“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Pisuvardan Doğan İroni; Marcel Duchamp

Dadaizmin ve Kavramsal sanatın öncüsü sürüdışı bir sanatçı ile tanışmaya hazır mısınız? Sanat tarihinin dönüm noktalarından biri sayılan Henri Robert Marcel Duchamp, anlatılmaya değer bir hikaye, bir başka deha. Onu diğerlerinden ayıran ve bu kadar değerli yapan şey, sanatını görme algının ötesine taşıyarak zihinlere sızmasıdır. Düşünceleri, kelimeleri, imgeleri birlikte görselleştirerek yepyeni bir sanat olgusu yaratabilmesidir. Bugüne dek tanışmadıysanız, ona bayılacaksınız.

Tam 133 sene evvel Temmuz ayının 28’inde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Blainville-Crevon’da dünyaya gelir. Bilmeyenler için burası, kuzey fransanın, Normandiya bölgesinin Seine-Maritime bölgesinde bir komündür. 1887 senesinde yeni-darwincilerden ingiliz evrimsel biyolog ve hümanist, doğal seçilim kuramını savunan Julian Huxley  ve Arjantinli başka bir deha olan Xul Solar ile aynı sene doğan Duchamp’ın babası noter, anne tarafından büyükbabası Emile-Frédéric Nicolle ressam ve gravür sanatçısıdır. Aydın ve sanata düşkün bir ortamda büyüyen Marcel’in ailesi çocuklarını sanata özendirir. Kitaplar okunan, satranç oynanan, resim ve müzik yapılan evde tek sanatçı kendisi değildir. Erkek kardeşlerinden Jacques Villon ressam, Raymond Duchamp-Villon ise kübist bir heykelci, üç kız kardeşinden Suzanne yine ressamdır. Böylece Duchamp, 1901 yılında, henüz on dört yaşındayken, evlerinin bahçesinde resim yapmaya başlar. İlk eserleri eklektiktir, bilmeyenler için farklı sanat sistemlerinden, felsefi akımlardan faydalanarak kendi yeni akımını yaratmaktır. Deneysel çalıştığı bu döneme ait eserler;

solda: “Yvonne in kimono”, 1901; sağda: “Portrait of Yvonne Duchamp”, 1901

Monet hayranı olan Duchamp’ın bahçede yaptığı ilk tuval resimleri ise Blainville Manzarası, Blainville’de Kilise ve Blainville’de Bahçe ve Şapel’dir.

solda: “Landscape at Blainville”, 1902; sağda: “Church at Blainville”, 1902

Bu resimlerdeki başarısı, akımdan soğumasına neden olur. Daha sonra bu resimler için sözde empresyonist eserler demiş, yağlı boyaya ara vererek desen ve eskiz çalışmaya başlamış. Ducham, Ecole Bossuet lisesini bitirdikten sonra sık sık aile ziyaretine geldiklerinde sanat ortamını anlatan Paris’te yaşayan kardeşlerinin yanına giderek Julian akademisine girer. Bu okulu pek ciddiye almaz, École des Beaux-Arts giriş sınavlarını ise veremez. Verip verememesi önemli değil, izlenimcilik akımının etkisinde başlayan sanat hayatı, sanat tarihini değiştirirken yirminci yüzyıla da damga vuracaktır. Bu akımda yarattığı ilk eseri, Marcel Lefrançoisnin Portresi‘dir. Model ise evinde temizlik yapan yeğenidir.

Portrait of Marcel Lefrançois, 1904

“Portrait of Marcel Lefrançois”, 1904 ve tablonun detayları

Bir sene sonra okulu bırakarak gönüllü orduya katılır; nedeni gönüllü olursanız süresinin üç seneden ikiye inmesidir. Hemen ardından onu da bir seneye indiren sanat işçileri sınavına girer ve dedesinin atölyesinde şehir manzaralarından oluşan gravürlerini yeniden basar. Bu hareketle bir yıla indirmekle kalmaz, tamamen muaf tutulu bir nevi. Savaşla, askerlikle alakası yoktur, hatta savaşı onaylamadığından amerikaya gidecek ilerde. Bu dönemde tipografi ile tanışır, resimlerin yanındaki metinleri dizer.

1906, Yeniden Paris.

Ressamlar, karikatüristler, tipograflar, illüstratörler oluşan çevresiyle geçirdiği dönemler başlar. İroni ile olan ironik bağı bu yıllarda oluşur. Başına buyruk, zeki, kendine has oluşu ve gördüklerini zihnindekilerle harmanlayarak kendi sanatını oluşturması ile Marcel Duchamp ağızların suyunu akıtan cinsten bir dehadır. Bütün akımları kendi içinde değerlendirip çok etkin biçimde kavrayışı, ona kendine özgü bir yaklaşım oluşturma imkanı sunar. Monet, Cézanne, Picasso, Bonnard, Vuillard, Redon, Signac, Seurat… Sayısız yeteceği inceler, hazmeder, anlar, sentezler ve kendini yaratır.

Aradan geçen altı yılın sonunda 1912, Marcel Duchamp’ın en verimli ve başarılı yılları başlamış olur. Bu dönem verdiği en değerli eserlerden söz ederek pisuvara geleceğiz. Yazının sonunda ise yine sürpriz bir finalle bitireceğim. 1912’ye kadar olan süreçte psikolojiyi, kara mizahı, retinal sanat yerine zihinsel sanat kavramını oluşturur ve sonrasında kendini buna adar adeta. Bu altı yıla ait en bayıldığım eserlerden bazıları;

The Bush (1911); Portrait of Dr. Dumouchel (1910); Nude with Black Stockings (1910); Yvonne and Magdeleine Torn in Tatters (1911); Sonata (1911); Portrait of Chess Players (1911)

soldan sağa: The Bush (1911); Portrait of Dr. Dumouchel (1910); Nude with Black Stockings (1910); Yvonne and Magdeleine Torn in Tatters (1911); Sonata (1911); Portrait of Chess Players (1911)

Gelelim 1912’ye yeniden…
Bu şaheserin adı; Merdivenden İnen Çıplak

Nude Descending a Staircase, No.2, 1912

Nude Descending a Staircase, No.2, 1912

Hareket odaklı olduğundan merdiveni de, çıplağı da insanı da görmek zor. Duchamp, bu hareketli nesne tanımlamalarını birkaç eserinde görürüz, özellikle Trendeki Üzgün Genç Adamda. Mekanik hareketin tanımlanması ve makine estetiğinin Duchamp’ın çalışmalarına girmiş olması, söz konusu iki resimle simgesel bir uyum içinde değerlendirilebilir.

Marcel, bu eseri 1912’deki Salon des Indépendents sergisine yolladığında kübist ilkelere aykırı bulunur ve büyük olay yaratır. Fütüristik yapının kübizmle yan yana görünmesini istemezler ve eleştiriler yağmaya başlar. Başka bir eleştiri ise isminin açık açık işi tarif etmesidir. Sanat camiası bir tuhaf, onlardan başka kimse anlamasın diye ölecekler neredeyse. Duchamp’ta en sevdiğim şey bu; ironik olduğu kadar gerçekçi! Marcel’den değişiklik yapmasını isterler. Sanatçı olmak da zor. Yarattığını şekillendirme cüretini gösteren sözüm ona otoriteler benim gözümde sanat faşizmidir. Duchamp, resimle ilgili herhangi bir değişiklik yapmayı kabul etmez ve derhal sergiden geri çeker. Duchamp bu tutumun, kişisel anlamda, geçmişten tamamen kurtulmasına yardımcı olduğunu belirtir ve bundan sonra bir gruba ait olmak yerine yalnızca kendine güvenme kararı aldığını söyler (Cabanne 2010: 31).

Marcel, bu resimde doğduğu seneki Eadweard Muybridge’in fotoğraflarından esinlenmiştir. Fotoğrafta, hareketin uzantısına zamanı ekleyerek anlık görüntülerle ardı ardına gelen hareketleri kaydettikleri çalışma…

Eadweard-James-Muybridge-Woman-Walking-Down-Steps-photograph-1887

Woman Walking Down Steps (Eadweard James Muybridge, 1887)

Kübistlerle yaşadığı bu olaydan sonra Ekim 1912 tarihli Salon de la Section dOr / Altın Kesit sergisine katılır. Merdivenden İnen Çıplak, Hızlı Çıplaklarla Çevrili Kral ve Kraliçe, Bakirenin Evliliğe Geçişi, Gelin gibi şaheserlere buyurun;

solda: Bride, 1912; sağda: The King and Queen Surrounded by Swift Nudes (1912)

İronik isimleri, bireysel gerçeklik ile fizik ötesi erişilmez gerçeklik arasında raks eden dili ile kendi yolunu bulduğunu görüyorsunuz. Gelenekselden uzaklaşmış ve kendi akımını yaratmıştır. Gelin şaheserine dikkatle bakarsanız vücudumunuz içini resmettiğini görebilirsiniz. Bu resimde toplumsal cinsiyet rollerinden uzaklaşmış bir kadın imgesi yaratmıştır. Buradaki ironi şudur; kadın, duygularından arınmış bir makineye ve tüketim nesnesi olarak imgelenmiştir. Bu eserlere kübist veya fütüristik veya soyut diyemezsiniz. Bir başka sanatçı gerçekten… Gelin, onun son tuval resmidir.

Duchamp, bırakın başka akım ve sanatçıları, kendini bile tekrara düşmez.

Her alanda şaheserler çıkarabilecek kadar yetenekli olsa da hiçbir sanat akımına veya sanatın kendisine inanmaz. Saldırgan entellektüel Duchamp, estetik değerleri yerle bir eder. Duchamp zihnine, sanatının merkezine ve zirvesine yerleştireceği “Readymade” anlayışının tohumlarını atar. Bu anlayış, nesneleri hali hazırdaki kullanım alanlarından uzaklaştırarak alaycı bir ifadeyle sanata ana malzeme yapmak olarak tanımlayabiliriz.

Her dehayı anlatırken olduğu gibi Birinci Dünya Savaşı çıkagelir. Savaşa tepkili olan Duchamp, 1915 yılında amerikaya (NYC) yerleşir. İki sene sonra Bağımsız Sanatçılar Derneği’nin kurucularından biri olur. Olur olmasına ama sergilerine gönderdiği Fountain (Çeşme) bildiğimiz adıyla Pisuvar eseri ile olanlar olur.

Duchamp’ın “Çeşme” adlı eserinin Alfred Stieglitz tarafından çekilen fotoğrafları, 1917.

Duchamp’ın hazır-yapımları içinde en popüleri, kuşkusuz Çeşme’dir. Bu eserin hikayesi şöyle; Marcel New York’ta “Mott Works” isimli bir mağazacan pisuvarı alır. R.Mutt adıyla imzalar. R, fransız argosunda “para babası” anlamında kullanılan “Richard”ın kısaltması, Mutt ise, dönemin ünlü çizgi karakterleri Mutt ve Jeff’ten ilham almıştır. Bağımsız Sanatçılar Topluluğu’nun, Grand Central Gallery’de açacağı sergiye gönderir. Bu sergi, altı dolar veren her sanatçıya kapısını açacaktır. Gelin görün ki bu sözüm ona bağımsızlar, Duchamp’ın eserini sabote ve örtbas ederler. Sergide, bölmelerinin birinin ardına gizlerler hatta kataloğa bile almazlar. O ana dek kimse eseri Duchamp’ın yolladığını bilmez. Sergi bitince pisuvarı alır ve bu sığ eylemlerinden dolayı istifa ederek dernekten ayrılır. Bu istifa ile düzene başkaldıran akım Dada Hareketi’nin öncülerinden olur.

Fountain eserinin bu kadar popüler olması, pisuvardan kaynaklanmaz, tamamen Duchamp’ın izlediği stratejik yoldur. Eğer sergilemiş olsalardı, sanat adına tüm ortak değerler yerle yeksan olacaktı ve bu, herkes için onurlu bir başarı olurdu. Örtbas edildiği için sanatsal özgürlük yerle bir oldu. İşte bu, dehadır.

Amacım, güzelliği veya çirkinliğiyle herhangi bir şekilde ilgimi çekmeyen bir obje seçmekti. Yani, baktığımda bir ilgisizlik noktası bulmak.

Serginin ardından Duchamp, Çeşme’yi alıp ünlü fotoğrafçı Alfred Stieglitz’in galerisine götürür. Stieglitz Çeşme’yi, hem dünya savaşına hem de sanat camiasındaki savaşa gönderme olarak Marsden Hartley’in Savaşçılar adlı tablosunun önünde fotoğraflar.

Yukarıda sözünü ettiğim üzere Duchamp’ın pisuvarı, fiziksel ortamından ve her türlü işlevsel bağdan koparılan bir nesne olarak bir düşünce yaratma eylemine dönüşmüştür. Burada amacı, sanat eseri dediğimiz şeyin sınırlandırılmış bir eserden çok bir düşünce olduğunu ifade etmektir. Sanat nesnesi aracılığı ile zihinlerde bambaşka bir süreç başlatmıştır. Bisiklet Tekerleği, Şişe Kurutucusu ya da Trébuchet gibi, Çeşme’nin de orijinalinin bugün nerede olduğu bilinmiyor. Her biri, seri üretim nesnesi olduğundan çoğaltılmıştır da. Eserler kaybolsa da, pisuvarlarla yaşar düşünce…

Velhasıl Dada Hareketinin doğumu böylece gerçekleşmiş olur. Tristan Tzara, Dada Manifestosu’nda bu hareketi şöyle nefis çekilde açıklar;

Bir protestodur; yıkıcı bir eylemdir. Mantığın yerle bir edilmesidir; işte Dada budur. Belleğin, arkeolojinin, geleceğin yıkımıdır. Dada, özgürlüktür. Çarpışan renklerin, zıtların birliğinin, grotesk şeylerin, tutarsızlıkların ifadesi; kısacası yaşamın kendisidir…” 

Bu eserin savunmasını üç madde ile yaparlar;

  1. Objenin seçimi başlı başına yaratıcı bir süreç
  2. Obje işe yarar özelliğinden koparıldığında bir sanat eseri haline gelir.
  3. Objeye bir isim verip bir sanat galerisinde sergileyerek objeye, yeni bir fikir veya anlam verilmiş olur

Duchamp ve Dada şunu talep eder; estetik kaygılardan kurtulunmalı, materyalist tavırlar sona ermeli, sanatçı kendini ve sanatı tanrılaştırmayı bırakmalı. O nedenle Dada hareketine, kavramsal sanat denir.

Sanata inanmam, sanatçılara inanırım.

Gelelim Leonardo Da Vinci’nin kutsallaştırılan eseri Mona Lisa’ya ettiklerine… Çalındığı için bir pazarlama kampanyasına dönüştürülen Mona Lisa benim çok sevdiğim bir resim değildir. Son Akşam Yemeği, Kakımlı Kadın varken böylesi bir çılgınlık bana aşırı sığ geliyor. Bu nedenle Marcel Duchamp’ın şimdi anlatacağım eseri, beni kalbimden vurmuştur. Marcel, Mona Lisa kartpostalı alıyor, sakal bıyık çizip, altına L.H.O.O.Q yazdığı bir reprodüksiyona dönüştürüyor;  Androjen Mona Lisa.

L.H.O.O.Q harfleri ile zihinlerle oyun oynayan Duchamp, kelimelerin ingilizce telaffuzu fransızca bir cümle yazıyor aslında; “Elle a chaud au culYani; kızın etkileyici kalçaları var. Fazla kutsallaştırılan bu eseri sıradanlaştırmak için yaptığı bu hareketle zihinlerdeki estetiğe darbe vururken alın; dokundum, bozdum diyerek biricik sanat eseri dokunulmazlığını da ortadan kaldırıyor.

1918’de Buenos Aires’e giden Duchamp, bir süre sanattan uzaklaşıp ve günlerini satranç oynayarak geçirse de yaratma arzusuna engel olamaz.

Marcel Duchamp’ı anlat anlat bitiremem lakin bir an önce hayatının diğer yarısına gelmek istiyorum; Rose Selavy geliyor… Takvimler 1920’yi gösterdiğinde Taze Dul ismini verdiği bir “yarı hazır-yapım” olan fransız penceresini tasarlar. Bu eseri kendi ismi ile değil, Rose Sélavy takma adıyla imzalar.

L.H.O.O.Q

solda: L.H.O.O.Q (1919); sağda: Fresh Widow (1920)

Kimdir bu Rose?

Rrose Selavy, Marcel Duchamp’ın cinsel kimlik kavramlarını incelediği dönem kendi için yarattığı için alternatif, kadın kişiliğidir.

-Duchamp, sonraları Pierre Cabanne’ye Rose Sélavy’nin ortaya çıkışı ile ilgili olarak şu açıklamayı yapar: “Kimliğimi değiştirmek istiyordum ve ilk aklıma gelen, bir Yahudi ismi alma fikri olmuştu. Ben Katoliktim ve bir dinden diğerine geçmek bir değişiklik yapma anlamı taşıyordu. Ancak hoşuma giden ya da beni cezbeden bir Yahudi ismi bulamadım ve birdenbire yeni bir fikir doğdu: Neden cinsiyetimi değiştirmeyeyim? Bu çok daha kolaydı. Rrose Sélavy adı buradan geliyor. Bugünlerde bu, kulağa oldukça hoş gelebilir -isimler zaman içinde değişiyor- ama 1920’de Rose berbat bir isimdi. İkinci ‘R’ ise Picabia’nın ‘Œil Cacodylate’ resmiyle geldi (…) Picabia bu resmi tüm arkadaşlarının imzalamasını istemişti.(…) Sanırım ben, ‘Pi qu’habilla Rrose Sélavy’ yazmıştım –‘arrose’ kelimesi için çift R gerekiyor- böylelikle ikinci R beni cezbetmiş oldu.Bunların hepsi bir tür kelime oyunuydu.” (Cabanne 2010: 64,65)

Yine aynı sene, 1920 yılında, Katherine Dreier ve Man Ray’le birlikte Société Anonyme isimli, uluslararası

The Large Glass (1924)

The Large Glass (1924)bir çağdaş sanat koleksiyonu oluşturur. 1922’de, ise ön çalışmalarına 1910 döneminde başladığı, “Büyük Cam” isimli eserini tamamlamak için yeniden New York’a döner. Eseri 1924’te tamamlar.

1923 yılında yeniden Fransa’ya geri döner ve aktif sanatçı olmadığını ve satrançla ilgileneceğini ilan eder. Satranç şampiyonaları için posterler tasarlar ve birçok satranç turnuvasına katılır, 1925’de Nice’de düzenlenen Fransa Üçüncü Satranç Şampiyonası’nda Fransa Satranç Federasyonu Ustası ünvanını kazanır.

Sanatı bıraktığını ilan etse de 1930’lardan sonra Sürrealist sanatçılarla iş birliği yapar ve sayısız eser sergilemeye başlar. 1938 yılında, Paris Güzel Sanatlar Galerisi’nde düzenlenen Uluslararası Gerçeküstücülük Sergisi’nin hazırlıklarında Salvador Dali, Man Ray, Max Ernst ve André Breton gibi bayıldığımız sanatçılarla çalışır. Kelime oyunlarıyla oluşturduğu bir kitap yazar. Dergi çıkarır, sergiler düzenler ve nihayetinde köşesine çekilir. 1968 yılının bugününde hayata veda eden Marcel Duchamp, ömrü boyunca sanatın, düşünceleri ve duyguları iletmek için kullanılan bir araç olarak kabul etti ve ettirdi. Bu bağlamda yarattığı eserler kadar yaşadığı hayat da bir sanat eseridir. Bu harika hikayeyi yazacak, yazdıracak kadar büyüleyici bir hayat yaşadığı için insanoğlu çok şanslı. Gerçek, iyi kurgulanmış, doğru yaşanmış, aşk, bilgi ve cesaret dolu bir sanat eseridir Marcel Duchamp.

Sanatçının dönüştüğü, küçük tanrıyı öldürmek için çok çabaladım…diyen Duchamp’a bir gün şu soruluyor; Yazar olarak anılmayı reddettiğiniz gibi ressam olarak anılmayı da reddediyorsunuz. Öyleyse mesleğiniz nedir? 

Duchampın yanıtı: İnsanları tasnif etmek niye böylesine gerekli ki? Ben neyim? Üstelik bunu biliyor muyum? Bir insanım, en basit tanımıyla, ‘nefes alan biriyim’.”

Marcel Duchamp, sen bu yalanda tanıştığım en güzel gerçeklerden birisin… Seni seviyorum pisuvardan doğan ironi…

Kaynaklar;

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP