“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Pink Floyd Efsanesi: Rick Wright

Pink Floyd’un dünya üzerinde farklı bir yeri olduğu gibi, her bir üyesinin de Pink Floyd efsanesi üzerinde ayrı bir yer var. Bugün onlardan birinin doğum günü, Richard William Wright’ın.

 

28 Temmuz 1945’de Londra’da doğar. Müzik kariyeri, Londra’daki The Regent Street Polytechnic’e girmesi, Roger Waters ve Nick Mason ile tanışması ile başlar ancak o, mimar olmak istemiyordur; tek düşündüğü şey müzik yapmaktır. 6 ay sonra, aralarına Syd’i de alarak bir grup kurarlar. Wright, okuldan önce piyano, harmonium, harpsichord ve çello çalmayı öğrenmiştir. Politeknikte ise mimari ve müzik bölümlerinde okumaya başlar.

 

Okulda elektronikle ve elektronik kompozisyonlarla ilgilenir, özellikle öğretmeni Stockahausen’in yazdıklarıyla. Bu eğitim ve onun yeteneği, daha sonraki yıllarda oluşacak Pink Floyd sound’unun ortaya çıkmasına önemli katkılarda bulunuyor elbette. Onun atmosferik, caz etkili org ve synthesiser stili, grubun parçalarında kimi zaman çok ön planda kimi zaman da diğer grup üyelerinin üzerlerine yaslanabilecekleri, rüyasal bir alt yapı hazırlamıştır. Hiçbir zaman solo atarak öne çıkan bir yapısı olmaz. Grupta, şarkısı plağa basılan ilk üye olma ünvanını taşır. Pink Floyd’u sevmenizi sağlayan adam kendisi, hani o dinlerken hissedilen, o dalga hissi var ya hani, onu Rick sağlar işte…

 

Tek ve en önemli ilgi alanının müzik olduğu biliniyor ancak grubun en karamsar kişisi de o. Kötü çaldığını hissettiği zamanlar her şeyi bırakıp gidebiliyormuş. Bir zamanlar en büyük amacı, bir Mellotron (bu dünyanın en gelişmiş klavyeli enstrümanı arkadaşlar sonraki postta koyacağım ) satın alıp müzik deneylerine girişmektir. Sonraları bu amaca erişir. Yüzlerce şarkı sözü yazmış, bir o kadar da beste yapmış fakat tümünü, yaptıktan sonra değersiz oldukları düşüncesiyle çekmeceye kaldırmış hep. Rick’ in en büyük tutkusu, fırsat bulduğu zaman yat ile gezintiye çıkmak. Bu arada 20 metrelik yatıyla, en büyük düşkünlüğü olan Yunan ve Virgin adalarını turlamaya başlar bir ara. Denize açılmak, onun için bir terapi gibidir. Bu işte çalışan herkese, edineceği stresten kurtulmanın en iyi yolu dermiş usta. Son albümleri “The Division Bell”e de kendine has katkılarını yapar ve albüme imzasını, özellikle “Wearing The Inside Out” adlı parça ile atar. Çok büyük müzisyenler ya, hepsi kendi has! “Acaba birleşirler mi be?” diye ümid edildiyse de Wright`ın, 2008 yılındaki ölümüyle İngiliz ve dünya müzik tarihinde çok önemli bir sayfa kapanmış oldu aslında!

 

Onu ve bütün grubu özlememek elde değil. 

 

 

 

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP