“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Narsisizm (Özseverlik) Etiketi

Bundan yıllar önce kişisel olarak manevi yaralar aldığım bir arkadaşlık ilişkisi yaşamıştım. Sürekli kıskanıldığını düşünen, kendi yaptığı hataları karşısındaki yapmış gibi gösteren, her durumda kendi merkezine yapışan, hem mağdur hem sanık rolü oynayan bir insanın garip hezeyanları beni çok etkilemiş, hayatımda zaman kaybına yol açmıştı. Değerli olma ve kabul edilme yanılsamalarım, bana gösterilen sahte dostluğa bile bile el uzatmıştı. Aileme ayırabileceğim zaman, işime aktarabileceğim konsantrasyonum, yazabileceğim kitaplar vb. pek çok alandaki varoluşum; sırf kendime güvensiz kaldığım yönlerimin baskısıyla benden uzaklaşmıştı. O kişiyi hala bir narsist (özsever) olarak hatırlıyor ve yargılıyor zihnim; ama acaba haklı mıyım? Bizi  kötü yönde etkileyen herkes narsist olabilir mi?

Kişilik bozukluğu olmayan insanlar bile sürekli olarak egoları ile bir mücadele içindeyken, bizi kötü etkileyen herkese narsist etiketi damgalamanın etik olmadığı çok açık.

Psikolojik yaklaşımda, narsisizm, her insanda  farklı ölçülerde var olan bir kişilik özelliği. Benliğin yapısını etkileyen de işte o ölçünün miktarı. Yapılan araştırmalar göstermiş ki; bir miktar benmerkezcilik; kişinin, güven, dayanıklılık ve hırslılık gibi özelliklerine katkı sağlayabiliyor. Aşırılık oluştuğunda ise “Narsistik Kişilik Bozukluğu” ortaya çıkıyor. Diğer bir deyişle, narsistik kişilik bozukluğu olan biriyle; normalden daha yüksek narsistik özelliklere sahip biri ya da ufak tefek özellikler barındıran biri arasında fark var. Konu sürekli işlenen bir hal almış ve herkes hayatındaki en az bir kişiyi narsistik kişilik bozukluğuyla etiketlemişken, biraz ayrıntılara bakmak ve kavramları gerçek manalarına oturtmak faydalı olacak.

Sudaki yansımasına, onun bir yansıma oldu­ğunu bilmeden aşık olan ve yakınlaşmak isterken boğu­lan mitolojik karakter avcı Narcissus’u hatırlarsınız. Narcissus, Yunan mitolojisinde nehir tanrısı Cephissus ile su perisi Liriope’nin oğludur. Yakışıklılığı dillere destan olmuştur. Ona aşık olanlara yalnızca küçümseme ile yaklaşan Narcissus, bir gün ormanda avlanırken, su perisi Echo onu görür ve Narcissus’a aşık olur; ona sarılmaya çalışır. Narcissus, Echo’yu iter. Su perisi, çaresizlik içinde, hayatının geri kalanında ormanda dolaşır ve ondan geriye kalan tek şey bir yankı sesi olana kadar solup gider. İntikam tanrıçası Nemesis, neler olduğunu öğrenir ve Narcissus’u davranışlarından dolayı cezalandırmaya karar verir. Onu bir gölete götürür. Orada, adam sudaki yansımasını görüp kendisine aşık olacaktır. Başlangıçta bunun sadece bir yansıma olduğunun farkında olmasa da, aşık olduğunun kendisi olduğunu anladığında çaresizliğe kapılır ve intihar eder.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, İngiliz doktor ve yazar Havelock Ellis; patolojik narsisizm kavramını, Narcissus’un hikayesinden de esinlenerek; bir kişinin kendi kendisine karşı hissettiği cinsel çekim olarak tanımlamıştır. Freud bu tanımdan yola çıkarak, her zamanki gibi yine önyargılarıyla konuyu irdelemiş ve özgüveni yüksek bazı kadınların kendi kendilerine yetebilmelerinin ve eşcinsel erkeklerin bir takım davranışlarının narsistik olduğunu öne sürmüştür.

Yirminci yüzyıl tanımlamalar için daha faydalı çalışmalarla doludur. Avusturyalı psikanalistler Otto Kernberg (1967) ve Heinz Kohut (1977); kendine güveni olmayan, saldırganlık gösteren, ben-merkezli hastalarla çalışmışlardır. Kohut; yirminci yüzyılda psikanalize kazandırdığı kökten bir yaklaşım olan “benlik psikolojisi”ni, bu çalışmaları sayesinde geliştirebilmiş ve psikiyatrik tedavinin asıl amacının “kendiliğin çözümlenmesi” ve “kendiliğin yapılanması” olduğunu savunmuştur. Bu yaklaşım yoluyla benlik bütünlüğünü koruyabilecektir. Kohut; narsist kişi ile empati kurma metodunu savunurken; Kernberg, narsist bireyle yüzleşmenin, ondan şüphe duymanın ve onu patolojik olarak değerlendirmenin, tedaviyi sağlamanın tek yolu olduğunu dile getirmiştir. Kernberg’e göre narsisizm, bir savunma mekanizması değil, başarısız bir benlik halidir. Yıllar içinde pek çok psikanalitik kuramcının da katkılarıyla, patolojik  narsisizm kavramına ilk kez, Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Association- APA) tarafından 1980’de yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel Elkitabının (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders – DSM-III) 3. baskısında yer verilmiştir ve el kitabının devam eden basımlarında,  Eksen II bozuklukları arasında, narsistik kişilik bozukluğu da sayılmıştır. Bu kişilik bozukluğu Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından, erken erişkinlikte başlayan ve değişik şekillerde ortaya çıkan, büyüklenme (hayal dünyasında ya da davranışlarda), beğenilme gereksinimi ve empati gösterememe ile kendini gösteren yaygın bir örüntü” olarak tanımlamıştır.

Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Ölçütleri El Kitabına göre narsistik kişilik bozukluğunun kriterleri şunlardır;

1. Kendisinin önemine dair büyüklenmeci bir duyguya sahip olmak,

2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik veya ideal sevgi fantezileriyle meşgul olmak,

3. “Özel” olduğuna ve ancak özel veya üst düzey insanlar tarafından anlaşılabileceğine, onlarla ilişkide bulunması gerektiğine inanmak,

4. Aşırı hayranlık beklemek,

5. Hak sahibi olduğuna inanmak (özellikle ayrıcalıklı muamele görme veya beklentilerine otomatik olarak uyum gösterileceğine dair makul olmayan beklentilere sahip olmak),

6. Kişilerarası ilişkilerde sömürücü olmak (amaçlarına ulaşmak için insanları kullanmak),

7. Empatiden yoksun olmak (diğerlerinin duyguları ve gereksinimlerini kabullenme veya paylaşmada gönülsüzlük),

8. Diğerlerine kıskançlık beslemek veya diğerlerinin onu kıskandığına inanmak,

9. Kibirli ve küstah davranış veya tutumlar sergilemek şeklinde ifade edilmiştir. (2013)

Farkettiyseniz bu kriterlerin hepsi, narsistik kişilik bozukluğunun “büyüklenmeci” yönünü baz alarak oluşturulmuştur. Oysa farklı kuramcılar sonrasında yaptıkları çalışmalarla aslında narsisizmin; “açık/büyüklenmeci/teşhirci” ve “örtük/kırılgan/hassas” olmak üzere iki boyutunun bulunduğunu göstermişlerdir. Büyüklenmeci narsisizmde büyüklenmecilik, bireyin her şeyi kendisine hak görmesi ve her konuda en iyi olma çabası göstermesi şeklinde görülür. Kırılgan narsisizmde ise “sessiz büyüklenmecilik” hakimdir; yani eleştirilmeye ya da değerlendirilmeye yönelik aşırı hassasiyet, bireyin başkaları tarafından değerlendirilme ihtimalinin bulunduğu durumlarda kendisini spot altında hissetmesi ve kaçınma davranışları vardır. Büyüklenmeci narsisizmde bireyler, rekabet ortamı yaratarak kendileriyle ilgili olumlu veri toplarlar. Kırılgan narsisizm de ise, bireyler dikkat ve hayranlık elde etmek gibi gizli arzularının olabileceğini fark edip, bundan utanç ve suçluluk duyabileceklerinden rekabetten kaçınabilirler. Büyüklenmeci narsistler yarattıkları yapay özsaygı ile mutlu olurken, kırılganlar düşük özsaygıları nedeni ile genelde mutsuzdurlar. Aralarındaki asıl fark; benliklerine ilişkin olan algıları tehlikeye girdiğinde ortaya çıkar. Büyüklenmeci narsisizm özelliklerine sahip bireylerde benliğe ilişkin algının tehlikeye girdiği başarısızlık, kaybetmek ve reddedilmek gibi durumlarda; hem öfkenin kaynağına hem de öfke ile ilişkili olmayan diğer insanlara yoğun bir öfke ve saldırganlık tutumu gözlenebilir. Kırılgan narsistler ise, özsaygılarını devam ettirmek için diğer insanlardan alacakları onaya aşırı odaklanabilir, başkalarına karşı aşırı boyun eğici ve teslimiyetçi olabilir ya da kaçınma stratejileri kullanabilirler. Bu stratejileri uyguladıklarında, kendileriyle ilgili yüksek beklentilerini karşılayamadıkları ya da başkalarından olumsuz geri bildirim aldıkları zaman yoğun hayal kırıklığı yaşarlar. Bunun da onları anksiyete, mutsuzluk ve utanç duygularına maruz bıraktığı, bu duyguların ise kontrol edilemeyen öfke patlamaları ile sonuçlandığı araştırmalarda gözlemlenmiştir.

Çevrenizde:

·         Sizden aşırı hayranlık bekleyen ya da sürekli ve başkalarından onay alma ihtiyacı olan,

·         Doğuştan kendini hak sahibi sanan, kendisini istisnai gören ve size küçümseyici davranan,

·         Başkalarının duygularını ve ihtiyaçlarını tanıyamayan, empati kuramayan,

·         Yüzeysel ilişkiler sürdüren,

·         Ruh halinde büyük dalgalanmalar yaşayan birisi varsa, o kişi “Narsistik Kişilik Bozukluğu” çekiyor olabilir.

Bu kişilerde ayrıca:

·         Aşırı duygusal veya öngörülemez düşünceler veya davranışlar sergilemek,

·         Gerçekleri çarpıtmak ve yanlış suçlamalar yapmak,

·         Kuralları çiğnemekten veya sınırları çiğnemekten keyif almak (suçlanmadan kurtulduklarında),

·         Gaslighting, toplum içinde utandırma ve gerçekleri çarpıtma gibi psikolojik manipülasyon kullanmak,

·         Saldırganlık ve antisosyal davranış sergilemek gibi tutumlarda gözlemleniyorsa, kendinizi onlardan korumaya almanızda fayda vardır.

Hepimiz ara sıra narsisizm belirtileri gösterebiliriz. Kendimizi bazen fazlaca önemseyip, empati kurmayıp; bencil, saldırgan, egoist veya duyarsız olabiliriz. Önemli olan, sonrasında atılan adımlardır. Mesela özür dilemek, duyguları paylaşmak vb. hareketler burada ayırt edici niteliktedir. Aksi halde bireyin; narsistik kişilik bozukluğunun olması ya da normalden daha fazla narsistik kişilik özelliği taşıması, gerçekte muhatapları açısından çok da farklı bir sonuç yaratmayacaktır çünkü her iki durumda da zarar ortaya çıkacaktır. Kendinize sahip çıkmanız, kendinize güvenmeniz, sınırlarınızı net olarak çizmeniz ve sakin kalma yollarını öğrenmeniz, bu bireylerden korunabilmenize katkı sağlayabilecektir. En kalıcı çözüm ise tamamen ilişkiyi koparmaktır. “Sıfır İletişim” kurmak, onu cezalandırmak için atılan bir adım değildir. Kendi varoluşunuzun zedelenmemesini sağlayacak bir yaklaşımdır sadece. Ne demişler: “Bir narsisti yenmenin tek yolu, onun oynadığı oyuna dahil olmamaktır.”

Kaynaklar:

*Jia Tolentino-What Happens When We Decide Everyone Else Is a Narcissist

*Melody Wilding- The Truth About Narcism

*Psk.Dr. Dilay Eldoğan- Hangi Narsizm?

*GreekMythology.com

*Elif Üzümcü-BÜYÜKLENMECİ VE KIRILGAN NARSİSİSTİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ İLE İLİŞKİLİ FAKTÖRLERİN ŞEMA TERAPİ MODELİ ÇERÇEVESİNDE İNCELENMESİ

Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lisansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve avukatlık mesleğine halen devam ediyor. "Three", "The Shadow House","Happiest Hour" , "Uzaya Kaçan Küpe" ve "Keyfi Yanılsamalar" isimli kitapları hem Amazon hem de Barnes and Noble da online olarak yayımlandı(https://m.barnesandnoble.com/s/Serife+Gunaydin+Karakose). Yazarın denemelerini aktardığı www.allbyourselves.blogspot.com adlı bir blogu mevcut; aynı zamanda @mind_index instagram profilinde de sanattan bilime, felsefeden psikolojiye kadar pek çok konu hakkında da içerik üretiyor.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Döndü

    Yine çok güzel bir yazi olmuş keyifle okudum kalemine yüreğine saglik

    reply

YORUM YAP