“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Octavia E. Butlers’ın Romanlarından Günümüz

Büyük ilaç şirketlerinden Trumpçılığa, bugün yaşadığımız hayatı bilim-kurgu romanlarında betimleyen öngörülü yazar, Octavia E. Butlers ile tanışın. 

Seçim döneminde bir abde düşünün: rakibine göre hizipçi, ortalık karıştıran bir ikiyüzlü olan bir aday, “Amerikayı Yeniden Güçlü Yap” sloganıyla beklenmedik şekilde seçimi kazanmıştır. Onu destekleyenlerin saldırganlıkları, ölümle sonuçlanan eylemleri, yumuşak başlılıkla ikaz edilirken geri kalan herkes tecavüzcü veya uyuşturucu satıcısı olarak açıkça suçlanabiliyordur. Hitabetlerini şekillendiren düşüncelerin kaçına inanıyor, kaçını “böl, parçala, yönet” planı doğrultusunda ortaya saçıyor, tartışılır; ancak ülkesini, hali hazırda geçmişte kalan ve aslında hiç var olmamış “her şeyin daha kolay olduğu günlere” geri döndürme mücadelesinin yanında niyetini anlamanın da bir anlamı kalmıyor. 

Bu tarif ettiğimiz lider, bir yerlerden tanıdık gelmiş olabilir. Ancak kendisi; Octavia E. Butlers’ın Parable of the Talents (Hünerlerin Alegorisi-1998) adlı kitabındaki kurgu başkan adayı, Teksaslı politikacı, Senatör Andrew Steele Jarret’tan başkası değil. Birleşik Devlerin 45. başkanının resmen göreve başlamasından yaklaşık yirmi yıl önce, distopik bir öyküde fırtına gibi başkanlığa yükselen kurgu bir karakter…

Diğer birçok yazınında olduğu gibi Octavia E. Butler’ın bu hikayesi de genel olarak insanlığın ve Birleşik Devletler özelinde toplumun gittiği yol konusunda uyarı niteliğinde. Bir açıdan bakıldığında onun öngörüsünü çoktan haklı çıkardık: 1993’te yayımlana Parable of the Sower’ın (Çiftçinin Alegorisi) devamı niteliğindeki Parable of the Talent, hala geleceğin bir parçası olan 2032 yılında geçmekte. Tasarladığı dünya, tüm aşırılığına rağmen barındırdığı çoğu unsurla gerçeğe dönüşme ihtimalını içinde taşıyor; kaynaklar giderek azalıyor, dünya kaynama noktasında tutucu dindarlık bir salgın gibi, orta sınıf, duvarlarla çevrili anklavlar içinde yaşıyor adeta. Romanın baş kahramanı, yazarın kendisi gibi siyahi bir kadın ve Jarret’ın mutlak idareye sahip olmasının her şeyi daha kötüye götüreceğinden korkuyor.

Ölümü üzerinden on dört yıl geçen yazarın ünü katlanarak artıyor. Birleşik Devletlerin politik arenasının geleceği noktayı ve bu yolda kullanacağı sloganı öngörmesi tedirginlik verecek kadar doğru. Fakat öngörülerinin hepsi bu kadarla sınırlı değil. Bloodchild (Kandölü) adlı kitabında hamile kalan bir adamın hikayesini anlatarak geleneksel cinsel kimlik kalıplarına meydan okuyor, Wild Seed (Yaban Tohumu) adlı kitabında şekil değiştiren, cinsiyet değiştiren karakterlere yer veriyordu. Melezliğe ve insanoğlunun adaptasyonuna olan merakını, Yuval Noah Harari’nin kitaplarında gördüğümüz şekilde, gerçeklerden yola çıkarak hazırladığı, Xenogenesis (ksenojenik-kendi türünden farklı doğma) Üçlemesinde inceliyor. İklim değişikliği ve ilaç sektörünün aldığı hale yönelik endişesi, bu konuları yazına kattığı dönemlere göre şimdi çok daha anlamlı. 

Elbette kendi cinsiyeti ve etnik kökeni dolayısıyla yazarlar -ve okurlar- hakkındaki önyargıları kırma arzusundaydı. Bu önyargılar o kadar köklüydü ki 1987 yılında yayınlanan ve siyahi bir karakteri konu alan romanı Dawn (Şafak Vakti) için editörü, kitabın kapağında iki beyaz kadının yer alması konusunda ona ısrar bile etmişti. Konuları ve işlediği karakteriyle bilim kurgu ve fantastik türlerinin yeniden şekillenmesine, kendi gibi karakterlerin yanında bir doğallık kazanmalarını sağlamıştır. Prestijli vakıf MacArthur’un “Dahi” Ödülünü kazandığı 1995 yılında, ödüle layık görülen ilk ve tek bilim-kurgu yazarıydı. 

Octavia estelle Butler, 22 Haziran 1947 tarihinde doğdu. Ayakkabıcı olan babası çok küçük yaştayken ölünce gündelikçi olan annesi tarafından yetiştirildi. Pasadena, Kaliforniya’da hayat süren Butler, sadece dört yaşındayken kendi kendine eğlenmenin yolunu hikayeler anlatmakta buldu. Daha sonraları, yaşına göre uzun ve aşırı utangaç bir genç olarak yaşadığı dindar ve sadece siyahilerden oluşma mahallede aynı hikayecilik dürtüsü, bu defa bir kaçış yolu oldu. Disleksik olmasına rağmen büyük bir açlık içinde kendini okumaya da vermişti. Yalnızca birkaç yıl okumasına müsaade edilmiş bir kadın olan annesi, ona hemen bir kütüphane kartı çıkardı ve temizlik yaptığı evlerden kitaplar getirdi. 

Başka bir gelecek

Kurgu hikayeler sayesinde Butler, ona biçilen “bir eş, bir anne, bir sekreter” gibi etiketlerin var olduğu monoton geleceğe alternatif hayatlar hayal edebildiğini gördü. “Hayvanlarla konuşabildiğim, Superman gibi uçtuğum, insanların zihnini kontrol ettiğim, imkansız fakat ilginç hayatlar yaşamanın hayalini kurdum,” diye yazar 1999 yılında. İçindeki yazarı uyandıran bilim kurguyla tanıştığında daha 12 yaşındaydı. “Beni fantastik edebiyattan bile daha şaşkına sokuyordu, üzerine daha düşünülmüş, daha fazla araştırma yapılması gereken bir janr olması beni büyülemişti,” diye açıklıyor. Gençliğinde bile botanikten paleontolojiye, astronomiye kadar birçok farklı merakı vardı. Dikkat çekecek kadar iyi bir öğrenci değildi ancak kendi deyimiyle “hevesli”ydi. 

1968 yılına gelindiğinde Pasadena Üniversitesi Sosyal Bilimler bölümünden mezun oldu. 1970 yılını boyunca yazarlığını geliştirmek amacıyla önce eski bilim-kurgu yazarı Harlan Ellison’ın senaryo yazarlığı programında dersler aldı, ardından Clarion Bilim Kurgu Yazarlığı Atölyesine katılarak ilk hikayesini piyasaya sürdü. Bulaşıkçılık, tele-pazarlamacılık ve cips fabrikasında müfettişlik yaparak geçimini sağlarken kendine yazı yazacak vakit yaratmak uğruna sabah ikilere kadar çalışırdı. Beş yıl boyunca reddedilmenin ardından 1975 yılında ilk romanı Patternmaster (Motif Ustası) nihayet basıldı ve akabindeki yılda, sahip olduğu iyi planlanmış olay örgüsü ve gelişim gösteren baş kahramanının getirdiği yenilik eleştirmenler tarafından övgüye boğuldu. Uzak bir gelecekte, insanlığın üç ayrı genetik ırka bölündüğü bir dönemde geçen öyküde baskın tür telepatlardı ve buradan yola çıkarak yazınını şekillendiren hiyerarşi ve toplum konularına ilk kez parmak basmıştı. 70’li yılların sonuna doğru Mind of My Mind (Zihnimin Zihni) ve Survivor (Sağ Kalan) adlı iki kitaplık bir seri de yazdı. 

Survivor adlı kitabından kazandığı 1,750 dolarlık ön ödemeyi, bir sonraki romanına konu alacağı Maryland seyahati için harcadı. Öykünün konusu; genç, siyahi bir kadınının 19. yy orta amerikasına yapacağı zaman yolculuğuydu. Maryland’e kalkan otobüsü beklediği üç saatlik arada, daha sonraları Kindred olarak tanıyacağımız, ülkemizde Yakın adıyla basılan ilk ve tek Octavia E. Butler çevirsinin ilk ve son bölümünü yazacaktır. 1979 yılında yayımlanan romanı hala en bilinen eseridir. 

1980 yılına gelindiğinde aralarında 1953 yılından beri bilim-kurgu yazarlarına verilen iki Hugo’nun da bulunduğu bir dizi ödül almaya başlar. Xenogenesis üçlemesinde konu edindiği “kazanılabilir nükleer savaş” tartışması ve hiyerarşik yapılanmanın nasıl insanlığın ölümcül bir hatası olduğuna dair alegorileri de mercek altına girmişti. Kitaplar aynı zamanda genetik mühendisliğinin tartışılan konularına ve soyu tükenme tehlikesi altındaki türlerin sınırlandırılmış alanlarda nüfusunun çoğaltılması tartışmasına da parmak basar. 

Yazar, resimlerinde, ciddi tavırla verdiğin pozun arasından fırlayan sıradışı delici bakışlarıyla dikkat çekiyor. 1991 yılından Washington DC’de verdiği ve sonradan feminist gazete Off Our Backs’te yayınlanan  demeçte kendini şöyle tanımlamıştır; “asosyal, dikkat etmezse karamsar, feminist, siyah, emekli baptist; hırs, tembellik, kararlılık ve güdünün yağ ve su gibi karıştığı Los Angeles’ın ortasında bir münzeviyim.” 

Ne kadar hırslı olduğunu bugünlerde Huntington Kütüphanesinde arşivlenen yazılarında görebiliriz. 1998 yılında not defterine karaladığı motivasyon cümleleri arasında “en çok satan yazar olmalıyım,” veya “bunu yapmanın bir yolunu mutlaka bulacağım! Öyle olacak! Olmalı,” şeklinde ibarelere rastlamak mümkün. Yazarlığını “Verilerle dolu hikayeler yaz. İnsanların dokunmasını, tat almasını, bilmesini sağla. Onları hisleriyle buluştur. Hissettir! Hissettir!”

Butler 2006 yılında vefat etti. Kısmen yüksek kan basıncı sebebiyle yaşadığı yazar tıkanıklığı ve depresyona rağmen 2005 yılına kadar Chicago Üniversitesinde eğitmenlik yapmaya devam etti ve aynı yıl, son kitabı olan ve başına gelen vahşi saldırının intikamını almak ve hayatını yeniden kurgulamak zorunda kalan vampir bir baş kahramanı olan Fledgling’i (Yavru Kuş) yayımladı. Bugün, Chicago Üniversitesi’nin uluslararası siyah yazarlar onur listesinde. 

Kaynak: BBC, “Why Octavia E Butler’s novels are so relevant today

Yeditepe Üniversitesi, Çeviribilim mezunu. Makalelerle başlayan çevirmenlik yolculuğu kitaplarla devam etti. Şimdi ise özgün yazılar yazma heyecanını tatma peşinde.

YORUM YAP