“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Platon’un Ruhu ve Afrodit’in Bedeni: İskenderiyeli Hypatia

Her serüven bir noktada hayranlıkla başlar. Gözlerimizi açtığımız andan itibaren kendimizi, benliğimizin doyum noktasının ne olduğuna karşı duyduğumuz merak ve varoluş sebebimize dair engellenemez bir dürtü ile arayış yolculuğuna çıkmış vaziyette buluruz. İçinde bulunduğumuz mekan, seçimlerimiz doğrultusunda yahut tamamıyla irademiz dışında hayatımızda yer edinen insanlar ve elbette ki zaman, bizimle sürekli etkileşim halinde olup yolculuğumuzda bize eşlik ederler. Bundandır ki soluklanmak amacıyla bir seyir terasında dinlenirken, olduğumuz kişinin gözleriyle çevremize bakıp anlamaya, yorumlamaya çalışırken dünyayla benliğimiz arasında irademiz dahilinde olan ya da olmayan hayatımızın bir noktasında şahsımıza temas etmiş olayları ayrımlaştırıp özümseyebilmemiz gerekir. Aynı durum üzerinde yaşadığımız dünyanın benliği için de geçerlidir, açık ki onun da karakterini çözümleyebilmek ve bugünü daha iyi kavrayabilmek için geçmiş alabildiğine detaylarıyla incelenmelidir. Bilmem ki, belki bu anlattıklarımdan sebep bugün bünyemde hayranlık oluşturan temeller sanki geçmişten bir yerlerden ulaşıyormuş gibi gelir. Doğru ve yanlıştan bağımsız salt gerçeği bilme arzusunun peşine düştüğümde geçmişin engin sularının arasında kaybolmuş halde bulurum kendimi. Daim bir sorgulama ve merak etme döngüsü içine girdiğimde haliyle önemli bir filozof ve bilim insanını araştırmaktan, ona özel bir hayranlık duygusu beslemekten kendimi alamam: İskenderiyeli Hypatia.

 

Dini çatışmaların yaygın olduğu ve uzun bir süre boyunca etkisini gösterecek olan Ortaçağ karanlığının yavaş yavaş çökmeye başladığı bir dönemde; söndürülemeyen parlaklığıyla evrensel bir niteliğe ulaşıp dünyayı aydınlatmış bir kadın Hypatia. M.S 370 civarında doğduğu biliniyor. Güçlü ve eşsiz kişiliğinin yanı sıra, trajik ölümüyle de tarih sayfalarında oldukça dikkat çekiyor. Göz alıcı ve sıra dışı hayatından şöyle bir bahsetmek gerekirse, İskenderiye Kütüphanesi’nin büyük bölümü yanmış, şehir karışıklığın ve karmaşanın esiri olmuşken kütüphanenin kayıtlı son üyesi olan Theon adındaki bir matematikçi ve fizikçinin kızı olarak dünyaya gelir. Kız çocuklarının eğitim imkanlarının oldukça kısıtlı olduğu bu dönemde Theon, Hypatia’nın birinci sınıf eğitim almasını sağlayarak bir nevi onu öğrenme yollarının sınırsızlığıyla tanıştırır. Matematik ve fiziğin inceliklerini babasından öğrenen Hypatia’nın oldukça yetenekli ve zeki olduğu aşikarmış. Araştırmaya ve bilgiye olan açlığı, düşüncelerinin alışılagelmedik düzeyde olmasını sağlıyor, çalışmaktan ve yeni nitelikler edinmekten yılmaz. Gerçeğin peşinden koşar, düşünme kabiliyetinin ne denli kıymetli olduğundan bahseder ve yanlış düşünmenin dahi hiç düşünmemekten daha değerli olduğunu savunur. Yalnızca babası Theon’dan ders almakla kalmayıp ona öğrencilerine ders vermesi konusunda yardım da eder. Euclid, Pergeli Apollonuius ve Diyofantus gibi ünlü matematikçilerin çalışmalarına dair kendi eleştirilerini yazmaya ve daha sonra diğerlerinin keşifleri üzerine eleştiri yazmaktan tatmin olmayarak kendi araştırmalarını üstlenmeye başlar. Çalışmalarıyla ve prensipleriyle olduğu gibi güzelliğiyle de kısa süre içinde herkesin ilgi odağı olur, bütün gözleri üzerine çeker. Hypatia’ya dair günümüzde bir resim yahut heykel bulunmamakla birlikte, Fransız şair Charles Leconte de Lisle onun Platon’un ruhuna ve Afrodit’in bedenine sahip olduğunu söyler.

Babası Theon’dan sonra öğretim görevini devralarak felsefe okulunun başına geçer. Büyük bir öğrenci kitlesine hitap edip fikirleriyle onlara önderlik eder. Bu noktada Hypatia ve babası Theon’un tarihte ne kadar önemli köşe taşları olduğunun tekrar altını çizmek isterim ki, kendisi ve babası, Euclid, Ptolomy gibi matematikçilerin eserlerini düzenleyip yorumlamanın yanı sıra ortaya çıkardıkları bilgileri öğrencilerine aktarırlar. Bu eserlerin günümüze ulaşmalarında major denilebilecek bir etkiye sahipler. Bilimin temelini oluşturan teorilerin, deneylerin incelemesini yapıp sadeleştirerek kitleler halinde yayılmasına sebebiyet verdiğinden Hypatia’nın varlığının dünya tarihinde, bilimin gelişme süreci açısından oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. İnceleyip yorumladığı eserler arasında Pergassuslu Apollon’un Konikler (Conics) eseri, İskenderiyeli Diophantus’nin Aritmetik (Arithmetica) eseri, İskenderiyeli Plotemy’nin Matematiksel Sentez (Almagest) adlı eseri ve Euclid’in Ögeler (Elements) adlı eseri bulunmaktadır. Dolayısıyla bu eserleri öğretme misyonuna sahip olduğu gibi yaptığı incelemeler ve eserlere olan katkılarıyla; hiperbol, parabol ve elipsin fikirsel olarak temelini oluşturmuş, sonraki yüzyıllar boyu yazılacak geometri makalelerine dayanak ve kaynak oluşturmuştur. Buna ek olarak kişisel olarak yaptığı birçok çalışma, matematik üzerine yazmış olduğu birçok kitap olmasına rağmen günümüze kadar ulaşabilen bütün halinde eseri ne yazık ki yoktur. Çoğu İskenderiye yangınında ve dini provokasyonlar sonucunda tahribata uğrayarak zarar görmüştür. Tarihteki ilk kadın matematikçi olarak bilinir; doğayı mantık ve matematik çerçevesinde çeşitli deneylerle anlamlandırmaya, açıklamaya ve çözümlemeye çalışmıştır. Bu doğrultuda, astronomi alanında çeşitli eserler verdiği bilinmektedir. Astronomi alanındaki çalışmaları gökcisimlerinin isimlerinin sınıflandırılmasında etkili olmuş, gökyüzünü inceleyip anlamlandırabilmek için ilkel bir usturlap geliştirmiştir. Mekanik teknolojiye katkısı yalnızca usturlap olmamakla birlikte, hidrometrenin bulunmasında ve sıvıların yoğunluk derecesinin belirlenmesinde etkin rol oynamıştır. Değerli bir bilim insanı ve değerli bir öğretmendir, yaşadığı coğrafya ve dönem hesaba katıldığında inançlar uğruna kitapların kurban verildiği göz önünde bulundurulduğunda dolayısıyla yazının önüne barikat duvarları çekildiği bir dönem olduğu düşünüldüğünde varlığı, teorik alt yapının bilginin yayılmasında ne kadar etkili olduğunu kanıtlar niteliktedir. Dönem ne kadar karmaşık ve zorlayıcı olursa olsun Hypatia, öğrencilerine bilim ve felsefe dersleri vermeye devam eder.

 

Bir süre sonra Hypatia’nın öğrencilerinin çoğunluğunu dönemin saygınlarının, politikacılarının çocukları oluşturmaya başlar. Hristiyanlığın yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladığı İskenderiye’de Pagan inancına sahip olan insanların azınlık konumuna düşmesine ramak kalmış, karışıklık ve çatışma şehrin her yanına hakim olmaya başlar. Fikir ayrılıklarına ve çatışmaya müsamaha gösterilemeyen bu tekinsiz ortamın içerisinde Hypatia; inanç sınırlarının, dogmaların ve dayatılan zorunlulukların dışında kalıp kendini bilime adayarak bir Pagan olarak bilinmesine rağmen Hristiyan ve Yahudi öğrencileri özgürce kabul eder. Kadınların toplum kast sistemi içinde aşağılarda olduğu, cinsiyet eşitsizliğinin ve toplum rollerinin yine kadınların aleyhine olduğu bu dönemde Hypatia korkusuzca fikirlerini söyler, sokaklarda dolaşır, siyaset hakkında uzun tartışmalara giriyor ve hatta konseyi gönlünce ziyaret eder. Roma İmparatoru tarafından atanmış İskenderiye valisi Orestes onu konseye kabul eder ve ikisi yakın arkadaş olur.

 

Halk tarafından hayranlıkla izlenir, güzelliğin timsali olarak adlandırılıyor ve fikirleri onurlandırılıyor olsa dahi bu durum yaşadığı coğrafyada kazanların kaynadığı gerçeğini değiştirmez. Tez olan yerde antitez, bilgi olan yerde cehalet, aydınlık olan yerde elbet karanlık vardır ve belki yaşadığımız dünya bu zıtlıklardan ibarettir sadece. Hypatia’yı erdem ve iffettin sembolü olarak sayanların yaşadığı toplumda, onu dinsizlik ve şeytanlıkla suçlayanlar da bariz bir şekilde mevcuttur. Bu gibi durumlarda bedenlerin hükmünü belirleyenin, hakikatin kendisi değil de sesi gür çıkan kalabalıklar olduğunun kanıtı niteliğindeydi belki de aydın bir ruha sahip olan bu kadının bedenini etkisi altına alan hükmün sonucu. Çoğunluğun ve otoritenin şeytan yahut cadı gibi sıfatlar altında aydınlığını gölgelendirme çabasının akabinde, şehir çapında bir provokasyonun ardından Hypatia’nın taşlanarak öldürülmesine karar verilir. Ölümünün detaylarına inildiğinde çarpıcı ve insanı derinden yaralayacak boyutta bir fiziksel vahşetle karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olsa da yazımda bunlardan bahsetme taraftarı değilim. Eserleri ve bedeni yok edilerek tarihten ayak izleri ilelebet silinmeye çalışılır. Yaşadığı toplumun değer yargılarına tehdit unsuru oluşturacak, savaş açacak bir tutum geliştirmeden bilim yolundan uzaklaşmayarak eşitlikçi bir biçimde gerçeği bilmeyi amaç edinmesine rağmen, otoritenin kendisine karşı geliştirdiği korkak ve saldırgan tavır sonucu hakkı olmayan bir sınırlandırmaya maruz kalır.

 

Hypatia’nın katli, bir nevi Helenistik dönemin sonu olarak da kabul edilebilir. Bu mit boyutunda efsanevi, hayranlık uyandıran, sıra dışı kadının hikayesi ve başına gelen ürkünç sonun hezeyanının nüanslarını kronolojik bir biçimde dünya ve toplum tarihini incelediğimizde görmek zor değildir. Trajikomik bir durumdur bu çünkü tarih tekerrürden ibaret sözünün somut bir yansımasıdır adeta. Hypatia’dan önce de sonra da ismi Hypatia olmayan ama fikirleri susturulan değersizleştirilen yüzlerce hikaye görürüz tarihi incelediğimizde ki biz yalnız görünürlüğü olanları görebiliriz. Tam da bu sebeple henüz hikayesini duyuramadan susturulan binlercesi daha olduğunu tahmin etmek güç değildir. Kendi inandığı yoldan giderken çevresinde gördüğü farklılıkları da kucaklayan bireylerin, otorite ve çoğunluk tarafından kabul görmeyen fikirleri desteklediği anlaşıldığında önemsizleştirilip değersizleştirilme sürecine maruz kaldığı günümüzde dahi yadsınamaz bir gerçektir. Her ne kadar toplum, ezkaza inandığının dışında bir gerçeklik görmekten bu denli korkuyor ve bu korkuya esir olarak gözlerini kulaklarını kapatıyor hatta karşısında konuşanı susturuyor olsa da gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir özelliği vardır. Tıpkı bedeni ve eserleri yeryüzünden silinmeye çalışılan, yok edilen Hypatia gibi. Günümüze ulaşabilen eseri olmamasına karşın, bunca baskıya ve çabaya rağmen fikirleri zamanı delip bilime yön vermiş ve bugüne dahi etki etmiştir. Korkanların oluşturduğu karanlığın karşısında ışığı tutmaya yürek gösterecek birileri elbet olacaktır ve fikrimce yalnızca bu erdemi gösterenler evrensel bir nitelik kazanacaktır.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Deniz

    Harika bir yazı teşekkürler

    reply

YORUM YAP