“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Münir Özkul

Tanıdığınızı zannettiğiniz, çok yakınlık duyduğunuz, duygusal bir bağ kurduğunuz, hepimizin kalplerini ısıtan usta sanatçı, Mahmut hocamız, Turşucu, Kazım, Yaşar ustamız, hayatımızın belki de en güzel yıllarından kalp sızımız, Türk meddâh, tiyatro ve sinema oyuncusu Münir Özkul’u anlatacağımız size hiç bilmediğiniz yönleriyle.  Benden bir gün sonra olan 15 Ağustos’ta aslan burcu bir eski Osmanlı Paşa torunu olarak 1925 senesinde Bakırköy’de dünyaya gelir. Daha küçük bir çocukken oyunculuğa büyük bir merakı vardır. İstanbul Erkek Lisesinde okuduğu dönem Bakırköy Halkevi’nde sahne tozuna bulaşanlardandır. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne ve Edebiyat Fakültesi’nin sanat tarihi bölümüne devam ederken Ses Tiyatrosu’nda sahnelenen “Aşk Köprüsü” oyunuyla o artık bir profesyoneldi. Zira Muhsin Ertuğrul’un yönetimdeki Küçük Sahne’ye geçmeyi başardı performansıyla.

John Steinbeck’ten Fareler ve İnsanlar (1951), John Millington Synge’den Babayiğit, George Axelrod’dan Yaz Bekarı (1954), John Patrick’ten Çayhane (1955) gibi önemli oyunlarda tecrübelendi. Sonrasında zaten İstanbul Şehir Tiyatroları (1958-59), Ankara Devlet Tiyatrosu (1959-60), İstanbul Aksaray’daki Bulvar Tiyatrosu’nda arkadaşlarıyla kurduğu kendi topluluğu (1960-62)  ile sahnelerdeydi. Çeşitli topluluklarla turnelere de çıkan usta sanatçı, dönem dönem sahneden ve herkesten uzak kalır. Bunu hayatında sık sık yaşar nedenini açıklayacağım birazdan. Tiyatro hayatı Sadri Alışık, Cahit Irgat, Nevin Akkaya ve Şükran Güngör gibi muazzam oyuncularla sahne alarak geçen Münir bey, inişli çıkışlı zamanları olan, gördüklerinizle hayal ettiğinizin aksine problemleri olan, çocukluğunda kalma kompleksleri olan ve aşırı duygusal olmasından kaynaklanan rahatsızlıklar ile hayatı boyunca mücadele etmiş bir iyi ve cesur yürektir. Aşırı alkol problemi ve bol rehabilitasyon tedavileri ile toplumdan kaçan, insanları seven ama zinhar içlerinde iken huzur bulamayan Mahmut Hocanız, bu hayatta en ne olmuştur derseniz eğer; mutlu olmuştur sevgili okur.

İnsanlarla çok zor anlaşan biri olarak alkole sarılmıştır hayatının büyük bir bölümünde. İçki ve bir çok uyuşturucu maddeyi bırakmak için çok büyük savaşlar verir. “Bunları yaptığım için hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Fakat dünyaya yeniden gelsem ne içki ne uyuşturucu madde, hiçbirini kullanmam. Biliyorum ki hepsi insan sağlığı için çok zararlı şeyler.” diyen ustaya katılmamak elde değil, zira ben de uzun bir dönem kendine ve çevresine, dokunduğu her şeye zarar veren biri olarak bunu yaşadım. Kendimi hastaneye kapatmam gerektiği kararını aldığımda yalnızdım. Şükürler olsun ki kafam biraz çalışıyor da daha korkunç sonuçlardan kurtardım kendimi. Beni yazmak iyileştirdi, sanat iyileştirdi. Münir Bey de sık sık akıl hastanesine yatan biri, hatta bir röportajında benim de birebir hissettiğim bir duygudan bahsetmiş. Şöyle diyor; “Toplumla çok güç anlaşıyorum. Benim gibi toplumla güç anlaşan insanlara ilgi duyarım. Bunun en sivri ve en tipik örneklerine meyhanelerde, akıl hastanelerinde ve sanat çevrelerinde rastlanır. Onun için akıl ve ruh hastanelerine karşı daima sempati duymuşumdur. Akıl hastaneleri en özgür olduğum, her şeyi objektif görebildiğim tek yerdir. Orada rahata ererim. Kafam art arda gelen birçok problemi çözebilecek yapıda değildir. Orada bütün problemleri bir sıraya koyar ve çözümlerim. Hatta bir süre ziyaretçi bile kabul etmem.”

Ben de hastanede harika zaman geçirmiştim, ne yalan söyleyeyim. Öylesine sıkışmış hissettiğiniz dünyadan, insanlardan kopup aynı şehrin ortasında olduğunuz halde bu kadar iyi hissetmeniz garip… Orada psikiyatrım sayesinde yazmaya başladım mesela. Terapilerde beni dinlerdi ama sonra yazarak kendimi daha iyi ifade ettiğimi fark etmiş olsa gerek anlattığım, bütün o yaşadıklarımı bir de yazarak ifade etmemi istedi. Farklı bir ben görmüş olacak,  beni grup terapilerinden alıp resim, müzik ve edebiyat terapilerine yönlendirdi hastanede. Sanırım orada fark ettim ilk, yapabileceğimi. İnsanın kendini keşfi, insanın insanlarla bir arada yaşama savaşı çok ağır bir süreç eğer çocukken size yardımcı olan yoksa. Yapmadık hata ve yüzsüzlük bırakmayan biri olarak, ben de ara ara gidebilirim belki kim bilir. İşte böyle ruhuya, aşırı duygusallığı ile hayatı boyunca mücadele eden dev bir yürektir Münir Özkul. O dönemleri için sonuna kadar katıldığım şu cümleyi kurar;  “Dünyaya yeniden gelsem ne içki ne uyuşturucu madde hiçbirini kullanmam. Biliyorum ki hepsi insan için çok zararlı şeyler”

Usta 4 kez evlenir ve belki de biraz mutluluk bulabildiği 3 çocuk sahibi olur. 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvânı ve kariyeri boyunca 200 den fazla filmde rol alır. Onu çok değişik bir insan olarak anlatırlar; bazen karamsar, bazen kaba, bazen centilmen, bazen anlaması zor, bazen ise çok kolay, dışa dönük olduğu kadar kendini içine hapsetmiş, son derece hassas, hırsından sık sık sinirlenen, sonrasında pişmanlık duyan bir ruh. Ömrünü tiyatro ve sinemaya adamış, sanatıyla yaşama tutunmaya çalışmış, kendini en çok sahnede bulabilmiş, güçlü hissettiği tek yer yine oyunculuk olmuş. Kendi kendine kalırken kimseye ihtiyacı olmadığı tek yere hayatını adamış, içinde var olan ama hayatta asla yakalayamadığı kişiyi karakterlerde yaşayıp yaşatmaya çalışmış yalnız ama çok kalabalık biridir Münir Özkul. Herkes onu ve karakterleri severken kendini yapayalnız hissederek 90lı yılların ortasına kadar alkolle ve insanlarla mücadele eden bu güzel ruh, hayatının son dönemlerinde de hem defans ve akciğer hastalığıyla mücadele eder hem de ruhunun acılarıyla idare etmeye çalışırken evinden çıkmamış ve kimselerle görüşmemiştir.

Dünya kötü, bazı insanların kaldırabileceğinden daha zor, bazı hassas insanlar için bir cehennem adeta. Dünyanızı güzelleştirecek ve Neşeli Günler’deki gibi saf sevgiyi sizlere verebilecek güzel insanlarla karşılaşmanız dileğimle…

Huzuru bulduğun için çok memnun, sana ise minnettarım usta…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Ersin

    Müthiş… bayıldımmmm yazıya diline , akışa

    reply

YORUM YAP