“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Pandemi ile Uyutup, Sindemiyi Unutturmak!

Bana pandemiyi biliyoruz, sindemi de nereden çıktı şimdi derseniz; size pandemiyi boşverin, sindemiye dikkat kesilin derim. 

Sindemi terimi 1992’de ünlü bir antropolog olan Merrill Singer tarafından ortaya atıldı. Kendisi Connecticut Üniversitesi’nde Antropoloji ve Connecticut Üniversitesi Sağlık Merkezi’nde Toplum Hekimliği alanında tıbbi antropolog ve profesördür. En iyi, madde bağımlılığı, HIV / AIDS, sindemiler, sağlık eşitsizlikleri ve azınlık sağlığı üzerine yaptığı araştırmalarla bilinir. Eski Yunancada iki veya daha fazla etkenin bir araya gelerek toplamlarından daha büyük bir etkiye neden olmaları anlamına gelen “synergos” ile halk anlamına gelen “demos” sözcüklerinin bileşiminden oluşur Sindemi sözcüğü. Sindemi, isim olarak bir toplumda hastalık yükünün aşırı artmasına yol açan birbiriyle sinerjist olarak etkileşen iki ya da daha fazla hastalığı ya da durumu tanımlar (1)

Epidemi ve pandemilerin karşılıklı etki ve etkileşimlerini arttıran sosyal-çevresel koşullar kapsamında bir araya gelmesini ve hastalık yükünün artmasını ifade eder. Özetle sindemi, iki ya da daha fazla birbirine bağlı sağlık problemleri kümesidir. Birbiriyle kesişen üç kümenin kesişim yerlerinin bütüne etkisidir bir nevi. Mesela obezite, depresyon, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıklar sindemi kümesidir. Bunlar salgın hastalık olarak kabul edilmese de salgına dönüşmüş virüs gibi topluma yayılmışlardır. Bir başka örnek, madde bağımlılığı, şiddet, AIDS/HIV; bu sağlık problemleri birbirini güçlendiren bağlantılara sahiptir. Bir başka örnek, tüberküloz, cinsel temasla bulaşan hastalıklar, hepatit, malarya, siroz, yetersiz beslenme, ilaç bağımlılığı… Bebek ölümleri, çocuklardaki anemi ve gelişme geriliği gibi sorunlar da sindemik özellikler taşır. Kimse çıkıp bunlara sindemi demez veya sindeminin ne olduğunu size anlatmaz. Oysa günümüzde söz konusu bu hastalıklar aralarındaki sinerjist bağlantılarla birer sindemi modelidir.

Sindemik modelde çözüm aşı veya ilaç değildir. Bu problemler arasındaki bağlantı noktalarını oluşturan politik, sosyolojik ve ekonomik politikaların değişmesi ile bir çözüme gidilebilir. Maalesef kapitalizm, yarattığı bu hastalıklara epidemik veya pandemik diyerek suçu üzerinden atmakta ve sorumluluktan kaçmaktadır. Bu konuda ciddi çalışmalar yapan uzmanlar ve raporlar olsa da kim girecek de rapor okuyacak yahu, insanlığın dürüst bir medyası var sonuçta. Gelin ben size, devletlerin bizi nasıl sindirerek olana razı ettiğini anlatayım. 

Kapitalizm bireyi kendine hizmet için kodlarken bir yandan, belirlediği standartların altında kalanları her anlamda dışlar ve ezer. Kardiyovasküler hastalıklar, kanser türleri, kronik solunum sistemi hastalıkları ve obezite ile diyabetten her yıl milyonlarca insan erken ölmekte, yaşayan ve kalanlar ise maddi manevi ciddi hasarlar almaktadır. Burada devletlerin görevi size ilaç sağlamak değil, yaşam kalitesini artıracak çözümlerle problemin köküne inmektir. Velhasıl ilaç şirketleri, dünyayı yönetenler arasında olduğundan bu bir hayal. Bu hastalıklardan ölen insanların ortak özelliklerini biliyor musunuz? İlk olarak % 70’ten fazlası düşük ve orta gelirlidir. Bütün düşük ve orta gelirli ülkelerde ölümler bu hastalıklardan, dolayısıyla insani olmayan yaşam şartlarından ölür veya acı çeker. Sigara, sağlıksız diyet, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik ve alkol gibi alanlara müdahale etmek yerine önünü açarak insanları katledenler, bunu yavaş yavaş yaptığı için olanlara razı olup boyun eğiyoruz. Oysa sosyoekonomik, kültürel, cinsiyet, ırk gibi birçok belirleyici faktör hayatımıza kastetmektedir. 

Nükleer savaşlar, insanların üzerine yağdırılan bombalar, felaketler, virüsler, kronikleşen sonsuz hastalığımız neo-emperyalizm adı altında global sömürgecilik, ekonomik adaletsizlikler, cinsiyet eşitsizliği, yoksulluk, ekolojik yıkım, kirli su, sağlıksız ve kimyasal gıdalar kimin eseri ise hastalığınızın sebebi odur. Siz veya beslenme türünüz değil. Bu global trajediyi göremeyen zihinler olduğumuz sürece ölmeye devam ettiğimiz bir yaşam süreceğiz. 

Ayakta uyutulduğumuz bugünün tohumlarının atıldığı doksanlı yıllardan beri sistemi bizi panik ve korku içinde yaşayan, sürekli kendimizi ve günümüzü kurtarmaya mecbur bırakan kölelere dönüştürdü. İş, gıda, sağlık, çevre ve suç gibi konularda bilinçaltımıza sızarak bireyleri, “sağlığınıza duacıyız abim” moduna aldılar sanki. Herkes razı. Ne ucuzmuş hayatlarımız arkadaş? Bakın şimdi Covid-19’u ele alalım; pandemi ile mücadele ederken bir yandan bir sürü sınıfsal, cinsel, ırksal, toplumsal, ekonomik eşitsizlikler doğdu, doğuyor. Bugün hepimiz aynı fikirdeyizdir herhalde; bu salgın, eşitsizlik salgınıdır. Bugün ne yediğimize, ne içtiğimize, ne birbirimize ne de kendimize yaklaşamaz haldeyiz. Korkuyoruz. Oysa daha geçen sene global olarak insanlığın canına tak etmişti, kapitalizm ve yaratıcıları büyük çuvallamıştı. Ne de zamanında geldi bu pandemi be! Eğer bir yerde pandemi yaşanıyorsa bu, en çok kime yarıyor ona bakarım ben. Bir dönüp bakın bakalım kime yaradı en çok? 

Dünya ekonomisinin çöküşünü, uğruna kan döktükleri petrolün bitişini, zenginleşen % 2’yi fakirleşen %80’i, bütün bu olanların bedelini bile yine insanlığa ödeten bu iki yüzlü sistem, en büyük pandemidir. Bu pandemiden kurtulmanın tek yolu, sisteme tamamen müdahale etmektir. Çünkü yaşadığımız sindemilerin panzehiri bu pandemiyi bitirmekten geçer. Oysa Bukowski’nin dediğini yaparız biz;

“Afrika’ya ilaç göndermeye karar vermiştik; fakat hepsinin üzerinde “tok karnına” yazıyordu.”

Bireyler olarak ruhsal sorunlarımız, anne babaların davranışsal problemleri, sosyal yetersizlik, çocuklarla sorunlar yaşamak-yaşattırmak, şiddet, uyuşturucu, eğitimsizlik, bağımlılıklar sisteme hizmet eder. Uyuşturucuyu 10 yaşında çocuğun bile ulaşabileceği yere koyanlar, kurdukları tüketim toplumunu dayatabilmeye devam etmek için her zaman yeni şeylerle hazza ulaştırma ve mutlu etme taktikleriyle bireyden uyarıcıyı eksik etmemektedir. Bir toplumda şiddet, eşitsizlik, intihar, suç, hastalık, yoksul oranı fazla ve eğitimsizlik varsa bu toplumda sindemi var diyebiliriz. Çünkü kapitalizm, hazırladığı zeminle her birimizi çeşitli hastalıklarla mücadele etmeye de mahkum etmiştir. Birden fazla salgının benzer hazırlayıcı ve etkileyici faktörlerle aynı anda toplumda patlaması sindemi ise bizim pandemiden daha büyük sorunumuz vardır; o da sindemidir. 

Bunun bir aşısı yoktur. İnsanı incelemeli; insana, topluma faydayı öncelemeli uygulama ve politikalar. Uyuşturucu kötüdür deyip okullarda satmak, baronlardan haraç kesmek, paketlerine sigara alkol sağlığa zararlıdır yazıp vergilerle önünü açmak, beslenme önemlidir diyerek naralar atıp insanlığı aç bırakmak, halkın ruh sağlığını bozup ondan faydalanmak, üzerine yalan söylemek gibi önlemler(!) yetersizdir. İktidar, insanın belirsizliği ve savunmasızlığına dayanır. Ne kadar muhtaç kalırsan o kadar muhtaç olursun. Verilen paniklerle, salınan korkularla razı olduğumuz süreçte sistem için durumlar asayiş berkemal. Verilmeyen haklar sindemiye yol açar, birey kendinin ve temsil ettiği insan ırkının hakkını savunmak istiyorsa bizzat sorumluluk almalı ve oyunu kuralına göre oynamalıdır. Kimse yetersiz değildir, sistem şerefsizdir. 

Şimdi sormak icap etmekte; sindirilmeye ve sindemiye devam mı, yoksa uyanıp pandemiyi bir kenara bırakmak ve gerçek toplumsal hastalıklarımıza odaklanmak mı? Seçim sizin…

Seçtiyseniz bir sorum daha olacak; BU DÜZEN İÇİNİZE SİNDEMİ? 

Kaynaklar;

http://www.ankemdernegi.org.tr/ANKEMJOURNALPDF/ANKEM_26_Ek2_374_379.pdf

Syndemics Prevention Network: Spotlight on Syndemics, http://www.cdc.gov/syndemics/index.htm

https://doi.org/10.35232/estudamhsd.561176

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP