“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Nefret Kültürü

“Yaşanılanlar hikaye oldu, hikayeler destan, destanlar kültür, kültür inanç, inanç aksiyon, aksiyon ise yeni reaksiyonları getirdi beraberinde. Birileri kırmadıkça bu döngüyü; nefret nefreti doğurmaya devam edecekti.” – Tarık Güney

Her yönden rahatsız edici, ayıran, bölen ve insanın kendisini tanrılaştırma sevdasına yardım eden nefret duygusunun hikayesi, çok eski zamanlarda yazılmaya başlandı. Eski çağlar, bu duygunun gölgesinde hareket eden yığınlarla doludur. Savaş dönemlerini bir yana bırakın, barış dönemlerinde bile Orta Çağ ve Rönesans Avrupası’nda birisine karşı nefret beslemenin karşılığı olan hukuki bir terim bile vardır; “inimicitia (Latince “unfriendship”/anti-arkadaşlık)”. M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış olan filozof Diogenes Laertius, nefreti şöyle tanımlamış:

“Nefret; içimizde birine karşı büyüyen, tutkuyla uzun süre devam eden hastalıklı duygular ve insanlığa bir salgın gibi yayılan mantıksız içgüdülerdir.”

Nefret kelimesini öğrendiğimiz ilk yaşlarımızda; onun yabancı, kaçınılması gereken yasak ve neredeyse küfür sayılan bir kelime olduğu düşüncesi ile yönlendiriliriz. Ergenliğe doğru adım attığımızda ise artık bu duyguya daha özgürce ulaşmamıza göz yumulur. Birçok farklı maskenin altına gizlenerek hayatımızda yer eden bu duygunun gölgesine, her sıkıştığımızda sığınmamızın yolu açılır. Olgunluğa kadar olan yıllarımız nefretin kademeli versiyonlarını olaylara, insanlara kısacası bize uymayan her şeye biriktirdiğimiz zamanlardır artık. Bazılarımız nefretin taşınamayacak kadar büyük bir yük olduğunu anlar, bazılarımızsa onun ateşiyle beslenir tüm hayatı boyunca.

Nefretin köklerini, nefretin nesnesinde arar zihnimiz. İnsanın kişisel tarihi içinde yaşadıkları; duygularını, düşüncelerini, inançlarını ve nihayetinde kimliğini belirler. İşte bu kişisel tarihin etkileriyle karşımızdakini algılarız. Nefretin kökeni asla karşıdaki değildir, iki saç ayağından ortaya çıkar; “karşıdakinin değersizleştirilmesi ve nefretin öznesinin ideolojisi”. Yani tek bir başlıkla, sizin “karşınızdakini algılayışınızdadır” nefretin kökeni.

Öfke ve nefret birbirine karıştırılan kavramlardır. Küçük bir davranış sizi anında öfkelendirebilir ancak nefret uzun soluklu bir birikimdir. Nefret edebilmeniz için size anlık rahatsızlık veren davranıştan daha fazlasına ihtiyacınız vardır.

Amerikalı psikolog ve psikometrist Robert J. Sternberg’in, 2005 yılında ortaya attığı Çift Yönlü Nefret Teorisine göre nefret:

1-Psikolojik olarak sevgiyle ilişkidedir.
2- Bu ilişki ne birbirinin karşıtı, ne de birinin eksikliği üzerine kuruludur. Oldukça karmaşık bir iç içe geçmişlik ilişkisidir.
3-Nefretin temeli, duygularımızı karakterize eden kişisel hikayelerimizdir (aynı sevgide olduğu gibi).
4-Yine sevgide olduğu gibi nefrette de üçlü bir yapılanma vardır; samimiyeti inkar etme, tutku ve bağlılık.
5-Nefret, şiddet fiillerini ortaya çıkaran en güçlü mekanizmadır.

Tüm insanlık tarihi; bir gruptan nefret etmenin, bir kişiden nefret etmekten daha kolay olduğunu ispatlar bize. Kendinize nefret ettiklerinizi sorun, tekil isimler yerine etiketi vurulmuş grupların aklınıza ilk gelenler olduğunu göreceksiniz. Gruplara karşı olan nefret öyle hızlı yayılır ki, nefreti ilk yayanın yokluğu, duygunun hızla büyüyen devinimini azaltmaz. Nefret ettiğiniz bir kişinin, iyi bir etkisini hissettiğiniz anda empati kurarsınız ve kalbinizi açarsınız oysa gruplara yönelttiğiniz nefret yabancılaşmayı da beraberinde getirdiğinden bir süre sonra tüm vicdani çıkarsamalarınızı bir kenara bırakırsınız. Bir nesilden diğer nesile aktarılır bu duygular. Geçmişlerinde savaşmış iki ayrı ülkenin insanlarının birbirlerine olan nefreti bu akıl almazlığın en açıklayıcı örneğidir. Savaştan 100 yıl sonra doğmuş olan, 7-8 yaşındaki çocuklar bile bu nefretin eğitimiyle büyür.

Nefret gibi komplike olan bir soruna sunulacak çözüm asla basit olamaz, ne yazık ki. Sevgi her şeyi çözer diyerek işin içinden çıkamayız. Hiç kuşku yok ki aile ve okul çemberinde alınan eğitim en güçlü çözümü sağlayacaktır. Taviz verme ve uzlaşma ile ilgili sağlıklı çalışmalar erken yaşlarda çocuklara sağlanmalıdır. Kızgınlık ve öfke aşamasında yakalanmalıdır bireyin tutumu. Bu aşamadan yol alıp biriktirdikleriyle nefret kıskacına düşüşü engellenebilir böylece.

Unutulmamalıdır ki nefret etmek hepimizin ortak bir dışavurumu. Öncelikle kendimize bunun normal olduğunu söyleyerek işe başlayabiliriz. Fiziksel ve duygusal güvenliğimiz için, içimizde gelişen bu duyguya karşı nasıl sınırlar çizmemiz gerektiğini bulma yollarına girmeliyiz. (Aynı zamanda bu duygu bize yöneltilmiş de olabilir. Bu durumda da başvurulacak hukuki yollar, bulunacak çareler çok önemlidir.) Nefret ettiğimiz kişi, durum yahut grubun bizim üzerimizde ki etkisinin nedenlerini araştırmadığımız müddetçe karanlıkta kalırız. Affetmek ve yola devam etmekle ilgili içsel yolculuğumuzu geliştirebilmemiz için, nefretin bizim algımızla ilgili olduğunu kendimize hatırlatmalıyız.

Nefretin zamanla azalmayıp çoğaldığı ve bu çoğalmanın da şiddete evirildiği gerçeği toplumsal olarak göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Gerektiğinde terapiye başvurulması zorunluluk olmalıdır.

Psikolog Şule Öncü şöyle yazmış bir makalesinde:

“Nefret eş duyumun yitimidir. Bir diğer canlıyla aradaki bağın kopması. Ötekini görememek, onu anlayamamak, ona nasıl karşılık vereceğini, ona göre nasıl konumlanacağını bilememek… Bu bilemeyişte kaygı vardır, korku vardır. Bu yüzden nefret korkaktır.”
Korkaklıklarımızla yüzleştiğimiz, cesurca kalbimizi büyütebildiğimiz bir zamanda buluşmak olsun dileğimiz…

Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lisansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve avukatlık mesleğine halen devam ediyor. "Three", "The Shadow House","Happiest Hour" , "Uzaya Kaçan Küpe" ve "Keyfi Yanılsamalar" isimli kitapları hem Amazon hem de Barnes and Noble da online olarak yayımlandı(https://m.barnesandnoble.com/s/Serife+Gunaydin+Karakose). Yazarın denemelerini aktardığı www.allbyourselves.blogspot.com adlı bir blogu mevcut; aynı zamanda @mind_index instagram profilinde de sanattan bilime, felsefeden psikolojiye kadar pek çok konu hakkında da içerik üretiyor.

yorumlar (5)

  • Avatar

    Dondu gunaydin

    Yine dokturmussun yine degisik bir konu harika yazmışsın ellerine kalemine yüreğine sağlık yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum

    reply
  • Avatar

    Kakımlı Kadın

    Harika…

    reply
  • Avatar

    Dondu gunaydin

    Bugün yazını üçüncü kez okudum tamda nefretin çoğaldığı su günlerde böyle güzel bir yazi yazman ıyi olmus ellerine yüreğine sağlık

    reply
  • Avatar

    Hamdi Günaydın

    Çok önemli bir yazı. Herkesin okuyup payına düşeni alması gerekir. Eline, diline sağlık, sevgili kızım.

    reply
  • Avatar

    Sena Baş

    Yeni yazıları merakla bekliyoruz

    reply

YORUM YAP