“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

“Paylaşılamayan Bir Dünya Gıda”

Bugün Dünya Gıda Günü.
İnsanlığın bir kısmı açlıktan ölürken bir kısmı monosodyum glutamatlı hazır besinlerin bağımlısı olarak obezite sorunu yaşıyor, hepsi de virüsle mücadele ediyor ve zehirli gıdalarla besleniyor. Bunu her gün yapıyorlar. Üstelik her sene, 16 Ekim Dünya Gıda Günü öncesinde sağlıksız beslenmenin yol açtığı sorunları verilerle ortaya koyan Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)monosodyum glutamat gibi zehirleri güvenli besinler listesine koyuyor. Kendileri Birleşmiş Milletler dostu örgüt olduğu için şaşırmadık biz, siz de şaşırmayın. Global de olsa ulusal da olsa yalan ve sağlıksız bir düzenin içerisindeyiz. İkiyüzlülükle de olsa ortaya koydukları verileri sunmalıyım sizlere ama önce şunu bilmenizi isterim, gerçekler rakamlardan çok daha korkunç ve ürkütücü. Sağlık Bakanlığımızın vaka sayıları açıklaması veya TÜİK’in enflasyon, işsizlik istatistikleri gibi buzdağının görünmeyen kısmını hesap ederek okuyun, çünkü yalan söylüyorlar! 

  •  Dünya’da 820 milyonu aşkın insan açlık çekerken 670 milyondan fazla yetişkin, 120 milyon erkek ve kız çocuğu (5-19 yaş arası) obez; 40 milyonu aşkın çocuk ise fazla kilolu.
  •  Beş yaşın altında 150 milyondan fazla çocuk boy kısalığı yaşarken 50 milyonu aşkın çocuk ise düşük kilolu.
  •  Sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam tarzıyla birlikte sigara kullanımını geçerek küresel çapta sakatlık ve ölümlerin bir numaralı risk faktörü haline gelmiş.
  •  Dünya nüfusunun çoğunluğu fazla kiloluluk ve obezitenin açlıktan daha fazla ölüme sebep olduğu ülkelerde yaşıyor. Her yıl, obezitenin neden olduğu sağlık problemlerinin tedavisine yaklaşık 2 trilyon ABD Doları harcandığı tahmin ediliyor. Bunun yanında milyonlarca insan, vücutlarının aktif ve sağlıklı bir yaşam sürmek için ihtiyaç duyduğu besinlerin eksikliğini çekiyor.
  •  Düşük ve orta gelirli ülkelerde işlenmiş gıda, et ve diğer hayvansal ürünlerin tüketiminin artmasına bağlı olarak gıda sisteminin sebep olduğu çevresel zarar, %50 ile %90 oranında artış göstermiş.
  •  İnsanlık tarihi boyunca gıda amaçlı olarak ekilip biçilen 6.000 bitki türünden günümüzde sadece 8 tanesi günlük kalori miktarımızın %50’sinden fazlasını karşılıyor. Oysa bizler, çok çeşitli besleyici gıdalara ihtiyaç duyuyoruz. Trump öyle bir şey olduğuna inanmasa da iklim değişikliği, verimliliği azaltarak tarımsal ürünlerin hem kalitesini hem de miktarını tehdit ediyor. Sıcaklıkların yükselmesi de su kıtlığını arttırarak pestisitler, bitkiler ve patojenler arasındaki ilişkinin bozulmasını ve balıkların boyutunun değişmesini şiddetlendiriyor.
Dünya verileri böyleyken ülkemizde neler oluyor sağlıklı gıdaya ulaşabilmekle ilgili?

Açıkçası çok veri incelemeye gerek yok. Her gün yaşayarak, pazardaki fiyatları görerek kendi verimizi oluşturabiliyoruz. Sağlıklı besin satın almak, çok çok pahalı! Çiftçi mağdur yıllardır, aracı firmalar alıyor çiftçinin ucuza satıp pazarda fahiş fiyata aldığımız ürünün fiyat farkını. Ürünler pahalılaştıkça bir de üstüne saçmasapan vergiler koyuldukça sahteleri üretilmeye başlıyor bu sefer. Ne aldığımız peynir güvenli, ne yumurta, ne tereyağı… Sahte üretim demişken Türkiye günlerdir sahte içki sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşları konuşuyor. Metil alkolden üretilen rakılar yüzünden öldü insanlar. Öte yandan, bir de düzgünce halka bu hileleri büyük firmalar altında ezilmekten korkmadan anlatmaya çalışan insanlar var. Onlar da susturulmaya çalışılıyor. Gıda konusundaki yayınları kontrol altına almayı öngören yasa tasarısı, Haziran ayında TBMM’ye sunuldu, komisyondaydı torba yasa, görüşülüyordu. Neyse ki 15 Ekim 2020’de, yani dün, imza toplayan STK’lar bu sefer başarıya ulaştı ve gıdayla ilgili haberlere sansür getireceği endişesiyle tepkilere neden olan kanun teklifindeki ilgili maddeler geri çekildi. Düzenlemenin iptali için imza kampanyası başlatan sivil toplum örgütleri karardan memnun. Biz yine de bu sefer ucuz kurtulduğumuz kanun teklifini hatırlayalım, bir daha karşımıza çıkarsa bilinçli olalım:

Her türlü yazılı, görsel, işitsel ve dijital iletişim araçları üzerinden yapılan ve ticari reklam kapsamına girmeyen, gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda tüketicide endişe, korku yaratarak tüketicinin tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyen gerçeğe aykırı yayınlar yanıltıcı yayın olarak tanımlanmakta ve 20-50 bin TL para cezası verilmesi öngörülmektedir.”

Torba yasada işte böyle bir teklif maddesi vardı; ucu açık, yanıltıcı, tanımı aşırı geniş, belirsiz. “Yeterki kimse Ülker’i mağdur etmesin”cilik. Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), tohumlar, tarım zehirleri (pestisitler), monosodyum glutamatları yesin halk korkusuzca. STK’lar ve kamuoyu tepki göstermezse geçecekti bu yasa sessiz sessiz. Eleştirilmesi ve bilgilendirmesi yasaklanmaya çalışan bu ürünler okul kantinlerinde, maketlerde hatta teknoloji mağazalarına kadar her yerde satılıyor. Gerçekten de Media Markt gibi büyük teknoloji marketlerinde bile satılıyor endüstrinin nişasta bazlı şeker teknolojilerinin son harikaları. Sanatçı diye bilinen insanlar da gizli-açık reklamlarında oynuyorlar hiç vicdan muhasebesi yapmadan, kendi çocuklarına asla yedirmeyeceklerinin bilincinde…

Kimsenin tarım konuşmadığı Türkiye’de, 10 yıl boyunca tarım programları yaptı Cem Seymen. Hemen her köyü dolaştı, her ürünü anlattı. Şimdi o programı yapamıyor. Yapabilecek olsa da bir şey değişmez. Tümden ithal ürünler girdi ülkemize; kendi tohumumuz, ata tohum yok, hasat yapacak teknoloji yok, bu fakirliğe direnecek çiftçi yok. Dünyada gıda fiyatları üzerinden enflasyonu artan tek ülkeyiz. Sebebini söyleyelim: Bu bereketli topraklara sahip tarım ülkesinde, tarım girdilerinin hemen hepsi ithal. İthal ürünlerin tüketiciye bedeli Euro üzerinden. Eee, Euro neredeyse 10 TL! Meralar, tarım arazileri, zeytinlikler parsel  parsel imara açıldı. Köy diye bir şey kalmadı hepsi kimliksiz mahallelere dönüştü. Köylü artık şehirde! Nasıl efendisi olacak milletin? Kısaca, her şey tohumlarımızı kaybettiğimizde bozuldu. Köylü sakladığı tohum yerine Amerikan tohumunu verimli diye kullandı. O tohum şirketinin bankasından kredi çekti, o dev şirketin gübresini, ilaç diye kandırdıkları zehrini satın aldı. Kar edemedi, toprağını sattı. Köyü artık mahalle oldu.

Bir de şöyle bir durum var; biz zaten olması gerekenin çok üstünde fiyatlara alıyoruz ya ürünleri, buna rağmen üreticinin aldığı ücret yıllarca değişmeyebiliyor. Örneğin son zamanlarda en çok mağduriyet süt üreticilerinde. Bas bas bağırıyorlar “geçinemiyoruz” diye. Lakin süte zam yapılmıyor. Gıda fiyatları enflasyona olumsuz yansımasın diye fiyat artışı yapmıyorlar. Yani üreticiye deniyor ki “bırak, yapma bu işi, hayvanlarını da kes. Ne işin var köyde, git şehirde yaşa. Biz sütü de ithal ederiz ya da şirketler üretir!” Samanı ithal etmişiz, sütü mü edemeyeceğiz cidden? Güçlü Türkiye’nin farkında değilsiniz heralde… Yazıktır. Tarım böyle bitti işte!

Sorunlar saymakla bitecek gibi değil. Mevsimlik tarım işçilerine devlet desteği yok, çiftçiye destek yok. “Ananı da al git” bile denmişti ya kendilerine. Üretimin olmadığı yerde, tüm akarsulara HES yapılarak ekosistemi yok ettiğimiz topraklarda, imara açtığımız tarım arazileriyle sağlıklı gıdaya dair ne bekleyebiliriz ki? Gördüğünüz gibi gıda ve tarım uygulamalarının hiçbiri başarılı değil ülkede. Tek yapabildikleri okullarda öğrencilere süt ve fındık dağıtabilmek olmuştu, onda da bazı örneklerinde çocuklar zehirlenmişti hafızam yanıltmıyorsa.

Ülkemizde durumlar böyle… Kötü politikalar, rantçılık zincirlemesiyle yönetiliyor sistem. Dünyada olan bitene de lafımızı söyleyip bitirelim. 2020 Nobel Barış Ödülü’nün Birleşmiş Milletler Örgütü olan Dünya Gıda Programı’na verilmesini de duyurmuştuk geçtiğimiz günlerde. Tekrar anmakta fayda var. Programı’nın açlıkla mücadele çabaları, çatışmalardan etkilenen bölgelerde barış koşullarının iyileştirilmesine ve açlığın savaş ve çatışma silahı olarak kullanılmasını önleme çabalarında itici güç olarak hareket etmesi nedeniyle verilmişti ödül. 2019 yılında 88 ülkede gıda güvensizliği ve açlık kurbanı olan 100 milyona yakın insana yardım sağladıklarını belirtti. Ayrıca örgüt, hedefledikleri “Sıfır Açlık” hedefine ulaşmada bu ödülün önemli bir rol oynayacağını belirtmişti.

Birleşmiş Milletler’in bir yandan 1 milyardan fazla çocuk ve yetişkin bireyin açlıkla, savaşla, yoksullukla ve çarpık politikalarla mücadele etmesinin asıl nedeni olurken öte yandan kendi eliyle aç ve yoksul bıraktığı bu insanları kurtararak kendini yüceltme iki yüzlülüğüne değinmiştik.

Dünya Gıda Günü bugün. Herkesin sağlıklı gıdaya kolayca ulaşabileceği günlere…

yorumlar (2)

  • Avatar

    Meral Kalpakoglu

    Bundan daha iyi anlatilamazdi . Elinize saglik .

    reply
  • Avatar

    Melike Topal

    Teşekkürler emeğinize saglık.👍❤

    reply

YORUM YAP