“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

MATA HARI

Margaretha Zelle, namı diğer Mata Hari’nin yaşamına baktığımızda yalanla gerçeğin sık sık yer değiştirdiğini, çift taraflı ajan olarak tarihe kazınan hayatının, gerçekten de iki yüzü apayrı resmedilmiş bir madalyon olduğunu görüyoruz. Zihinlere; zeki, fettan, acımasız bir kadın olarak geçmesinde elbette ama elbette Hollywood’un payı var. Savaş döneminin devlet propagandaları da cabası. O ne kadar dünyayı parmağında oynatacak niteliklere sahip olursa olsun, ne derece ajan ne derece talihsiz bir macera meraklısı olduğu, tartışılır. 

Daha çocuk yaşında, arkadaşları arasında cesur, süslü, dikkat çekici tavrı ve yabancı dillere olan yatkınlığı ile dikkat çekiyor. Kendi arkadaşları bile onu, “farklı” olarak tanımlıyor. Şimdi dönüp baktığımızda sosyal zekası hızla gelişmiş, güç dengelerini hemen fark etmiş bir kız görüyoruz. Bir erkeği memnun ederek istediği her şeyi elde edebileceği düşüncesine hızla varmış ve bu rolü hemen, babasının favori kızı olarak üstlenip tecrübe etmiş. Üzerine titreyen, onu hediye yağmuruna tutan babası, çok geçmeden annesini başka biri için terk edecektir. Bu olayın üzerine annesini de kaybeden Margaretha, eğitmen olmak için gittiği yatılı okuldan, evli okul müdürüyle yaşadığı yasak “ilişki”(!) sebebiyle atılır. 

Şimdi buraya kadar zekasını yanlış kullanan, değerini yanlış yerlerde arayan birini görüp onu yargılayanlar, hızlı davranmasın. Öncelikle o, daha bir çocuk. Yaşamının bu anından sonrası ve yetişkinliği boyunca verdiği kararları eleştirirken de çok hızlı davranmamak gerek çünkü zaten ipin ucunu kaçırıp kendi yalanına kendi inanan ve en nihayetinde kendi cehennemini yaratan birini görüp sadece bir “Ah be canım!” demek geliyor içten. Her şeye rağmen, casuslukla haşır neşir olacağı günlere kadar doğrusuyla, yanlışıyla tamamen kendi dilediği gibi yaşamış, en başta kendi kendini olduğu gibi kabul etmiştir. Bu özelliği sayesinde, akıllarda yer eden imajının ağırlığı ona hiç dokunmadı belki de . 

18 yaşına geldiğinde ise Yüzbaşı Rudolf MacLeod’un, “güzel huylu bir kızla” evlenme niyetiyle gazeteye verdiği ilana karşılık verir. Sonraları verdiği bir röportajda bu kadarını “Güneşin altında uçuşan bir kelebek olmak istedim,” sözleriyle açıklar. Ne yazık ki Yüzbaşı MacLeod, hiç de düşündüğü gibi biri çıkmayacaktır. Borç harç içinde yüzdüğü, onu bir dolu aldattığı gibi dönemin askerleri arasında yaygın olan frengiyi de ona bulaştıracaktır. O dönem tedavi olunamayan bir hastalık olduğundan iki çocukları da frengi ile doğar. Eşinin atamasıyla gittikleri, zamanında Hollanda sömürüsü altında olan, bugün Endonezya’ya bağlı Doğu Hint Adalarında tedavi amaçlı çağırdıkları ordu doktoru yetişkinlerle çalışmaya alışık olduğundan çocukları aşırı dozla zehirler ve küçük oğullarını kaybetmelerine neden olur. Olayın neden ve sonuçları anlaşılıp skandal büyüyünce daha yeni atama alan kocasının rütbesi düşürülerek uzak bir semte atanır. Bu olayla birlikte birbirlerinden gitgide nefret eden ve bunu açıkça gösteren çift, Hollanda’ya geri dönerek boşanır. Kızı Louise Jeanne’nin velayeti başta kendisine verilse de çocuk, babasıyla büyür. 

Mit, tam da buradan sonra başlar. Bundan sonraki hayatı ve kişiliği, Hint Adaları’nda geçirdiği dönemdende tecrübe ettiği kültürle şekillenir. Malay dilinde “gün doğumu” anlamına gelen Mata Hari adını alır ve kendine güzel bir asyalı özgeçmişi hazırlar. Adaya özgü dansları, kendi flörtöz enerjisiyle birleştirerek güçlü bir görselliğe kavuşur. Taşlı, süslü başlık ve sütyenleri; tüller arasından bir gözüküp bir kaybolan bedeniyle izleyenleri adeta büyüler. Yaptığı dansların, yerel kültüre özgünlükle alakası yoktur ki günümüzde kendi yorumunu katmanın değeri anlaşılmıştır ancak o dönemde, egzotik kültürleri sömürerek tüketmeye doyamayan insanları, “asyalıyım” iddiasında bulunarak bir nevi dolandırmıştır. 

 

O dönem ahlaksızdan tutuklanmamak için titiz davranır ve her şov öncesinde yaptığı dansın, yöresel bir ibadet şekli olduğunu açıklar. Duygu dolu, erotik danslarıyla kıskançlık, tutku, intikam dolu hikayeler anlatır. Işıl ışıl bir arzu nesnesidir artık her nüfuzlu Paris zengininin gözünde. Aristokratlarla, diplomatlarla, ordu mensupları ve işadamlarıyla birlikte olur ve arzuladığı tüm o mücevherlerle, kürklerle; altınlarla, atlarla dolu zenginliği yaşar. Yıllarca tüm Avrupa şehirlerinde kapalı gişe gösteri yapar. 

Birinci Dünya Savaşı başlayana kadar geçen zamanın sonunda Mata Hari, artık nadiren gösteri yapıyordur ancak çevresindeki herkes savaşın getirdiği zorluklarla uğraşır, ailesindeki erkekleri savaşta kaybederken o, bolluk ve refah içinde yaşamayı ve seyahat etmeyi sürdürür. 

Yabancı dillere olan yatkınlığı; zarif, varlıklı ve güçlü tavrı onu, her yerde dikkat çekici biri yapmaya devam eder fakat casusların ve casuslukla mücadele ekiplerinin casuslarının kol gezdiği dönemde bu nitelikler, albeniden çok kuşku uyandırır. Nitekim Londra’ya gitmek istediği sırada, gümrükte tam da bu özellikleri sebebiyle Paris’e geri gönderilir. Bu olayla birlikte onu casus olarak kullanmak isteyenlerle olan münasebeti başlar. 

Önce gösteri için çağrıldığı Hollanda’da, Alman bir istihbarat memuru ajanlık teklif eder. Mata Hari, karşılığında verilecek parayı alsa da işi kabul etmez. Zaten o parayı, savaşta elinden alınan eşyaların karşılığı olarak görür. Nelere bulaştığının, nasıl hiç anlamadan ölümüne giden olaylara sürüklendiğinin farkında değildir. 

Paris’e döndüğünde bu defa Fransız bir istihbarat memuru, Georges Ladoux onunla iletişime geçer. Mata Hari bu defa isteksiz değildir çünkü aşık olmuştur. Fransızlar için savaşan Rus Yüzbaşı Vladimir de Massloff, yaralıdır ve onunla evlenecektir. Onu görmeye devam edebilmek ve olur da ailesi tarafından reddedilirse geçimlerini sağlayabilecekleri düşüncesiyle teşkilat bünyesinde ajanlık yapmayı kabul eder.  

Gelgelelim, ne bir hedefe yönlendirilir ne de yapması gerekenler anlatılır. Birkaç git gelin ardından yeniden yolu Londra’ya düştüğünde tutuklanır. Buradaki yetkililere, Fransız ajanı olduğunu söyler fakat onu işe alan istihbarat teşkilatı başı Ladoux, Mata Hari’ye ihanet ederek Londra’ya, ondan şüphe ettiğini ve Almanlara çalıştığını düşündüğünü yazdığı bir cevap gönderir. 

Mata Hari tutuklanmaz ancak içeri de alınmaz. Bunun üzerine döndüğü Madrid’te -ne yapacağını bilmediğinden olsa gerek- baştan çıkardığı Alman askerleri hakkında bilgi toplamaya ve bu bilgileri Ladoux’a, ona ettiği ihanetten habersiz, göndermeye devam eder. 

Dişe dokunur ne ajanlık yaptığı belli değildir aslında. Onu da yapmayacaktır da bu defa da aşık olmuştur. Dünya savaşı şartları altında her münasebeti vatana ihanet sayılacaktır. Ladoux tüm dosyalarda onu bir Alman ajanı olarak gösterir ve en sonunda soruşturma altına alınır. 

 

Acımasızlığı ile bilinen Sulh Yargıcı Pierre Bouchardon altında yürütülen soruşturmasının kötüye gittiği, Fransa’ya ihanet ettiği suçuyla idam edileceği gerçeğini çok geç anlar Mata Hari. İçinde bulunduğu çukurun büyüklüğünü anlayamamış, bunca yıl edindiği çevresini kullanarak kendini kurtarmak istese de geç kalmıştır. Asıl çift taraflı ajanın Ladoux olduğunun ortaya çıkışı da aynı şekilde geç olmuş; hakkında net bir kanıtın bulunmamasına, üstelik mevki sahibi aşıklarından birinin, onu ateşli bir şekilde savunmasına rağmen suçlu bulunmuş, aylarca süren tutukluluğun ardından yaylım ateşiyle idam edilmiştir. Onun idamı, Fransa’nın casuslara verdiği bir gözdağıdır. 

İdam edilirken bağlanmayı kabul etmemiş, belki de en iyi performansını ona silah doğrultan askerler karşısında vererek dimdik durmuştur. İdamı yöneten askerin, emri vermeden önce söylediği; “Tanrım! Bu kadın ölmeyi biliyor,” sözü, duyduğu son cümle olmuştur. 

Kaynak: National Geographic

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

YORUM YAP