“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Parisli Bir Avangart: Erik Satie

19.yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın henüz başlarında Paris, dünyanın kültür-sanat başkenti haline gelmiş durumdaydı. Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde Paris’teki kültür-sanat ortamının kalbi haline gelen kafeler, dönemin sanata yön veren dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen önemli sanatçılarını misafir etmekteydi. Paris’teki bu ışıltılı döneme özel bir isim dahi verilme gereği duyulmuştu: Fin de siècle. Türkçe karşılığı “Yüzyıl sonu” olan bu kavram 19. yüzyılın sonunu işaret ediyordu.

Paris, fin de siècle ikliminin etkisi altındayken sanatçılar popülerleşen ve yerleşik bir kültür haline gelen kafelerde oturup absinthe içip sanat üzerine konuşmayı sürdürüyorlardı. Bu kafelerden biri de Parisli bohemlerin uğrak mekânı haline gelmiş Montmartre’daki ilk modern kabare – kafe olarak karşımıza çıkan Le Chat Noir’dı. O sırada, Paris’teki konservatuar tarafından “yeteneksiz, yorucu ve tembel” olarak tanımlanarak konservatuarın kapısından dönmek durumunda kalan Erik Satie de kabarelerde piyanist olarak çalışarak geçimini sağlamaktaydı. Tam da bu dönemde meşhur Gymnopédies ismini verdiği piyano eserleri ortaya çıkmaya başladı. Satie’nin bir diğer önemli Fransız besteci Claude Debussy ile olan arkadaşlığının da bu dönemde ortaya çıktığı bilinmektedir. Gymnopédies Satie’nin en bilinen eseri olmakla birlikte ambient müzik olarak tanımlanmış ve insanı çevreleyen, aşılmamış fakat yumuşak tonu ile o dönem modern ve minimalist müziğin mihenk taşlarından birisi haline gelmiş ve eserin popülerliği yüz yıldan uzun bir süreyi arşınlayarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Satie’nin Gymnopédie’nin kelime anlamı konusunda da kafa karışıklığı yarattığı aşikardır. Bu alışılmadık kelimenin Antik Yunan’da yıllık olarak düzenlenen bir festival sırasında genç erkeklerin atletik becerilerini öne çıkarma amaçlı çıplak bir şekilde dans etmesi anlamına gelen Gymnopaedia kelimesinden esinlenilerek oluşturulduğu yönünde fikirler mevcuttur. Gymnopédies sonrası diğer bilinen en eseri olarak karşımıza çıkan Gnossiennes’i ortaya çıkarmıştı, Satie. Gnossienne de Gymnopédie gibi Satie’nin yalnızca eseri için ürettiği bir kelime olarak karşımıza çıkıyor. Gnossienne’nin Gnostic kelimesinden geldiği ve dini bir temel üzerinden şekillendirildiğine dair iddialar mevcut olmakla birlikte Satie’nin John Dryden’in 1697 tarihli, Aeneid çevirisinden ilham aldığı iddiaları da mevcuttur. Zira gnossian kelimesi ilk kez bu çeviride geçmekteydi.

“Eksantrik” Satie’nin kişiliğini en iyi tanımlayan kelimelerden birisiydi şüphesiz. 1893 yılının sonlarına doğru L’Église Métropolitaine d’Art de Jésus Conducteur olarak adlandırdığı kendi kilisesini kuran Satie, aynı zamanda bu kilisenin tek üyesi konumundaydı. Bu sebeple sürekli papaz kıyafetine benzer bir şekilde kıyafetler ile boy gösteriyordu. 1895 yılına gelindiğinde eline miras yoluyla geçen bir miktar para ile papazvari giyimine bir son vererek çok sayıdan kadife takım elbise satın alarak giyim tarzını değiştirmiş ve sanat ortamlarının “Kadife Beyefendi”si olarak anılmaya başlamıştı. Satie öldüğünde geriye oldukça geniş bir kadife takım elbise ve şemsiye koleksiyonu bırakmıştı. Bu dönemde Vexations isimli piyano eserini bestelemişti. Vexations’ın özelliği, Satie’nin absürtlüğüne yakışır biçimde bestenin üzerindeki “temayı art arda 840 kez çalmak için, kendini önceden ve en derin sessizlikte, ciddi hareketsizliklerle hazırlamak tavsiye edilir” yazısıydı. 8 ölçülük bir motif tam 840 kez kendini tekrar ediyordu.

1896 yılına gelindiğinde ise bütün parasını çoktan tüketmiş olan Satie, ekonomik durumundan ötürü her gün Paris’in kilometrelerce uzağında bulunan Arcueil’den Paris’e yürümek durumunda kalıyordu. Yaşamını sürdürme ve para kazanma amaçlı kabare piyanistliğine devam eden Erik Satie, vokal ve piyanoyu içeren kabarelerde seslendirilmek üzere çok sayıda eser yaratmıştır. Bunlardan en bilinenleri; Je te veux, La Diva de l’Empire, Tendrement gibi şarkılardır. Sonraki yıllarında ise bestelemiş olduğu Kabare şarkılarını sevmediğini açıklayan Satie, 1905 yılının Ekim ayında kontrpuan çalışmak ve diploma alabilmek için Vincent d’Indy’nin Schola Cantorum de Paris’ine kayıt olmuştur. Hayatının geç bir döneminde politikayla da ilgilenmeye karar veren Satie, radikal sosyalist partinin bir üyesi olmuş, 1920 sonrası komünist partiye katılmıştır. Tüm bunlar olup biterken dış görünüşünde de tekrar değişikliğe giden Satie, melon şapkası ve yanında taşıdığı şemsiyesiyle birlikte daha “burjuva” bir görüntü çizmeye başlamıştır.

Müzik tarihine, dinlenmek için bestelenmemiş fonda çalması için bestelenmiş müzik olarak tanımlanan “Mobilya müziği” kavramını kazandırmıştır. Özellikle 1910’larda büyük bir başarı ve bunun akabinde şöhret yakalayan Fransız besteci, “Parade” adlı alışılmadık balenin sahnelenmesi için Diaghilev, Picasso, Cocteau, Apollinaire gibi isimlerle çalışma şansı yakaladı. Jean Cocteau’nun önerisiyle birlikte Parade’in orkestrasyonunda bir daktilo ve kurbağa ıslığı kullanarak büyük bir skandala yol açan Satie, bu skandal sonrası Zürih’teki dadaist sanatçı grubunun onur üyesi olarak kabul edilmiş. Yıllardır süregelen Absinthe tüketimine bağlı olarak karaciğeri artık işlevsiz hale gelen besteci siroz sebebiyle 1925 yılında öldüğünde, geriye 12 kadife takım elbise, düzinelerce şemsiye, 84 adet aynı renk ve desene sahip mendil ve tuhaf alışkanlıklarını bırakmıştı. Bir de onlarca yılı aşıp birçok sanatçıya ilham olacak olan ve müzik tarihinde yeni bir sayfa açan minimalist ve modern müziğini. Erik Satie’nin minimalist müziği; renkli, absürt ve son derece abartılı olan “eksantrik” kişiliğinin bir izdüşümü olup yüzyılları aşarak varlığını sürdürmeye devam edecek.

YORUM YAP