“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Margaret Atwood 81 Yaşında!

Sadece varlığı bile bulunduğu ortamı havalı kılacak bir kadın ama o üstüne üstün çok iyi yazıyor. Şair, romancı, eleştirmen, aktivist, nasıl feminist olunmalının cevabı… Sevdiğimiz her şey. Yakın tarihin en başarılı kurgu yazanlarındandır. Benim kendisini okumaya başlamam, onun romanından diziye uyarlanan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale, 1985) seyretmem ile epey geç oldu ama simdi alışverişe çıkarken yazdığı listeyi bulsam okurum. Henüz okumamış veya izlememiş olanınız varsa kısaca bahsedeyim: Bir feminist distopya örneği olan roman, sağlıklı doğurgan kadınların, ekolojik nedenlerle çocuk sahibi olamayan üst düzey ailelere hizmet etmek üzere görevlendirildikleri ve salt yeniden üretim mülkü haline getirildikleri izole edilmiş bir düzeni anlatır. Ve bunları anlatırken inanılmaz gerçekçidir, okuduğumuz her şey hele ki İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatmaya çalışırken tamamen vazgeçtiklerini gördüğümüz bizim ülkemizde yarın başımıza gelebilecek gibidir. Çünkü dediği gibi “hiçbir şey bir anda değişmez; derece derece ısınan bir küvette farkına varmadan haşlanarak ölürsünüz.”

“Elbette gazetelerde öyküler vardı, hendeklerdeki ya da ormanlardaki cesetler, ölesiye dövülmüş ya da sakatlanmış, eskiden dedikleri gibi saldırıya uğramış; ancak bunlar başka kadınlar hakkındaydı ve bunları yapan erkekler başka erkeklerdi. Gazete öyküleri bizim için rüya gibiydi; başkalarının gördüğü kötü rüyalar. Ne korkunç derdik, öyleydiler, ancak inanılır olmaksızın korkunçtular. Aşırı melodramatiktiler, bizim hayatımıza ait olmayan bir boyuta sahiptiler.

Gazetelere konu olmayan insanlardık biz. Baskı kenarlarındaki beyaz boş alanlarda yaşıyorduk. Bu bize daha çok özgürlük verirdi.

Öyküler arasındaki boşluklarda yaşardık.”

Gazetelerde öldürülen, saldırıya, tecavüze uğrayan kadınların dışında bir yerde görmenin nasıl bir yanılgı olduğu, “öyküler arasında boşluklar” olmadığını anlatır kurguladığı karakterler üzerinden. Atwood’un bize hatırlattığı, boşluklarda sonsuza kadar yaşamanın mümkün olmadığıdır. Egemenliğin, hiyerarşinin ve zulmün bir çeşidine göz yummaya ve onları görmezden gelmeye devam ettiğimiz sürece gelecek daha iyi olmayacaktır…

İkinci dalga feminizmin özcü çerçevesinde anneliğin cinsiyetlendirilmiş avantajlar bakımından önemli bir yer teşkil etmesini eleştiren Atwood, distopyasında çoğalma eylemini kutsal anlam dünyası ile kuşatan Orta Çağ felsefecilerini Gilead rejiminin düşünsel kaynakları ve önderleri olarak öne çıkarır. Böylelikle biyolojik özün farklılığına yaslanarak ayrıcalık elde etmeye çalışan kadın hareketleri ile Orta Çağ söylemlerini birleştiren söylevlerin doğrusallığını ve risklerini distopik evrende çarpıcı örneklerle sunar.

Okumayı, düşünme şeklini, savunduklarını sevdiğimiz yazar, bir de ülkemizde KHK’larla işinden olan, işlerini geri alabilmek için açlık grevine başlayan akademisyenimiz Nuriye Gülmen ve öğretmenimiz Semih Özakça’ya verdiği destek mesajlarıyla kendisine hayran bırakmıştı. Bugün yaşayan yeteneğin ve vicdanın doğum günü. Kutlu olsun!

Atwood’un mesajları şöyleydi:

“gülmen ve özakça, olağanüstü hal kararnameleriyle kovulan 4 bin 811 akademisyen ve 40 bin öğretmenden ikisi.

“bugün itibariyle 80 günden fazladır açlık grevindeler ve 22 mayıs 2017’de şafak baskınıyla, polis tarafından kapıları kırılarak tutuklandılar. ankara’da hapishanedeler.

“artık adalet arzuları yüzünden hayatları tehlikede. nuriye gülmen ve semih özakça serbest bırakılmalı ve işlerine iade edilmelidir.

“lütfen türkiye’de ifade özgürlüğünü ve demokrasiyi savunan herkesi destekleyin.”

Hayatına yakından bakıp, feyz alalım…

kanadanın, Ottawa kentinde Margaret Dorothy ve Carl Edmund, Atwood’un ikinci çocuğu olarak dünyaya düşer. Annesi Margaret Dorothy diyetisyen ve beslenme uzmanı, babası Carl Edmund ise entomologdur. Babası böcekbilimci olduğundan orman entolojisi araştırmaları nedeniyle çocukluğunun büyük bir kısmı Northern Quebec bölgesinin ağaçlık arazilerinde, bol oksijenin verdiği zihin açıklığıyla geçer. 11 yaşına kadar tam zamanlı olarak okula gitmez, adet olanın aksine. Annesi ve babasından öğrenir okuma-yazmayı. Doymak nedir bilmeyen bir edebiyat okuyucusu olur. En çok ilgi duydukları gizemli öykülerden oluşan Dell cep kitapları, Grimm’s Peri Masalı kitapları, Kanadalı hayvan hikayelerini anlatan kitaplar ve komedi kitapları… Leaside’da Leaside Hıgh School’da okur ve 1957’de mezun olur.

Nefes alıp verir gibi doğal bir halde, tutkuyla kitap okuyan Atwood yazmaya henüz altı yaşındayken başlar. Yedi yaşındayken yazıp kukla tiyatrosunda sahnelediği ve fakat ağabeyi ve arkadaşları tarafından pek takdir edilmeyen oyununun baş kahramanı yalan söyleyen ve ceza olarak ay tarafından parçalanarak ölen bir devdir. 16 yaşına geldiğinde artık tek isteği vardır; profesyonel olarak yazmak. 1957 yılında Toronto Üniversite’ne bağlı olan Victoria Üniversitesi’ne başlar. Jay Macpherson ve Northrop Frye gibi isimlerdir okuldaki profesörleri. 1961 yılında onur derecesiyle sanat bölümünden ve ikinci branş olarak da psikoloji ve Fransızca bölümlerinden mezun olur.

Okuyucuya ruhunu açmayı başaracak kadar cesur yazar sayısı çok azdır, Margaret Atwood işte onlardan. 1961 yılının sonlarında özel basımı yapılan Double Persephone adlı şiir kitabına verilen E.J Pratt Madalyası’nı kazandıktan hemen sonra Woodrow Wilson bursuyla Harvard’s Redcliffe College’ta öğrenimine devam eder. 1962 yılında Radcliffe’de master derecesi elde eder ve ilerleyen çalışmalarını Harvard Üniversitesi’nde iki yıl boyunca sürdürür fakat alacağını almış olmakı ki eğitimi tamamlama gereği duymaz, yarım bırakır. British Columbia Üniversitesi (1965), Sir George Williams Üniversitesi Montreal (1967-68), Alberta Üniversitesi (1969-79), York Üniversitesi Toronto (1971-72) ve New York Üniversitesi gibi tanınmış üniversitelerde dersler verir.

Bu takdir edilesi bakış açısını olağanüstü sunabilmek için hayatının her dakikasını okuyarak geçirmiş. Okurken aklı okuyamadıklarındaymış resmen. Susuzluğunu gidermek için okudukları sayesinde olayları orijinalindeki zamanın değerleri ve modern zamanların bakış açısı ile harmanlayabilmiş; sonuç olarak alaycı tavrı ile keyifle okunası, kendi hayatlarımızdan birçok şey bulabileceğimiz, çok başarılı gözlemler ve empati içeren bir eserler çıkmıştır ortaya. Birçok insanın hayatında yerini şu cümlesiyle alır: “İstridye kadar mutluyum, sımsıkı kapanmış kabuklarım var.” (Kedi Gözü, 1989)

Damızlık Kızın Öyküsü kitabıyla bilimkurguya ve bu tarzı kullanarak kadının toplum içindeki gerçek rolünü sorgulamaya başlamıştı. Bir başyapıt olan Antilop ve Flurya‘nın, Kör Suikatçı‘nın, Nam-ı Değer Grace‘in, Kedi Gözü‘nün ve hatta bilimkurgu ve hayal gücü hakkındaki denemesi Başka Dünyalar’ı sundu sonrasında da. Üstelik kanadadaki korunaklı yaşamı içinden aktarmış bize bu hakikatleri. Yüksek bir empati gerektirir bu. Her gün kadın ölümleriyle, nefret cinayetleriyle tekrar tekrar sarsılmıyordur orada. Maruz kalan tüm kadınlar gibi bunları gerçekten hissederek, verileri ya o an içinde ya da tarihin bir yerlerinden kolektif bilinçle duyumsayarak yazıyor. Bu da zaten onun savunduklarıyla örtüşen bir şey.

 

Dipnot:
Çocuk kitapları da yazmıştır. Up In The Tree, Anna’s Pet, For The Birds, Princess Prunella and The Purple Peanut, Rude Ramsay and The Roaring Radishes, Bashful Bob And Doleful Dorinda… Ebeveynler, öğretmenler çocuklarınıza böyle kitapları okuyun, okutturun.

 

 

 

Kaynak:

Etinden, Sütünden, Yumurtasından: Atwood’un Damızlık Kızları, Nilsen Gökçen
“Damızlık Kızın Öyküsü”: Arendt’in Doğarlık Düşüncesi Karşısında Yeniden Üretim Mülkü Olarak Beden, Duygu Özakın
Margaret Atwood’un Eserlerinde Distopya Ve Kadın, Dilan Şatır
bilimkurgukulubu.com

YORUM YAP