“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Notre-Dame de Paris

Global gündemin merkezine oturan koronadan tam bir yıl önce hepimizi ekrana kilitleyen bir olay daha yaşanmıştı geçtiğimiz yılın Nisan ayında. Notre-Dame Katedrali yanıyor haberiyle yaşananlara tanık olduğumuz ilk yirmi dört saatte aklımızdan geçenleri tahmin edebiliyorum aslında. O günden bugüne, Notre-Dame haberleri önce hüzünlendirdi, sonra heyecanlandırdı, şimdi ise “Eh, bu da yaşandı ve bitiyor. Zaten ne bekliyorduk ki!” boş vermişliğine sürüklüyor insanı. 

15 Nisan 2019 tarihinde yerle bir olma aşamasına geldi. 13. yy’dan bu yana Paris’in kalbinde konumlanmış, Katolik kilisenin altında şekillenen Fransa toplumunun acılarının, sevinçlerinin şahidi ve sebebi olmuş; temsil ettiği her şeyin ona kazandırdığı ağırlıkla önce kendi halkının zihnindeki, sonra da Viktor Hugo’nun kalemiyle edebiyattaki yerini sağlamlaştırmıştı. O, bir klasikti. Her şeye rağmen ayakta kalmalıydı ve birkaç saat içinde toplanan bağışları sonuna kadar hak ediyordu. Dünya mirasını kurtarmaya çalışırken sorgusuz sualsiz ellerini ceplerine atanları izlemek, bu hazin olayın olumlu gelişmelere vesile olabileceğini gösteriyordu. 

Yangının ardından başlatılacağı söylenen tasarım yarışmasına dünyanın dört bir yanından fikirler yağmaya başladı. Bu tasarımlarla gördük ki Notre Dame kendiyle birlikte halkının değişen dünya algısını yeni bir seviyeye taşıyabilir ve varlığına yeni bir anlam katabilir. Yeni çan kulesi ve çatı tasarımları heyecan vericiydi: kendi enerjisini ve yiyeceğini üretebilecek bir sera olarak sürdürülebilir enerjinin temsilcisi olması da önerildi, gotik mimarların gökyüzüyle bütünleşme tutkusuna selam gönderen, gökyüzünü delen dik bir ışık huzmesi olması da, yangına ithafen koca bir alev topu olması da…

Şimdi; yeni değerlerimizi, gelişim heyecanımızı sahiplenerek bize umut veren yenilenme serüveninin yalan olduğunu öğrendik. Katedral çatısının yangından bir önceki halinin, en son Viollet-le-Duc tarafından yapılan restorasyonun birebir kopyası olacak şekilde yenilenmesine karar verildiği açıklandı. Başbakan Macron, restorasyonun beş yıl içerisinde bitmesini ve 2024’te Paris’te gerçekleşmesi planlanan olimpiyatlara hazır olmasını istediğini, yangının hemen ardından yaptığı açıklamada belirtmişti. Beş yıl fazla aceleci bir istekti ve yeni tasarımların gerektirdikleriyle eşleşmiyordu. Eski haline geri getirileceği açıklanınca taşlar yerine oturdu ama tüm bu tantana yerini bir kandırılma hissine bıraktı. 

Kim bilir, belki de birbirinden iddialı tasarımların sorumluluğunu taşımak istemedi Macron. Yine politik bir figürün gelişim için risk almayı değil, güvenli seçimi tercih ettiğine şahit oluyoruz. Fakat bu karar da kafa rahatlığı anlamına gelmiyor. Kamuoyunun bir kısmı kararın en doğrusu olmasa da yanlış da olmadığını düşünürken bir kısmının düşüncesi, yangının hiç yaşanmamış gibi yapılmasının katedral tarihinin hak ettiği dürüstlükten uzak ve Fransızlardan beklenmeyecek derecede gelenekselci bir karar olduğu yönünde. 

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

YORUM YAP