“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

René Magrıtte

Bu, bir ressam değildir!

Yeşil bir elmanın, aslında pipo olmayan bir piponun bütün bildiklerimizi dağıttığı, deyim yerindeyse bakana tokadı bastığı, düşlerin, dilin, gerçekliğin birbirine girdiği bir adama bakıyorsunuz şu an. O bir filozoftur. Sürrealizmin en önemli isimlerinden biri olarak gösterilse de bence kendisi bambaşka bir akım. Onu layık gördüğüm yer gerçeküstücülük değil, hiç bir sanat konusunda uzman da beni aksine ikna edemez. Sanattan anlayışım, bildiğim azıcık şey kadar olabilir lakin duygularım, zihnim konusundan mütevazi olamayacağım, René Magritte kesinlikle kendine has ve benzersiz biri. Onunla zaman geçirmek istiyorsanız, ne gerçektesiniz ne de gerçek olmayanda, öyle arada kaldığınız gri bölge varya işte oraya alışmalısınız, orası René Magritte’nin arafıdır. Gerçekçiliğe hayran olduğum halde en sevdiğim bölgelerden biri, ben sanırım her bölgenin tadını çıkarmaya bayılıyorum. Esasen ben de biraz René’den etkilenmedim değil, çünkü ifşa etmek yerine uyandırmak istedim onun gibi, o gerçeği öyle bir boyuyor ki inanmakta güçlük çekiyoruz, ben de gerçeği soyup çıplak bedeniyle ortaya koymak istedim, insanları uyandırmak hep önceliğim oldu. Elbette o, gerçeküstü unsurlar, ince mizah, korku, tuhaflık, acılarla doldururken, eserleri bulmaca gibi bırakırken ben; açıklarım, sorgulatırım, rahatsız ederim çünkü onun aksine ben, ancak anlatarak uyandırabilirim. The False Mirror tablosunda dünyaya başka bir gözle bakmaya davet edişi gibi buluyorum ben de bu sayfayı. Kendime övgü yaptım baya yalnız haha! 

Peki nasıl anlarız bu dahi filozofu? Kural bir; resimlerinde anlam aramayın. İki; onu tanıyın, okuyun. 1898 senesinin 21 Kasım’ında iyi ki ama iyi ki doğan Belçikalı ressam filozofun hayatı pek kolay olmaz lakin henüz on üç yaşında iken yaşadığı şey çok ağırdır; annesi Regina, Sambre nehrine atlayarak intihar eder. Sudan, geceliği kafasının etrafında sarılı halde çıkarıldığından Magritte de oradadır. Tablolarında denk geldiğiniz yüzü kıyafete sarılı insanlar, belki artık daha tanıdık gelir size. Kendisi  her ne kadar tersini iddia etse de ben görüyorum. Çocukluk aşkı annesinin ölümünü reddetmesi kadar doğal bir durum yok, bu olay gerçekdışılığının bile felsefesinde etkisi var. Nehir tasvirlerinde de etkisi boldur. Resmettiği insan yağmurunda dahi görüyorum. Bunlar benim fikirlerim elbette, belki de yanlıştır. Sanat konusunda uzmanlar daha iyi bilir diyeceğim ama bu konunun sanatla ilgisi yok ki bu konu benim alanım; beyin. 🙂

En çok nesneler ve kelimeler arasında kurduğu ilişki nefis geliyor bana, kendimi o gri bölgede bulmaya bayılıyorum. Onun insanı muhteşem tasvir ederek, sıradanlaştırmasına çok vuruldum. Ona göre her şeyle eşit derecedesin zira. Sıradan nesnelere büyük anlamlar yüklemesine çok aşığım, meydan okurcasına resmedilişlerine, beni ürkütmesine, illüzyon yaratmasına, hayal gücümü tam güç çalıştırmasına, beynimin kıvrımlarında bir bulmaca gibi dolaşmasına, dünyaya dair bildiğim ne varsa bana farklı bir bakış açısı sağlamasına, beynimi zorla çalıştırmasına hayran oldum. Vuruldum açıkçası. 

Her sürrealist gibi ikinci dünya savaşı görmüş, ailesiyle yaşadığı eve, esir taşıyan bir balon düşmesi gibi olaylar başına gelmişken bu gerçek dışı hayatta “Sınırlarımı kesin çizgilerle tanımaktan çok korkarım.” cümlesi kadar normal karşıladığım bir şey olamaz, tanımak için delirdiğim insanlardan kendisi.

The Son of Man, 1964!

Ne şaheser ama! Bu resimde aleni ve gizli olana sesleniyor René! Resimde de gördüğümüz üzere adamın yüzünü kapatan yeşil elmayla Magritte, insanların görmek istedikleri şeylerden daima gizlendiklerini, insanın daima gizli olanı aradığını dikkat çekiyor. Herkesin kendinden sakladığı, kendini sakladığı gerçeğini böyle muazzam şekilde resmedebilmek! Yıllar önce yapılmış bu muazzam eser bugünün aynası gibi adeta! Nereye bakarsam bakayım, ardında ne var görmek için uğraşmaktan yoruluyorum artık. 

Magritte’in, görünen ve gizlenen arasındaki bağa vurgu yaparak insanın “merak” duygusunu daha da yükselttiği bu tablo, bir otoportredir aslında. Magritte tabloda, klasik bir takım elbise giymiş şekilde kendini resmetmiştir. Havada asılı duran yeşil elma yüzünü kapatıyor. Sadece sol gözün bir kısmı elmanın üzerinden görülüyor. Cekette ilk iki düğme ilikli, diğeri boşta ve dikkat çeken bir diğer yanı ise ceketin sol kolu ters resmedilmiş, bu ayrıntıyı dirsek kısmındaki çıkıntıdan anlayabiliyoruz. Sol eli karanlıkta! 

Yine durup bir “Neden? Bunun anlamı ne?” diye sorgulatırken şöyle der; 

“Herkes bir şeyler saklar, gizler ve sakladığını görmek isteriz. Bu gizli olana duyulan meraktır ama hiçbir zaman bilinmez”

Sıradanı sıradışı gibi, olanaksızı olanaklı gibi resmediyor; nesneleri, kendine çağrıştırdığı şekilde isimlendirmeyi tercih ediyor. Bir obje çizdiğinde soruyor ve de herkesin sorgulamasını istiyor. Şu gördüğünüz dünyanın en ünlü ve değerli elmasını resmediyor örneğin! Ve soru soruyor: bu nedir? Elma diyenlere, elma değil diyor, o sadece elmanın bir benzeri; benim çizdiğim resmi, elmanın kendi değil. Tıpkı Pipo resmedip üzerine “Bu bir pipo değildir.” yazması gibi.

Melon şapkasına değinerek bitireyim. Sırrı nedir bu şapkanın? 

Magritte, 1945’te Belçika Komünist Partisine katılır. Ama görüşleri de zihni gibi diğer sürrealistlerden ayrıdır. Komünizme verdiği destektir o tablolarda gördüğünüz melon şapkalar. Önce Breton’un sırt çevirdiği kadar destekledi komünizmi. Komünist Partisi için posterler hazırladı. 2. Dünya Savaşı esnasında fotoğraflar ve kısa filmler çekti. On parmağında on marifet; edebiyatla yakından ilgili, reklamcılık, tasarımcılık gibi meslekleri de icra eden nefis insan Magritte’ şapka çıkaralım o halde. 

İmgelerin ihaneti aslında insanlığın ta kendisidir. Baktığında insan ama aslında değil.

Gerçekliği yeniden sorgulatan birine sadece ressam diyemezsiniz; o, nefis bir filozof! 

Margritte’nin resme yaklaşımı kendi zihinsel yanılgılarımızla, ayarlarımızla oynar! Bazen gördüğümüzü algımıza alıyor, bakıyoruz ve etkisinde o kadar kalıyoruz ki sürekli yanılıyoruz. Bugün ölüm yıldönümü, gerçekten ölmüş olamaz. Sanki gri bölgede yaşıyor gibi. Bu dünyada değil ama sorular, gizem hiç bitmiyor! Gerçekten de sır dolu Magritte ve muazzam tabloları da gizemli ama apaçık, gerçek sırrı budur! 

René Magritte, başardın! Seni ve hakikati ölesiye merak ediyorum.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Nikolaus

    Çok güzel bir yazı olmuş , 👏🎩

    reply

YORUM YAP