de kapsayan Levant bölgesinin limanı. İnanılmaz stratejiktir konumu, Lübnanlılar için maddi manevi değeri var. İç savaşta israilin bomba attığı yaraları bu halk sardı. Düşünün emeklerinizi biri bombalıyor, yeniden yapıyorsunuz. Tam en çok ihtiyacınız olduğu anda  yeniden bombalıyorlar. 

12 depo, 120 bin ton kapasiteli bir tahıl ambarı, yıllık 1 milyon 200 bin konteyner taşıma kapasitesi, bir milyon iki bin metrekare su havzası alanı, beş bin altı yüz elli beş metre rıhtım. Dünyanın en büyük şirketleri tarafından kullanılıyordu, ithal ürünlerin büyük bir oranı burdan giriyordu ülkeye. Lübnan, dünyaya oradan açılıyordu. Dünyanın en büyük 4.limanı, dünya genelinde 171 liman arasında 38. Sırada performans açısından. 2005’teki toplam geliri 89 milyon, 2017’de bu rakamı 313 milyon dolara çıkarmışlardı. En büyük gelir kapısıydı Beyrut limanı. 

Borç krizinde olan bir ülkenin, bitap halde olan bir halkın elindeki son şeyi aldılar. Yerine panik, korku ve çaresizlik koydular. Yıllarca siyasi kriz ve çatışmaların ortasında dahi mücadele eden halkın kolunu kanadını her defasında kırdılar. O dehşeti beyinlerine kazıdılar, evsiz yurtsuz bıraktılar. Bunu gün, gün planlı yaptılar. Kötü giden işlere bir de abdnin hizbullah yaptırımları eklendi. Kriz ve korona ile aynı anda mücadele etmek zorunda kaldılar. Bu abd hamlesi ile bölgesel çekişme de eklendi. İç savaşa benzer gruplaşmaları yeniden başlattılar. Böldüler. En sonunda limanla beraber umutları da öldürdüler. 

Fransız mandası döneminden kalma modası geçmiş mezhebe dayalı yönetim biçiminin değişmesini isteyen Lübnan halkı iyi biliyor ki, bu yönetim biçimi onlara zarar veriyor. Sürekli kriz ve olumsuzluklar bu yüzden yaşanıyor. Bu halka bildiğiniz atom bombası attılar. Hala iç savaşın izlerini taşıyan, ekonomik krizle mücadele eden bir halka yeniden felaket yaşatmak insanlığa sığar mı? Soruyorum size; insani temel haklar, bütün insanlık için geçerli değil midir? Lübnan, Suriye, Türkistan, Afrika fark eder mi? Bütün insanlığın, insanın temel hak ve özgürlüklerine karşı işlenen bu insanlık suçuna karşı birleşmesi gerekmez mi? Hepimize eş zamanlı olarak dert verdiklerinden, hepimiz için ayrı ayrı planları olduklarından, kimse sesini çıkarmıyor. Herkes kendi evinin önünü süpürse yetmiyor, inanmayın onlara. Herkes aynı anda kendi evinin önünü süpürür ve süpüremeyenlere yardıma koşarsa dünya güzel bir yer olabilir. 

Lübnan halkı, ekonomik kriz altında çaresizken Suriye, hizbullah, abd, iran, israil gerilim hattına yaşarken nasıl huzurla uyuyabilir? Bu patlamadan sonra ellerindeki son mutluluk ve huzur hakkı alındı. İnsanca yaşama hakları ellerinden alındı. İsterseniz yazıyı bir kere daha Lübnan kelimeleri yerine Türkiye koyarak okuyun, çünkü benim gördüğüm sonumuz bu! 

Canım Lübnan, sana yapılanı görüyor, seni anlıyor ve acını paylaşıyorum. İnsanlık adına insanlığımdan utandığım, sana yapılan her şey için çok ama çok üzgün ve kızgınım. Bir gün, benim de başıma geleceğini biliyorum. Hakkını kimseye helal etme bu dünyada ama insanlardan da umudunu kesme. Dilerim en kısa zamanda güçlenir ve hakkını alırsın. 

Sevgi ile…

Lübnan halkının acısını paylaşmanız için bir link bırakıyorum dinlemek isteyene… Çevirisini de şöyle bırakıyorum…

Li Beirut

Beyrut.. Kalminden selamlar sana ey Beyrut..

Öpücükler denizine ve evlerine..

Eski bir denizci yüzü gibi olan bir taşına..

 

İnsanların ruhundan yapılmıştır o.. Şaraptan..

Şeker[in]dendir.. Bir ekmek ve Yasemenden..

Şimdi tadı ne hale geldi? Ateş ve duman tadı artık..

 

Beyrut küllerin şanına sahip şimdi..

Şehrim söndürdü ışıklarını;

Elinin üstünde tuttuğu bir çocuğun kanıyla..

[Şehrim] kapattı kapılarını ve gökyüzünde yalnız kaldı..

Geceyle beraber..

 

Sen benimsin, sen benim[sin]..

Ahh kucakla beni.. Benimsin sen..

Bayrağımsın, yarın taş[ım]..

Ve bir seyahatın dalgaları..

 

Halkımın yaraları büyüdü..

Ve anaları[nı]n gözyaşları..

Sen benimsin, sen benim[sin]..

Ahh kucakla beni..

https://lyricstranslate.com/tr/li-beirut-li-beirut.html-0

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Nursima çırlan

    💐💐💐mükemmel bir yazı

    reply

YORUM YAP