“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Ömer Lütfi Akad

Ustaların ustası; izlediğimiz her filmin, gözyaşı döktüğümüz sahnelerin, aydınlığın, estetiğin, toplum bilincinin, doğallığın, şiirsel yalınlığın ve en önemlisi delisi olduğum gerçekçiliğin ismi Ömer Lütfi Akad’ı kaybettiğimiz gün bugün. Türk sinemasının çınarları derler ya hani, bana göre basit kalıyor onu anlatmada. O sanki sinemamızın en derin ve sağlam köklerinden biri. Tam doksan beş sene yaşadı, Türk sinemasının en önemli saygıdeğer isimlerinden Ömer Lütfi Bey.

Yılmaz Güney, Türkan Şoray, Memduh Ün, Yaşar Kemal’lerden Halide Edip’in “Vurun Kahpe’ye”sine; “Üç Tekerlekli Bisiklet”, “Vesikalı Yarim”, “Hudutların Kanunu”, “Gelin”, “Düğün”… Hangi birini saysak yetmez. Dönemin kısıtlı imkanlarıyla yine de bıkmadan, usanmadan; mücadele, özveri ve en önemlisi muazzam bir hız ile çektiği film ve karakterler birer dostumuz iken kendisi ise kahramanı oldu bu ülkenin. Öyle ki Giovanni Scognamillo bir söyleşi de onun için şöyle der; “Lütfi Akad’ın Türk sinemasına getirdiği en önemli şey, sinemadır.” Fransız Saint Jeanne d’Arc okulu, Galatasaray Lisesi, İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu Maliye Bölümü’nü bitiren Akad, hem mali danışmanlık yaptı, hem senaryo yazdı hem de yönetti; daha fazlası için yeni teknikler geliştirdi, belgesel çekti, okudu. Bol bol okudu da uyarlamalarıyla bizlere hikayeler sundu. Ünlü yönetmen, sanat hayatı boyunca halk masalları uyarlamalarına, polisiyeye yönelerek sinemada dilini geliştirirken folklorik öğelerin uzaya çıktığı “Anadolu Üçlemesi” başyapıtı ile gerçekçi bir sanatçı olarak, toplumun savunucusu oldu.

Yüzlerce, binlerce insanı, meslektaşını, genci, öğrenciyi etkiledi. Lütfi Beyefendi, kendinden önceki sinemacılardan farklıydı; geliştirdiği teknik ve dil ile “Muhsin Ertuğrul’dan Sonraki Sinemacılar” veya “Yönetmenler Kuşağı” dönemlerinin öncülerinden oldu. Ardında bıraktığı deneme kitabı “Işıkla Karanlık Arasında”yı yazdığı için herkes şükretmeli. O satırlar Türk sinema tarihinin en büyük tanığı, kanıtı, belgesidir. O kuşağın sorunları yanında o kuşağın oyuncularını ustanın gözünden tanıyorsunuz. Bu, ne büyük lüks ve lütuftur. Ben en çok İnce Memed’i çekememesine yanarım, İnce Memed’i Yılmaz Güney canlandıracakmış çünkü. Düşünsenize; Yaşar Kemal, Lütfi Akad, Yılmaz Güney! “Filmlerimde bilinçli olarak peşinde olduğum şey, Türk insanı… Türk insanını vermek… Türk insanının ne olduğu, nasıl olduğu, davranış biçimleri… Oyuncular filan bilinmese de, sözünü duymasak da bir Türk filmi gördüğümüzde buna işte bu Türk filmi diyebilelim… Çünkü orada Türk insanı olacak davranışlarıyla… Her şeyi ile… Ben bunun peşindeyim.” diyen, yazamadığı romanların filmini çeken, şairene ustalığı hatırlamak için etkilendiğiniz türk filmlerine, en derin ama sade sahnelere vurun kendinizi, orada Ömer Lütfi Akad ile buluşacaksınız, eminim. Karanlık ile ışık arasında, derinlerde ama sade bir cennette uyuduğuna inanmak istiyorum.

İyi ki Sayın Akad, iyi ki…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP