“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Paylaşmaktan beslenen sanatçı: Safiye Ayla

Belki bilenler vardır fakat ben eğitimin bu kadar geride bırakıldığı bir dönemde, belki biraz ibret olur diye paylaşmak ve kimsesizler yurdunda büyüyen merhum Safiye Ayla’yı anmak isterim. Bu yüce gönüllü, muhteşem sesli, güçlü ve nefis Cumhuriyet kadını, 1968 yılında 25 Nisan’da hazırladığı vasiyetnamesinde 30 trilyonluk servetini Türk Eğitim Vakfı’na bağışladığını açıklar.


Sizden dikkatinizi rica ediyorum; bakınız Safiye Ayla gerek hayatı, gerekse gösterdiği başarılarla herkese örnek olmuş muhterem ve yüce gönüllü bir kişiliktir. Tam bir insan seven, insanlara değer veren, özellikle eğitime verdiği önem ile de ne kadar akıllı, vizyon sahibi olduğu sonucunu çıkarabileceğiniz olması gerektiği gibi bir sanatçıdır. Eserleri ölçüye uyarak, iyi bir diksiyonla, düzgün, aynı zamanda da coşkulu, çekici, büyüleyici bir tavırla okur. Ruhu güzeldir anlayacağınız. Yaşamak da bir sanattır, o nedenle rica edeceğim; herkese sanatçı demeyin. TEV’in Türkiye’nin çeşitli illerindeki 58 üniversitede öğrencileri, Sayın Ayla’nın fonundan okumaya devam ediyorlar. Düşünebiliyor musunuz? 

Daha fazlasına TEV’in sayfasından ulaşabilirsiniz.


1907’de İstanbul’un Kadırga semtinde dünyaya gelir Safiye Ayla. Babası, Hicazîzâde Hafız Abdullah Bey, annesi, Suudi Arabistan’dan gelip küçük yaşta Osmanlı sarayına girmiş ve daha sonra çıkarılmış Seyyide Hanım. Safiye Ayla henüz doğmadan babası Abdullah Bey’i, üç yaşındayken de annesini kaybeder ve kimsesiz kalır. Sâdâbad Sarayı olarak inşa edilmiş Kağıthane’deki Çağlayan Dar-ül Eytâmına -yetimler evi- bırakılan Ayla’yı I. Dönem Bursa milletvekilliği yapan Şeyh Servet Efendi evlat edinir ve mektep hayatı Bursa, Konya ve Adana gibi çeşitli şehirlerde devam ederken piyano çalmaya başlar Safiye Ayla.

Geçirdiği hastalıklar Muallim Mektebi’nden diploma almasına engel olsa da, Eyüp’te bir ilkokula öğretmen yardımcısı olarak atanır ve o dönem Eyyubi Mustafa Efendi ile tanışır; ondan usul ve makam öğrenir. Ardından Yesâri Asım Bey’den de müzik dersleri alır. İlk plağını 1930’da doldurur. 1932’de İstanbul Vali Yardımcısı Nuri Bey’in evinde verilen bir davette, Atatürk’ün huzurunda ilk kez şarkı söyler ve kendisinin en beğendiği seslerden biri olur. Mustafa Kemal Paşa adına düzenlediği konserde Sadettin Kaynak’ın Kurtuluş Savaşı’nı konu alan “Yanık Ömer” adlı bestesini seslendirir. Konser sonunda Mustafa Kemal bu şarkının Batı müziği tarzında çok sesli düzenlemesinin güzel olacağını ifade eder.

Atatürk’ün ölümünden sonra onun vasiyetini yerine getirmek için girişimlerde bulunan Ayla, Muammer Sun’a Yanık Ömer’in orkestrasyonunu hazırlatıp Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde çoksesli seslendirme projesini Ata’nın doğumunun 100. yılında gerçekleştirebilmiştir.


Safiye Ayla, sanat yaşamı boyunca başta İstanbul Radyosu olmak üzere Türkiye radyolarında sayısız konser verir, beş yüzden fazla plak doldurur. Doldurduğu plaklar satış rekorları kıran, büyük beğeni toplayan sesiyle ünü okyanus aşar. Son sahne konserini Atatürk’ün anısına, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı yararına, 1987’de şimdi yerinde olmayan İstanbul AKM’de verir.


Sesindeki o pürüzsüzlüğü hayal edemiyorsanız, lütfen hemen açın ve dinleyin. O akış en tiz perdelerde bile kaybolmuyor, her yerinizde dolanıyor sanki o ses bütün muhteşemliği ile. Muazzam yahu!


Sanatçı, 14 Ocak 1998’de, İstanbul’da yaşamını yitirir. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilir.


Vasiyeti sayesinde eğitim gören, yetenekli lakin maddi imkânları olmayan birçok öğrenciye umut olan Safiye Ayla, öyle koca yürekli bir kadındır ki hiç korkmadan Nazım Hikmet’e tenekelerle peynir, bal, yağ vs. gönderir ve bunun üzerine dönemin iktidarı tarafından sorgulanır.


Onlara cevap olarak yine hiç çekinmeden “Gönderdim, gene göndereceğim.” der. Komiser, ummadığı bu cevap karşısında sinirlenerek, “Bana bak Safiye Hanım, sen komünistleri mi besliyorsun?” diye bağırmaya başlayınca Safiye Hanım da sinirlenir ve “O sizin tarifinizle komünist olabilir. Ben komünistlik, momünistlik nedir bilmem. Böyle şeylere de inanmam. Arkadaşım hasta ve parasız. O nedenle gönderdim. İhtiyacı olduğunu duyarsam gene gönderirim,” der.


Böyle değerli büyükleri, böyle muazzam kalpleri unutmayın. Atatürk onu dinlemeye gidip, tanışmak istediğinde dahi O’nun gözlerine bakamamıştır ve nedeni onun kelimeleri ile şudur; ‘”‘Gel bakalım,’ dedi Atatürk, ben tabi o zaman hayata yeni atılmış, 13-14 yaşlarında çok genç bir kızdım. O zaman diyorlardı ki – mektepteyken öyle duymuştuk- Atatürk’ün gözlerine bakılamaz ve bakılırsa insanın gözleri erir diye. Bu yüzden ben de devamlı başım önde Atatürk’e bakamıyordum. Atatürk, beni yanına oturttu, ‘kaldır başını, senin sesin güzelmiş, söyle bakalım bir şarkı,’ dedi. Vallahi o zaman o kadar heyecanlıydım ki hâlâ ne söylediğimi hatırlayamıyorum. Herhalde Yesari Asım beyin şarkılarından birini söyledim, Atatürk, ilerde bu kızın sesi çok güzel olacak dedi, bana iltifat etti…” Cumhuriyet tarihimizin siyasi, sosyal, kültürel ve sanat yaşamında böylesine nezih şekilde yer alabilmeyi başarabilen eşsiz bir değer kendisi.  Türk Sanat Müziği’nin muhteşem ve ilk kadın solisti Safiye Ayla’yı saygı, sevgi ile anıyor, şükranlarımı sunuyorum.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP