“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Normal mi? Çekiyorum haydi; Gülümseyin Kodak’la!

Şansı olsa eski, normal dediği hayata dönecek insan var. Yahu bu kadar mı mazoşist karakterlersiniz? Geriye dön bir bak bakalım önce, gerçekten istenecek bir şey mi? Kapitalizm zaten çökmeyecek ama bazı eziyetlerini sona erdirmek zorunda. Senin, benim için değil, evren değişiyor; senin küçük dünyanı önemsemelerin, ruhsal olarak acı çekmeyi seviyor olman, her gün sabahın köründe kalkıp, koştur koştur gidip birine hizmet edilmek üzere kurulmuş bir sistemde köle fantezisinden zevk alıyor olman yeterli değil. Aman normale dönsün de ne olursa olsun sığlığı kesinlikle düşünmemekten kaynaklanmakta. Düşünmediği için en temel insan haklarından vazgeçebiliyor. Hak verilmez, alınır; mesela bunu hala bilmiyor. O nedenle bütün hakları gasp edilmiş, milyarlarca insanın acı çektiği bir sisteme geri dönse şükredecek kadar şuursuz ırkımız mensuplarına her gün beş vakit bu insani haklarımızı okuyup zihnine kazıyacaksın. Beş vakit namaz cennet vaat ediyorsa beş vakit bilgi de özgürlük vaad ediyor. Özgür olunca cennete de gidersin bence. Gitmesen de cenneti yaşarsın. Yeter ki zihninde onu yaratacak kadar çalışan bir beyne sahip ol. Normalden anladığım bu benim; düşünebilen bireyler. Bu eylemi gerçekleştiremeyenler bitki, hayvan, insan arasında kalmış bir canlı türü bence. Hiçbir zaman dönecek bir normalimiz olmadı. Zerre normal olmayan ve olağandışı bencillikte bir ırkız. Bir yandan da birlikte hareket ettiğimizde dünyayı değiştirebilecek kadar güçlüyüz. Gelişimini tamamlayarak insan olabilmiş homo sapienslerle bu mümkün, inanın. Evreni keşfedip kendi dünyasında tek başına bir hiç olurken düşünmeye başlar da Evren’in bir parçası gibi yaşamaya başlarsa her şey olabileceğini nasıl anlatsam bilemiyorum artık. Velhasıl kendi kafana göre bir yerlere dönmek isteyemezsin. Sorumluluk alman gerekiyor. Yan gelip yatmanız, sosyal medyada kınama yapmanız, kişisel hayatları fazla önemsemeniz, insanlığın ortak haklarını görmezden gelmenizden gına geldi. Hani berbat bir filmi zorla izlemek gibi tekrar tekrar. Ya da istemediğiniz bir şeyi, her gün işkence gibi yapmaları gibi. Ben sürekli bu anları gözlemlemekten ve yaşamaktan bıktım, usandım. Belirlenen standartların hepsini, insanlığı bölen kavramların hepsini, herkesin kendi sayesinde dünyanın döndüğünü zannetmelerini reddetiyorum.

“Normal insan kurgudur.”
— Michel Foucault

Şimdi gülümseyin, Kodak markasının hikayesi üzerinden bu dönüşümde neler yapmalıyız onu sorgulayacağız. İbretlik bir hikayedir.

 


İlk Kodak kamerası 1888 senesinde sunuldu piyasaya; “Siz düğmeye basın, biz gerisini hallederiz”di sloganı. 1888 senesinde birileri fotoğraf makinası geliştirirken bu topraklarda II. Abdülhamid hüküm sürüyordu. Namık Kemal ve Mustafa Kemal’in babası Ali Rıza Bey’i aynı sene kaybettik. Tarih arşivlerinde kayıtlı ilk göktaşı düşmesi sonucu insan ölümü de yine aynı sene. Anadolu Demiryolu imtiyazı Deutsche Bank’a verildi, Orient Express ilk defa İstanbul’a geldi. Ahmed Şefik Midhat Paşa’nın Ziraat Bankası’nı resmen kurduğu sene. Sirkeci gar binası yeni yapılmış, İstanbul’dan Viyana’ya kadar giden ilk tren ”Şark Expresi/Orient Express,” Sirkeci Garı’ndan hareket etmiş. Öyle bir sene işte 1888. Bu topraklarda Abdülhamid vizyonu(!) sürerken Tesla, Edison falan var, Westinghouse kurulmuş; evlerde ve sokaklarda teknoloji varken 1900 senesinde 1 dolara satılan o ünlü “Brownie” kameralarla bireysel fotoğrafçılığı başlatmışlardı. Şimdi bunu neden yazıyorum?

O dönem fotoğraf İslamiyet’te günahtı. Bu toprakların ilk fotoğraf stüdyolarını Ermeni ve Rum azınlıklar kurmuştu. Cumhuriyete kadar bu sığlık ve cehalet devam edecekti. Bu gibi manasız işler bize minimum elli seneye mal olmuştur. Bir fotoğraf sadece halka günahtı. Zira II. Abdülhamid’in gemilerin, fabrikaların, resmî yapıların, köprü, cami ve mescitlerin, askeri birliklerin ve yabancı konuk ya da kurumların fotoğraflarından hazırlattığı albümler, İstanbul Üniversitesi Kitaplığı’ndadır bugün. Ona günah değilse demek… Bugün de aynı gericilik hatta daha kötüsünü yaşamaktayız. Değişime ayak uydurmayan her birey ve millet, gelecekten ümidini kessin lütfen. Teknoloji ve dijital çağda böyle yatırımlarla, bireyleri geliştirmekle uğraşmak yerine sürekli vergi toplayanlar tam olarak Abdülhamit kafasındadır. Yalan da söylemiyorlar zaten. Açık açık konuşuyorlar. Lakin biz merak edip, tarihe bakıp, bugünü analiz edip gelecek planı yapmaktan bile aciz olduğumuzdan, gerçekleri görmek istemiyoruz. Yazık. Hayat akarken durmak da tuhaf bir kafa. Allah, akıl fikir versin. Konuyu tamamen yanlış anlamışlar.

Müslüman ülkelerin en büyük problemini Roger Garaudy şu an okuduğum “20. Yüzyılın Biyografisi – Garaudy’nin Felsefî Vasiyeti” kitabında nefis özetlemiş; 

Niçin, bugün, bu şeriat, bu Allah’ın kanunu, dünya üzerinde ışıldamıyor? Niçin müslüman halklar, sömürgecilikten kurtulmuş olmalarına rağmen, tarihin yönlendirici, yaratıcı öznesi değil de nesnesi olarak kalıyorlar? Niçin tarihî liderlik / önderlik örneği vermiyorlar? Çünkü bu kanun, bu “şeriat,” tarihinin ilk yüzyıllarından itibaren canlı gelişimi içinde durdurulmuş, çarpıtılmıştır. Çünkü Kur’ân, ölülerin gözleriyle okunuyor!

Bu nasıl nefis bir özettir? Kitap muhteşem bu arada, bitirmeye çalışıyorum, şimdiden tavsiyemdir. Anlamaya yardımcı olacaktır. Garaudy muazzam bilgili bir düşünür. Evet çarpıtıldığı ve sömürü için kullanıldığı çok belli olan gelişime kapalı bir düşünceye inanmamı beklemeyin benim. Bir de şu var; sürekli Batı’yı suçlama var bizde. Peki Doğu ne yapıyor? Hiç! Fotoğrafı günah falan ilan etmekle, kadını mal gibi kullanmakla falan meşguller. O nedenle eğer inançlar insanları geriye götürüp acı çektiriyorsa, evren akarken zorla bir yerde alıkoyuyorsa, beyni geliştirmeye, bilime sanata yönlendirmiyorsa kimse kusura bakmasın Yüce bir varlık olan Allah’ın işine hiç benzemiyor bu. Bu bildiğiniz insan işi. 

Adamlar sokakta fotoğraf çekerken, bu topraklarda sokağa çıkmak bile korkutucu idi. Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in Filistin konusunda Abdülhamid’le görüşmesi yine aynı dönemler. Esiri olduğumuz şeytani yapılanma ile yahudi ve ingilizlerin dünyaya hükmetmek için sapıkça parayı, altını, medyayı, bankaları, eğitimi, büyük sermayeyi ve bunlara bağlı olarak birçok devletin yönetimini elinde tutma planları yaptılar. Tarımı yok etmek için her şeyi yapmaya, endüstriyelleşmeye başlayanın önünü kesmeye, dini kullanıp terör saçmaya yeltenecek kadar şuurların kaybedildiği dönemdir. Sonra bir dünya savaşı gerekecek zaten. Devam edelim Kodak’la. 

1917 senesinde I. Dünya savaşı sırasında biz burada kadın-erkek, genç-yaşlı, toplar-tüfeklerle mücadele verirken Kodak, havadan fotoğraf çekebilen ilk makineleri ve kırılmaz mercekleri geliştirmişti bile. Bugün drone görünce şaşıran insan var ülkemizde. Ne kadar geride olduğumuzu görmeniz için çok engin bilgilere sahip olmanız gerekmez. Medeniyet kimsenin tekelinde değil o yüzden ağlamayın artık. Biraz çalışın, gelişin, dönüşün ve değişime ayak uydurun. İslam ülkelerinin pasifliği ve gericiliği olmasaydı, bugün dünya düzeni böyle olmazdı. Kimse gelip kafanıza bomba atamaz, ülkenizi o veya bu yollarla sömüremezdi. Bu kuşaklar ya da dönemler problemi değildir, bu tamamen gerici zihniyeti benimseyen toplumun bireylerinin problemidir. İnsanlık tarihi insan kadar eskidir. İnsan tarihini kendi yazar. Her toplumun bir stratejiye ihityacı vardır ve gelişmek için mücadele etmeye mecburdur. İnsan bireysel olarak nasıl kendi kaderini yazıyorsa, bireyler de kolektifi oluşturup milyonları etkiliyor. Eğer hızlıca dönüşemezsek sonumuz Kodak gibi olacaktır. 

Çok uzatmadan hızlıca tarihi akıtıyorum, 1959’da Kodak kullanıcılarının sayısı 100 binden fazla idi. Düşünün, öyle ki 1962’de uzaya çıkan ilk astronotlar, Dünya’nın fotoğraflarını Kodak ile çekti. Milyar dolarlık bir şirkete dönüşen Kodak, elli milyon makine satışını gerçekleştirdiğinde sene 1970’ti. Neil Armstrong da aydaki o fotoğrafı Kodak kamera ile çekmişti. Peki nasıl oldu da ilk dijital fotoğraf makinesini piyasaya süren bu uzay gibi marka dijital çağda battı ve iflasını verdi? Hikayesi biraz bize benziyor. 

Kodak pazar payı %90’dı sevgili okur. Doksanlara gelene dek Kodak altın çağını yaşıyordu. Ne olduysa doksanlarda oldu. 

1985-1994 arası Kodak’ın dijital fotoğrafçılık alanında araştırma ve geliştirme bütçesi beş milyar dolardı. Dünyanın ilk, 1,4 milyon piksel dijital fotoğraf makinesini geliştirip tek kullanım kameraları piyasaya sürdüğü; Disney, Coca-Cola ve McDonald’s markalarının ardından dünyanın en değerli dördüncü markası olduğu, internete fotoğraf yükleyip paylaşma imkanı sunan “Kodak Picture Network”u tanıtımını yaptığı geçen yirmi yılda, stratejik hatalar yaparak dijital fotoğrafçılık piyasasına girmesi için güçlülere yol verdi. Yatırım ve stratejileri geride kaldı. 

Şirketin yaptığı en korkunç hata ise dijital teknolojilere hiç yatırım yapmaması oldu. Sony gibi devler geldi ve Kodak daha rakiplerinin teknolojilerini değerlendirmemişti. Onların önüne geçmemesi için önleyici mekanizmalar geliştirmemişti. Bırakın gerilemeyi, aynı yerde saydığınız sürece su gibi akan hayatta boğulmaya mahkumsunuzdur. Kodak, dijital fotoğrafçılığa senelerce direndi. O eski alışkanlıklar devam edecek zannetti. Öyle geride kaldı ki Sony dijital atılımı gerçekleştirdiğinde Kodak’ın bu değişimi gerçekleştirmesi için en az on seneye ihtiyacı vardı. Bugün Türkiye, son yirmi senede iki yüz sene geriye gitti.

Üstelik Kodak, bu on senelik planı da devreye sokmadı. Kodak dijital fotoğrafın filmin yerine geçeceği gelecek zamanlara hazırlanmak için strateji ve teknoloji geliştirmesi gerekirken elindeki filmin kalitesini artırmaya çalıştı. Bu da markanın sonu oldu. Dijital varken kimsenin çıktılara para ödemeyeceği belli iken Kodak, ısrarla foto film, kimyasal ve fotoğraf baskıdan odağını değiştirmedi. Bize benziyor bakın, biz de teknolojiye yatırım yapmamız gerekirken petrol, doğalgaz derdindeyiz. Bunlar yüz sene öncenin mevzusu. Bize bir faydası yok. Kodak’ın batma nedenlerini mükemmel sıralamış eski yönetici Barabba, madde madde üzerinde çalışmak isterim;

  1. Değişime açık bir işletme zihniyeti. Üst düzeydekiler yeterince açık ve tüm seçenekleri değerlendirmeye istekli olmadıkça karar verme süreci en sonunda bozulur. Kodak’ın 80’ler ve 90’lardaki yönetimi dijitali filmin yerine koyma düşüncesine olumlu bakmıyorlardı. Bu da onları özünde hatalı bir yola itti. – Mesela bu bizim ülke yönetimine benzemiyor mu? Sayısız öneri ve strateji verilse de, bir sürü önerge de bulunulsa da her şeye hayır diyen tek adamcılık zihniyeti, bizi işte tam da bu gerizekalılığımız nedeniyle batırdı. Bu ülkenin batma nedenlerinden biridir bu! 
  2. Bütünsel olarak düşünmek ve davranmak. Filtreleyip sonrasında farklı işlevleri en iyi şekilde kullanmak genellikle bütünün etkililiğini düşürüyor. Kodak davasında, yönetim işletmenin parçalarının o anki teknolojide nasıl işlediğini anlayarak mantıklı bir iş yaptı. Ancak Kodak Araştırma Laboratuvarlarında sürdürülen dijital teknolojiyle ilgili çalışmalara gösterilen ilgi çok azdı. Yani bu, bizdeki Tübitak’a başvuran gençlerin ciddiye alınmayıp Batı tarafından kapılmasına benziyor. Neden? Çünkü Tübitak’a hayvanat bahçesi müdürünü atadık; ÖSYM de ise soruları dağıtıyoruz eşe dosta. Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Eğitimde asıl yük öğretmen maaşı ile ilgilidir,” dediği için karanlık günler içindeyiz. Gelecek sizin eserinizdir zira bugünü de geçmişte yaptıklarımız ile biz yarattık! Ayrıca ülkeyi bölerek bütünün hayrına değil bireyin hayrına çalıştık. Batmak kaçınılmaz! Battık gerçi, o ayrı da. 
  3. İşletme planını değişen şartlara göre ayarlayabilmek. Barabba, üç farklı işletme planı önerir: yap ve sat, hisset ve tepki ver, öngör ve başı çek. Doğru plan pazarın tahmin edilebilirliğine bağlıdır. Kodak’ın gelişen dijital teknolojiler karşısında büyük ve yüksek derecede etkili yap ve sat gücünü değiştirmeye gönüllü olmayışı ona dijital görüntü işleminde liderlik pozisyonunu garanti edecek öngör ve başı çek planını uygulama şansını kaybettirdi.– Dünya lideri olduğumuz konular; en fazla tutuklu gazeteci bizde, trans ve kadın cinayetlerinde bizde, en fazla düşünce suçlusu bizde, en pahalı benzin, en yüksek vergi, tarımda zenginliğini değerlendirememe bizde, ülke varlıklarını satma rekoru bizde (%91), enflasyon bizde, en çok salak da yine bizde. Ama en önemlisi en kıskanılan ülkeyiz biz, şartlarımızı kesinlikle buna göre ayarlamalıyız. Kıskanılan bir ülke gibi davranmalıyız. Ah unutmadan en inançlı ülke de biziz. Mesela Uyandırma Servisi sık sık paylaşıyor takip etsen haberin olacak; Bişkek Cami: 35.000.000 $, Almanya Köln Cami: 45.000.000 $, Arnavutluk Tiran Cami: 56.000.000 $, Rusya Moskova Cami: 170.000.000 $, Lefkoşe Hala Sultan Cami: 30.000.000 $, Cibuti II.Abdülhamid Han Cami: 12.600.000 $ gibi dünyanın farklı yerlerinde camilerimize yatırım yaparak global dijital cenneti garantiledik. 
  4. Birçok farklı yöntem kullanarak interaktif karar vermek.Bu, karmaşık işletme sorunlarını çözerken bir dizi komplike karar destek aracının birleştirilmesi yeteneğidir. Kodak’ın etkili bir karar destek süreci vardı ancak bu bilgileri etkili biçimde kullanmakta başarısız oldular. – Bu da bize benziyor. İki bin motor bir araç almak için halktan arabanın dört katı vergi almaya interaktif olarak karar vermiyoruz. ÖTV oranı %160’dan %220’ye çıkar dediğimiz an bir tıkla çıkıyor. Öğretmenlere maaş bize yük gelirken hiçbir şey yapmayan siyasi partilere ayrılan bütçeler;
  5. AKP: 182.206.000 ₺, CHP: 96.951.000 ₺, HDP: 50.099.000 ₺, MHP: 47.521.000 ₺, İyi Parti: 42.638.000 ₺ ve Toplam yardım miktarı: 419.415.000 ₺

 


Sadece tek bir taraf yerse ve diğerleri ona bakarsa, yıllarca aç olan milyonlar  önünden tabağı almazsa sonuç şu olacak; adam yemekten kalp krizi geçirip ölecek. Öldüğünde ise kimseye yiyecek bir şey kalmamış olacak. Ne yapılan yollar, ne fazla fazla dikilen konutlar, ne söz verilip yapılmayan hızlı trenler; ne halkı sömüren otomotiv sektörü, ne petrol, ne doğalgaz, ne bankacılık, ne havaalanları, ne kanal istanbullar, ne mermerden hastaneler… Hiçbiri, bizi batmaktan kurtarmayacak. Bizim tek çıkış yolumuz vardır, o da eğitim. Yoksa bugünün çocukları yarının Nato kafa Nato mermerleri olacaktır. Siz çok zeki bireyler olarak vergi ödemeye susmaya devam edin; vergi borçları silinen, varlıklarını katladıkça katlayan büyük sermaye yüzünüze gülüp geleceğinizi çalarken fotoğraf çekip kendinizi sanal olarak pazaralamaya çalışmaya devam edin. Her sene milyarlarca dolar karını alan uluslararası markalara, tekellere, devlete hizmet etmeye devam edin. Yazının başında dediğim gibi. Bu ülkede hiçbir şey normal değil. Bu dünyada hiçbir şey normal değil. Bunu kafanızdan atın artık. Eskiden de normal değildi, yeni de normal olmayacak. Düşünmediğimiz için en temel insan haklarından vazgeçebiliyoruz. Hak verilmez, alınır. Tekrar ediyorum: Bütün hakları gasp edilmiş, milyarlarca insanın acı çektiği bir sisteme geri dönse şükredecek kadar şuursuz ırkımız mensuplarına her gün beş vakit bu insani haklarımızı okuyup zihnine kazıyacaksın. Beş vakit namaz global dijital cennet vaat ediyorsa beş vakit bilgi de özgürlük vaat ediyor. Yoksa sonunuz Kodak olur. Yatırımı yanlış yere yaptığı ve kendini geliştirmeyen eğitimsiz bir milletin batması kaçınılmazdır. Sen bana kalkmış normal diyorsun. Ne normali vatandaş? Çekiyorum haydi; Gülümseyin Kodak’la! 

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP