“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

PAUL CEZANNE: TUVALDE FELSEFE YAPMAK

Modern sanatın babası kimdir?

a/ Van Gogh
b/ Henri Matisee
c/ Paul Cézanne

Eğer cevabınız a ya da b ise üzgünüm, ama yanıldınız. Zira, Empresyonizm ile Kübizm arasında bir köprü kuran, okuldan itibaren en yakın arkadaş olan Émile Zola ile sohbetleri sayesinde hayal gücü tetiklenen, yirminci yüzyıl soyut sanatını küçük fırça darbeleriyle dev şekilde etkileyen, babasının isteği üzerine hukuk okumuş olsa da sahip olduğu duyguların derinliğini, enerjisini eserlerinden hiç zorlanmadan alabildiğimiz büyük usta, Paul Cézanne doğru cevap olmalıydı.


Monet gibi ışığa önem veren usta izlenimcilerden ziyade Cézanne, resmin alt yapısına önem verir, temele iner. Soyut resmin önünü açar böylece ve kübizmi de etkiler. İnanılmaz bir yetenek ve ruhtur o, fırçaları kalem, tuvali kağıt misali anlatır sanki. Ben onu bir ressam değil, filozof olarak görüyorum. Dönem dönem kaybolan konular, tuvalinin değişen başrolleri, bazen karanlık bazen canlı oluşu, katman katman içinden başka bir Cézanne çıkması… Ve en sonunda pek çok kuraldan ayrılarak yeni, sade, benzersiz ama çok iyi işlenmiş işler ortaya koymuş, perspektif gibi klasik kuralları zinhar umursamamış. Bütün bunlardan mütevellit gözümde eserleri adeta birer kitap, ve Cézanne ise filozoftur gözümde. Kutsal renklerle felsefenin babasını yapacak kadar muazzam bir beyin ve ruh!


Renklerin lirik dansında en önden bilet almışsın, biri sanki sana hikayeyi fısıldıyor ve sen onun her biri paradigma olan eserlerinde kayboluyorsun. “Doğa yüzeyden çok derinliktir; kırmızılarla, sarılarla temsil edilen ışık titreşimleri içine mavi katılması, derinlik izlenimini uyandırmak içindir.” “Resimde iki önemli araç vardır: göz ve beyin. Göz doğaya bakarak, beyin ise organize edilmiş duyular mantığıyla birbirlerini desteklemeli; uyum içinde birbirlerine yol göstererek ifadeye araç olmalıdırlar.” diyen Cézanne’e karşı büyük şeyler hissetmek çok normaldir. Bu sözlerden zaten kübizmin geldiğini gümbür gümbür anlarsınız. 

Dahiyane fikirlerinin yer aldığı düşlerini tuvallere aktaran usta sanatçı yaşarken pek kıymeti bilinmeyenlerden esasen. 1906’da bugün manzara resmi yaparken yağmura yakalanınca, kaçınılmaz olan zatürreden koruyamaz kendini ve bu hayattan altmış yedi yaşında göçer gider. Paul Cézanne şu sözü ilk okuduğumdan beri kulağıma küpedir. Bende çok özel bir yeri vardır; “Sanat hakkında hüküm vermem gerektiğinde, resmimi alıp bir ağacın ya da bir çiçeğin, Tanrı’nın yarattığı bir nesnenin yanına koyarım. Ortada bir uyum yoksa sanat da yok demektir.” Çok büyük bir laf bu! Okuduğumda şimşekler çaktı ardı ardına beynimde. Bu ne muazzam, derin ama yalın bir bakış açısıdır. Kendime bunu felsefe yaptım bende; ne zaman insanlar hakkında bir hüküm vermem gerekse, onu alıp evrenin diğer güzelliklerinin yanına tutuyorum. Ortada bir uyum yoksa insan da yok demektir. 

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP