“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Postmodern Bir İmge Olarak Dostoyevski’nin Timsahı

Bu çalışmanın amacı postmodern bir imge olarak Fyodor M. Dostoyevski’nin Timsah adlı eserini ele almaktır. Postmodern imge’nin -kullanımı her ne kadar 19. Yüzyılda yaygınlaşmaya başlamış olsa da- Rus Edebiyatında en ilk kullanımlarından biri Dostoyevski’nin Timsah adlı eserinde bulunmaktadır.

2. Giriş

İmge, zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş ya da genel görünüş, izlenim veya imaj (Ulağlı, 2006, s. 3) anlamına gelmektedir. Edebiyat boyutu ile imge, yazarın kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmek için kullandığı çağrışımlar veya “söz sanatı, özellikle de eğtetileme ya da benzetme(ler)’i” ifade etmek için kullanılan bir terim (…) Edebi metinlerde, imgeler yazar ile bilinçaltı, yazar ile toplum ve son olarak yazar ile okur arasındaki ilişkiyi ortaya koyan elemanlardır. “Yazar eserine yerleştirdiği imgeler ile okuruna kendi toplumunun siyasal, sosyal ve kültürel tablosunu sunar.” (Ulağlı, 2006, s. 14)

Gösterge bir uyarıcıdır, -yani duyusal bir tözdür-. Uyandırdığı belleksel imge kafamızda başka bir uyarıcının imgesine bağlanır. Göstergenin işlevi,bir iletişim doğrultusunda bu ikinci imgeyi canlandırmaktır. (Guiraud, 1990, s. 39)

Bu anlamda edebiyat, dili içermesi ve biçimlendirmesi açısından önemli bir gösterge görevi görür ve imgeyi tüm kolektif anlamları ile bir iletişim ağına katar. Bu canlılığın sonucunda algı, anlam ve yorum doğar.

Bilinçli veya bilinçsiz olarak etrafımızda varolan imgeler ağını yorumlamaya yarayan dilin biçimlenmesi ve algılayana ulaşması bu ilişkiyi ayrılmaz bir bütünün parçaları haline getirir.
Kuş ve parmaklık imgelerinin arasında soyut imge olarak gizlenen özgürlük algısını dil ile yoğunlaştırarak kimi zaman eleştiri kimi zaman propaganda aracı olarak kullanan edebiyat, imgeleri derinleştirmek ve kitleleri harekete geçirmek konusunda fazlasıyla başarılı olmuştur. Çünkü dil ve imge yaşamla içiçe gönençlidir ve onu anlamak için vardır.

Pierre Guiraud, İmgebilim kitabında Baudlaire’in Kötülük Çiçekleri üzerine konuşurken Cehennem ve Gök Mavisi imgelerinin birbirleri yanında kurdukları imgesel boyuta dikkat çeker. Bu boyut imgenin gerçekliğini ele alır.

Cehennem yatay ve Gök dikey bir dünyayı, yükseliş ve düşüş korkusu olarak eylemleştirmiş bir görüşten söz eder: İki dünya, dizgeli bir biçimde birbirinin karşıtıdır. Öyle ki herhangi bir öğe, doğallıkla tüm benzerlerini ve tüm karşıtlarını gerekli kılar. Aynı eytişim, yaşamı da belirler. (Guiraud, 1990, s. 100)

Bu anlamda imgebilim, nesnelerini yaşamın içinden bulması bakımından çok yönlü ve geniş bir araştırma sahasıdır. Bu çok yönlü ve paradoksal yapı gerçeklik ve imgeler aynasında ironik bir durumdur.

3. Postmodern İmge: Simulakra 

Postmodern imge düşüncesinin temelini atan, Jean Baudrillard bu ironi üstünden Simülasyon kuramında imgenin zaman içerisinde, topluma ve gelişmeye bağlı paradoksal ve kümülatif bir birikimle simülasyona dönüşmesini ele alır. Borges’in simülasyon alegorisi olarak ele aldığı öyküsünü örnekleme için kullanır. Bu öyküde yitip giden bir imparatorluğun eski haritalarının çölde öteki tarafından bulunuşu söz konusudur. Öteki bu harita parçalarını bulduğunda İmparatorluğu değil, Baudrillard’ın dediği gibi: Çöle dönüşmüş bir gerçeği bulmuş olur. (Baudrillard, 1998, s. 14)

Zamanın imge değiş tokuşu yaptığı bu öyküde, bellekte oluşan yeni bir simülakr/simülakra oluşmuş olur. “Simülakra, anlam olarak imaj, imge, görünüm ve kopya anlamlarını taşır.” (Webster)

Baudrillard ise Simülakr’ı bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünüm/imge olarak kullanır. Simülasyon ise bu simülakranın oluşturduğu göstergeler gerçeğini ifade eder. 

Baudrillard İmgelerin Simülasyonlaşma sürecini üç basamakta inceler. Bu yolculuk sırasıyla:
Rönesans’tan sanayi devrimine “klasik dönemi belirleyen biçim kopyalama, Sanayileşme dönemine egemen biçim olan üretim, Güncel evrede ise egemen biçim simülasyondur. (Baudrillard, 2002, s. 87)

Fyodor M. Dostoyevski, Çarlık Otokrasisi döneminde, endüstriyel gelişimi eleştirirken kaleme aldığı Timsah öyküsünde, postmodern sayılabilecek, absürt bir tekniğe başvurarak Timsah imgesini yeni bir yaşam alanı olan, alternatif ve kimine göre ütopik bir satir simülakrı haline dönüştürmüştür.

4. İmgebilim Ekseninde Dostoyevski’ye Genel Bir Bakış

Dostoyevski, Timsah öyküsünü yazdığı dönemlerde (1860-1865) toplumsal çürüme ve değerlerin çatışması, kuşaklar arasındaki anlaşmazlıkların yerini büyük bir anlamsızlık buhranına bırakması konusunda yazmış, Karamazov Kardeşler, Delikanlı ve Ecinniler romanlarında bu konuları eleştirel bir dille kaleme almıştır.  Dünyanın hızla değişen temposu, Rusların artan Avrupa hayranlıkları ve diğer düşünürlerin endüstriyel gelişime heyecanla bakmaları Dostoyevski için bizar bir durumdur. 

Dönemin yazarlarından Turgenyev Londra’da bir Endüstriyel Sergiye gider ve eserinde karakterine bu cümleleri söyletir:

Bu yılın ilkbaharında, Londra yakınlarındaki Crystal Palace’ı ziyaret ettim. Bilirsiniz ki bu saray, insanlık buluşlarının bir sergisidir, insanlığın bir çeşit ansiklopedisidir. Bütün makineler, araçlara, büyük adamların heykellerine baktım. O sırada aklıma şöyle bir düşünce geldi: Bir gün bir buyrultu çıksa da, falan ulus, Crystal Palace’da sergilenmekte olan buluşlarıyla birlikte yeryüzünden kalkacak denilse, bizim Rusya’mız, bir çivisinin, bir topluiğnesinin bile kaybolmayacağı, her şeyinin yerli yerinde kalacağından emin olarak yerin dibine batabilir. (Turgenyev, 1999, s. 112-113)

1862’de Dostoyevski de Türkçe adı ile Billur Saray’ı ziyaret etmiştir. 

Tümüyle camdan oluşan ve ince demir kirişlerle desteklenen 33 metre uzunluğundaki bu ünlü bina, bir süreliğine endüstriyel ürünlerin sergilendiği bir duvar alanı olarak kullanılmış ve Ruslar da dahil olmak üzere, her milletten meraklı turistlerin akımına uğramıştı. (Berman, 1999, s. 315-332)

Dostoyevski ise bu endüstriyel zaferin tadını çıkarıp, olabildiğince büyüklenen kapitalist şov karşısında, kendi düşüncelerini şöyle aktarıyor:

Gerçekten de görülmeye değer bir sergidir bu. Dünyanın dört bir yanından onca insanı buraya toplayıp tek bir sürü yapan o ulu gücü hissediyorsunuz orada. Yüce düşünceler geliyor aklınıza. Burada amaca çoktan varıldığını, utkunun, görkemin burada olduğunu hissediyorsunuz. “Son” dedikleri bu mu yoksa? İncil’de sözü edilen “tek sürü” bu olmasın? Bunu gerçeğin kendisi olarak kabul edip artık susmak mı gerekiyor? İncil’den bir sahnedir sanki. Babil’i anımsatır size. Teslim olmamak, gördüklerinizin yarattığı izlenime boyun eğmemek, gerçeğe tutsak olmamak, tapmamak, sözün kısası, önünüzdekileri içinizde yaşattığınız ülkü diye bellememek için yüzyıllar boyu dallanıp budaklanmış, güçlenmiş bir ruhsal direncin gerektiğini hissedersiniz. (Dostoyevski, 2005, s. 70)

Dostoyevski, Billur Saray’a olan ziyaretinden sonra Londra sokaklarında halkı ve bu gelişmiş toplumu mercek altına almaya kararlıdır. Gördükleri karşısında, kapitalist düzenin çarkları içinde dönüp duran İngiliz toplumuna çaresiz bir acıma duyar: 

İnsanoğlunun şöleninden kovulan, yapayalnız bırakılan bu milyonlarca insan, ağabeylerinin onlara attıkları toprağın altındaki karanlıkta birbirlerini ezerek, el yordamıyla buldukları birtakım kapıları yumrukluyorlar. Zifiri karanlık yerin altında havasızlıktan boğulmamak için bir çıkış deliği arıyorlar.” (Dostoyevski, Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, s. 71)

Dostoyevski’nin gözünde, Rusların kendilerinden geçmişçesine tapındığı İngiltere sembolü boş bir hayalden ibarettir. Üstelik diğer Avrupa ülkelerinden daha sefil bir yaşantıya sahiptir ve çoktan kaybedilmiştir. Ancak bu kaybedişi algılayacak bir topluluğun olmadığını bilmektedir çünkü insanlara dört bir yandan sahte bir ilerleme ve ilericilik duygusu dayatılmaktadır. Şaşkın balıklar gibi suyun akışında ilerleyen topluluklar, Dostoyevski’nin bir Somon gibi akışın tersine giderken Timsah’ı yazmasına sebebiyet vermiştir. Bu yüzdendir ki, bir timsahın ağzına düşen hızlıca ilerleme arzusunda olan memur Ivan Matveiç olur. 

5. Timsah

“Olgun yaşta, olgun görünümlü bir adamın bir gösteri timsahınca canlı canlı, bütünüyle yutulduğunun ve sonrasının gerçek öyküsüdür.” (Dostoyevski, 2009, s. 295)

Timsah öyküsü, İvan Matveiç’in başından geçen absürd bir olayı konu alır.
Bir devlet memuru olan Ivan Matveiç, karısı Yelena Ivanova ile belli bir ücret karşılığında pasajda halka gösterilen bir timsahı görmek ister. Ivan karısı ile Avrupa gezilerine çıkmadan evvel, bir Alman tarafından sergilenen timsahı ziyaret etmek, Avrupa Kültüründen bir insan tanımanın gezilerine olumlu bir etki katacağı düşüncesindedir.

Öykünün anlatıcısı olan Semyon Semyonıç bu talihsiz timsahın Rusyaya getirilerek tüm işlevinden yoksun kaldığından ve yabancılar karşısında konuksever olmayan halkından yakınarak Ivan Matveiç’in davetine eşlik eder. Bu heyecanlı ziyaret sırasında timsahın sahibi Alman’ın vakur tavrı karşısında Ivan Matveiç hiç alınmaz ve onu haklı bulur. “Adam haklı, şu anda bütün Rusya’da yalnızca kendisinin bir timsah sergilediğini biliyor çünkü.”

Ancak Semyon Semyonıç, bu tavır karşısında kendisini frenleyemez ve Alman’a timsahının cansız olup olmadığını sorar. Bu soru üzerine alınan Alman timsahı dürter ve hareketlendirir. Bir dakikalık dikkat dağınıklığı esnasında, timsahı tekrar dürtmeye çalışan Ivan Matveiç kendini timsahın midesinde bulur. Şaşkın kalabalık nefeslerini tutmuş bu olayı izlerken, Alman Karlhen adı verdiği timsahı için ağıt yakmaya ve yaygara yapmaya başlar. 

O esnada Ivan Matyeviç’in başı timsahın ağzından uzanır, timsahın geğirmesiyle sallanan baştan bir çift gözlük sessiz salona düşer. Ivan Matveiç iyi olduğunu ve sorun olmadığını belirtir.
Alman en başta timsahının öleceğinden korkar ancak görünüşe göre sorunsuz bir şekilde yaşayan çift onun için bir fırsata dönüşmüştür. Artık timsahı görmeye gelenlerden iki katı para almaya karar verir ve ne pahasına olursa olsun timsahın karnını deşip Ivan’ı kurtarmayı kabul etmez. Bu tutum karşısında Ivan Matveiç ise Alman’a hak verir ve: “Haklılar, ekonomik düşünce her şeyden önde gelir.”

Çağrısını yapar. Semyon Semyonıç da dostuna hak vererek daha o sabah “Petersburg Haberleri”nde, “Volos”da okuduğu, yabancı sermayenin Rusyaya getirilmesinin yararlarından söz eder. Bu olaylar esnasında Ivan’ın eşi Yelena Ivanova, dul bir kadın olduğu düşüncesine heyecanla sarılmakta ve Semyon Semyonıç ile flört etmektedir.

Ne var ki, öykünün devamında Ivan Matveiç’in bir timsahın karnına girmiş olması dostları tarafından normal karşılanır. Çünkü onun her zaman ilerici fikirlerden ve ilerlemekten söz ettiğini ve bir ilericinin sonunun ancak böyle olabileceğini düşünürler. 

Ivan ise Karlhen’in karnında hayatından oldukça mutludur. Timsahın içinde ne bir mide ne bir bağırsak bulunmadığından, oranın zifiri karanlık ve lastik kokulu bir boşluk olduğundan söz eder. Bu zifiri karanlıkta düşünmek ve fikir üretmek insanlık açısından çok önelidir Ivan için. Çünkü timsahın karnında bulunduğu süre boyunca çeşitli ideolojiler, sistemler ve çözümler bulmuştur. Ve bunları gazetelere, insanlara ve bu inanılmaz olayı görmeye gelen herkese açmakta kararlıdır. Artık sonunda hayatında elde etmek istediği ünü ve zaferi elde etmiştir. Sözü dinlenen bir adam olması için bir timsahın karnına düşmesi onu hiç üzmez tam aksine bunun başına gelen en iyi şey olduğu fikrindedir. Hatta Timsahın karnındaki boşluk öyle geniştir ki dostu Semyon’u ve karısı Yelena’yı da yanına alabileceğini söyler.
Timsah, Ivan’ı karnında tuttuğu süre boyunca acıkmaz. Ivan da ısrarla sorulmasına rağmen hiç acıkmadığını tüm ihtiyaçlarının farklı bedensel sıvılarla karşılandığını söylemektedir.

Semyon Semyonıç dostunun ricası üzerine Timofey Semyonıç’ı ziyarete gider. Timofey Ivan’ın işverenidir. Ivan Matveiç’in bu durumdan nasıl kar edeceği üzerine konuşmalar yapılır. 

Üretimimiz yeterli değil. Arttırılması gerekiyor. Parası olan insanımız az. Yani orta sınıf, burjuva denen snıf yaratılmalı. Müşterek mülkiyet zehirdir! (…) Biz de yabancı sermayenin yurdumuza gelmesinden yanayız. Ama şurası da var Timsah sahibi Almanın getirdiği sermaye Ivan Matveiç’in yüzünden ikiye katlandı; öyleyken bizler yabancı sermayeyi kayıracak yerde, adamın asıl sermayesinin karnını yarmaya çalışıyoruz. Akıl alacak şey mi bu? Bana sorarsanız, anayırdunun bir evladı olaran Ivan Matveiç’in bu olaya sevinmesi, yabancı sermaye olan bu timsahın değerinin ikiye, hatta üçe katlanmasına neden olduğu için gurur duyması gerekmektedir. Sermayenin gelmesi için yararlıdır bu. Bu iyi sonuç verirse, bakarsınız bir başkası bir timsah daha getirir, bir üçüncü kişi iki, üç timsahla gelir, sermaye birikimi olur… İşte size burjuvazi…

Ivan Matveiç ise bu esnada Timsahın karnında yeni ekonomik kuramlar geliştirmek üzerine düşünüyordur. Yan gelip yatan birinin insanlığı değiştireceği fikrini savunarak fikirlerini Semyon Semonıç’a anlatır. İnsanlığı kurtaracak fikirlerinden söz ederken, ona yöneltilen “Peki ya özgürlük Ivan Matveiç?” diye sorulduğunda ise: “Aptalsın sen. İlkel insan özgürlük ister, bilge insan ise düzen, yo düzen değil de…”

Diyerek çıkışır ve kendi fikrini de kaybeder ama özgürlük onun için bir seçenek bile değildir.
Bu esnada karnı lastik koktuğu, partilerden uzak olduğu ve yeme içme zevkine sahip olamayacağı için timsahın karnına girmeyi reddeden Yelena Ivanova kendini kocasından soyutlamaya başlar. 

Ivan Matveiç kendini bir kahraman olarak görürken gazetelerde çıkan yazılar Ivan Matveiçi yermeye başlar. Timsahın zavallı sahibi Almanın haykırışları ve zavallı memelinin acısı ile empati kuran yerli basın, bu olayı Rus doğasının barbarca davranışlarını sergileme fırsatı bulduğu yeni bir alan olarak değerlendirir ve Avrupai hiçbir standarta uymayan toplumu bağnazlıkla suçlar. 

Hikaye belirsiz bir sonla, açık uçlu biter. 

6. Post-modern İmge Olarak Timsah

Hiper-gerçeklik, gerçeküstü ve absürt kurgulama tekniğiyle yazılan öyküde, Timsah imgesi başlı başına yabancılık taşıyan bir unsur, öteki olarak hikâyeye giriş yapar. Merak nesnesi haline gelen Timsah’ın kendini daha ilginç bir pozisyonda bulması yutma eylemi üzerine gerçekleşir. 

Yutma ve yutulma eyleminin özünde “avlanmak” vardır. Merak nesnesi, ona yönelen ilgiyi yutarak kendini büyütür. Yani Timsah imgesinin dinamizmini oluşturan yutma eylemidir.

Timsah imgesi ve yutma eylemini iki yönden inceleme fırsatımız vardır:

6.1. Teolojik Eleştiri Bağlamında Timsah İmgesi

Yutulma eylemi Ivan Matveiç’in hayatında mucizevi bir anlam taşır. Bu mucizenin sonucunda ünlü olmuş bununla beraber hakettiği saygınlığa kavuşmuş olduğu fikrindedir. Teolojik bakışta, Yunus Peygamberin balık karnına bir katarsis yaşamak için girmesiyle eşdeğer olsa dahi, Dostoyevski absürt tutumuyla, postmodern bir satir kullanarak bu teolojik imge değeri taşıyan eylemin içinin boş olduğundan söz eder. Gerçek: içi boş, plastik kokulu bir timsahın midesinde, özgürlükten yoksun kalan Ivan Matveiçin; görmeyi sağlayan araç olan gözlüğünden ve dış ışıktan uzakta kalarak psikotik bir fallus deneyimi yaşamasıdır. 

Dostoyevski, materyal gelişme ve dinsel özgürlüklerin insana mutluluk getireceği düşüncesine karşıt olarak: bu gelişmelerin ve dinsel özgürlüklerin bilinçli şekilde yalnızca kutsal olanın adının değiştirdiğini, insanın neye inanırsa, neye taparsa tapsın özünde yozlaşmış olduğunu anlamasına bir zaman biçer.

Hikâyenin “tahsil görmüş” memuru İvan, tarihî yolculukta denizin ortasında yok yere kalakalmış gemiden denize atılan “günahkâr” peygamber Yunus’u akla getirmektedir. Yunus, balığın karnındayken nasıl ki gemi yoluna devam etmişse, İvan da timsahın karnındayken hayatın düzeninde hiçbir gayritabiî değişiklik olmamıştır. (Hasan Öztürk, 2016, ArkaKapak)

6.2. Sosyo-Ekonomik Eleştiri Bağlamında Timsah İmgesi

İlerlemeci, liberal toplumun peşinde koşturduğu nesne olarak Avrupa’nın endüstüriyel başarıları merkeze alınmıştır. 

Bu başarıların temsili, imgesel varlığı Timsah ile betimlenir. Ekonomik hareketlerin halkı sınıflara kesin çizgilerle ayırdığı Çarlık Rusyasında, bir memur olan Ivan’ın Timsah tarafından yutulunca kendini kurtaracak bir çözüm aramadan, ekonomik düşüncenin her şeyden önce geldiğini savunmakta ısrarcı oluşu dikkat çeker. Ekonomik prensip söylemi: Alman, polis, kadın, genç, patron ve basın ağzından defalarca tekrarlanır. 

Sosyo-ekonomik eleştiri imgesi olarak kendine yer bulan Timsah, plastik ve kauçuk kokulu midesinde bir devlet memuruna kendini özel ve mükemmel hissettirir. 

Bu kısım, dönemin ilerleme ve endüstriyalleşme propagandasına kapılan halkın, kendi özgürlüğünü ve nereye gittiğini sorgulamadan sistem tarafından yutulmasına ve akabinde Londrada sembolik olarak kurulan bir endüstüriyel başarı sergisine dönüşecekleri gelecek tasarısını konu alır. 

İnsanın makineleşmesi, sosyal hiyerarşinin yıkılmasıyla kolaylaşacaktır. Orta sınıf olan burjuvanın özlemi içinde olan halk karşılığında ödenecek bedelden habersizdir. Dostoyevski, Rusların kendilerine karşı girdikleri aşağılık kompleksini Batı hayranlığı ile örtmesinde histerik bir yönelim fark etmiştir. 

Sistem imgesi olarak Timsahın yani bir sürüngenin seçilmiş oluşunda dahi, timsahlar ve yılanlarda yemin canlı olarak yutulması ve belli bir süreçte yavaşça ölmesi söz konusudur.

Ivan bu noktada kendi açlığını düşünmez ve önemli olanın ekonomik gelişme olduğunu konuşur. Timsah ise hiç acıkmaz çünkü günden güne Ivan’ı tüketir. Ancak Ivan’ın buna dair hiçbir fikri yoktur. Çünkü Timsah imgesi metne “öteki” olarak girerek tahayyüller üzerine kurulan pragmatik bir manipülasyon sunar.

Dostoyevski, Timsah öyküsünde Timsahı karşıtlıklar dünyasına sokar: 

  • Timsah hem ötekidir, hem de arzu nesnesidir.
  • Timsah hem mucizedir, hem de hiçbir etkisi yoktur.
  • Timsah hem sistemdir, hem de halktır. 
  • Timsah hem avlayan, hem avlanandır- sahibi vardır-.
  • Timsah Ivan Matveiç’e, Ivan Matveiç Timsaha bağlıdır. 

Ancak bu zıtlıklar hiçbir şeyi değiştirmez. Hiçbir hareket oluşturmaz. İlerleme olarak görülen şeyin Dostoyevski’nin algısında imkansız oluşu bunu postmodern bir beklenti halinde gözlemlemiş olmasından kaynaklanır. Semi-nihilist bir bakış açısından simülasyona doğru hareket eden imgeler topluluğunda Timsahın varlığı veya yokluğu hiçbir önem arzetmez.

Zira Ivan Matveiç kendini bir kahraman ilan ederken yerli basın tarafından aşağılanır ve yerilir. Karısı Yelena Ivanova için dul bir kadın olmak toplumsal bir sıkıntı değil, deneyimlenecek yeni bir bakış açısıdır. Çünkü toplumun köklü gelenekleri değişmektedir. Semyon Semonıç için dostunun bir önemi yoktur, Alman’a para ödemekten ve koşturmaktan sıkılmıştır. Polisler ve mahkemeler bir çözüm oluşturacak yetkiye sahip değildir. 

Öyküde otoriteye sahip olan tek şey ekonomik düşüncenin her şeyden önde gelmesidir. Tüm bunlar, Timsah imgesine bağlanan bir perspektif kırılması etkisini (disillusionment) ele alır. Postmodern yapının temelinde yatan bu bozuk perspektif algısı, günümüz simülasyonunun ayak seslerini keskin kulaklarıyla duyan Fyodor M. Dostoyevski tarafından 1865 yılında Timsah imgesi etrafında toplanarak ele alınmıştır.

Varılacak tek sonuç, varılacak bir sonucun olmadığı gerçeğidir. Bu sebeple ilerlemek manasızdır.

7. Sonuç

Bu çalışmada Fyodor M. Dostoyevski’nin Timsah adlı öyküsünde postmodern bir imge olarak Timsah imgesi ele alınarak incelenmiştir.

Sosyo-ekonomik ve Teolojik arkaplanın postmodern düşünceye hazırladığı ortak zemin yazarın perspektifi dikkate alınarak yorumlanmıştır. Öyküde kullanılan öğelerin karşıtlıklarından yararlanılarak- ironi, hiper-gerçeklik, alegori, absürd ve açık uçlu son gibi postmodern tekniklerin bir arada kullanılmasına dikkat çekilmiştir.

Çalışmadan anlaşılacağı üzere, Fyodor M. Dostoyevski postmodern düşüncenin ilk kullanımlarından birini kendi eserindeki Timsah imgesini işleyerek yapmıştır. Toplumsal durumların, politik değişimlerin, ekonomik hareketlerin bir yabancı olarak kente girdiği Çarlık Rusya zamanlarında imgenin gelişimini devinim halinde inceleme fırsatı bulduk. 

Bu devinimin kaynağı olan sürüngen, kadim zamanlarda resmedildiği gibi kendi kuyruğunu yutup zaman döngüselliğini birbirine bağlamaktan aciz kaldığından ötürü, bu  kısa bacaklı, kısa kuyruklu ve kalın gövdeli Timsah bir insanı yutarak zaman çizgisini kırmış ve hiper-gerçekliğin kapılarını erkenden aralamıştır. 

İmgenin gücü, yaptığı hareketin er ya da geç bir öteki gözünden farkedilsin diye sonsuz bir imgeler yolculuğuna çıkmasındadır. 

Kaynakça

Baudrillard, Jean (2018), Simülakrlar ve Simülasyon, Doğu Batı Yayınları, 12. Baskı

Baudrillard, Jean (2016), Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 4. Baskı

Dostoyevski, Fyodor Mihayloviç (2019), Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, İletişim Yayınları, 3. Baskı

Dostoyevski, Fyodor Mihayloviç (2009), Öyküler, İletişim Yayınevi, 4. Baskı

Guiraud, Pierre (2016), Göstergebilim, İmge Kitapevi, 3. Baskı

Ulağlı, Serhat (2018), Öteki’nin Bilimine Giriş, Motto Yayınları, 1. Baskı

Dünya gezegenine 97 yılında adım attı. Haliç Üniversitesi Amerikan Edebiyatı bölümünden Karşılaştırmalı Edebiyata zıpladı. Yıllardır süren yazma serüvenine devam ederken, büyülü gerçekçi öyküleriyle tanındı. Gonzo Journalism felsefesi ile gözlemlemeye, maceranın içinde Gilliamesk bir mod ile yürümeye devam ederken sizlerin yolculuğu için buraya bir bardak su bıraktı. Buy the ticket, take the ride!

YORUM YAP