“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Sahteliğimizi tüm çıplaklığıyla sahneye koyan dahi: ANTONIN ARTAUD!

“Herkes aslında cehennemden çıkmak için yazmıştır, ya da resim yapmıştır, heykel yapmıştır, taslak yapmıştır, kurmuştur, bulmuştur.’’ sözlerinin sahibi, çok ama çok özel bir isim; insanı tüm çirkinliği ile, o vahşi doğamızla, doyumsuzluğumuzla; beyinlerimizdeki pislik, bilinçaltımızdaki lekeler ile sergileyen, sahteliğimizi tüm çıplaklığıyla sahneye aktarabildiği bir tiyatro ortaya koyan adam; huzurlarınızda Antonin Artaud!

Onun tiyatrosu sınırları aşar, tabuları yıkar, karşımızda engel ne varsa ortadan kaldırır ki kendimizi ortaya koyabilelim. Düzene başkaldırının ismidir o! İnsanın toplum kurallarıyla nasıl da hiçbir zaman kendi olamadığını, “İnsan aklı, kavramların ortasında hastadır” diyerek vurur yüze. Kendimiz olamadığımız bu toplumda muazzam sıkıcı, büyük sahte ve ne kadar ucuz olduğumuzu anlatır. Hazır bu yazıyı okurken ve kimse yokken bir dakikanızı ayırıp uzun uzun ama kısacık bir bakın yüzlerinize. Maskelerinizi kaldırabiliyor musunuz? Maske var gibi durmuyor, değil mi? Çünkü maske bir örümcek ağı misali beyinlerinizdedir, ininize kadar inmiştir bu acı gerçek. İşte Artaud, bilinçaltımıza inebilmemiz için önerir tiyatrosunu. Yıkın bütün her şeyi, biraz kendiniz olabilmek için sahne gibi kullanın derim bu hayatı. Her şeyiniz ortada olsun, zira olsa n’olur, olmasa n’olur?

Tiyatrodan değil, hayatın gerçeklerinden doğar Antonin Artaud’nun sözleri. Dört yaşındayken menenjit olur kendisi ve uzun süre etkisinde kalır. Dokuz yaşında kız kardeşini kaybeder aniden. Böylece sonsuz bir yas başlar ruhunda. “Ölmemiz gerektiği için ölmüyoruz. Günün birinde, üstelik çok da uzun olmayan bir zaman önce bilincimiz bunu gerekli görmeye mecbur kaldığı için ölüyoruz.” sözünü bu zor deneyimden etkilenmeden söylemiş olması mümkün değil “Vahşet Tiyatrosu’’nun yaratıcısının. Ve tüm modern tiyatroların, bu olağanüstü adamın inandığı felsefeye başvurduğunu söylemek pek yerinde olur. Modern tiyatronun babası, anası, halası, dayısı, amcası, atası, her şeyidir bence kendisi.

İlk şiirlerini, depresyondan girdiği sanatoryumda Arthur Rimbaud, Charles Baudelaire ve Edgar Allan Poe okumaya başladıktan sonra yazar. 27’sinde Paris’e taşındığında, Naziler Fransa’yı işgal edince psikiyatri kliniğine yatırılır. Hem sanat terapisi hem elektroşok dayarlar bu dahiye. Sonrasında Andre Breton, R. Vitrac ve Louis Aragon’la beraber sürrealizm hareketini başlatır. Oyunlar dışında, 1930’larda sessiz filmlerde oynar. Lakin sinirsel rahatsızlıkları yüzünden 1943’e kadar psikiyatri kliniklerinde yatmak zorunda kalır.

Kim hasta siz söyleyin bana; adam, 1932 ve 1933 yıllarında “Vahşet Tiyatrosu” bildirileri yayınlayarak tiyatro görüşlerini “Tiyatro ve İkiz” adlı kuramsal kitabında dile getirmiş, iyi ki orada kendine, aklına hakim olabilmiş. Tatil gibi değerlendirmiş herhalde.

Avangart Tiyatro’nun kuramcısı bu özel insan, 1948’de maalesef bağırsak kanserine yakalanarak kısa süre içinde ölür. Kronik ve şiddetli ağrılarından dolayı afyon, eroin gibi uyuşturucular kullanan Artaud, aşırı dozdan mı öldü, bilinmez. Giderken nasıl gitti bilmiyorum, düşüncesi bile azap gibi gerçekten lakin gelişine şükürler olsun dediklerimden kendisi. “Hayat soruları yakmaktan ibarettir,” diyen bir adam, geldiği hayatı alev alev bir bilinmeyen olarak tarif eder. Antonin Artaud’ya göre tiyatro kendinizi ifade etmenin en iyi yoluydu. İnsanlara ölüm, ıstırap ve kararlılık hakkında hayat dersleri vermek için vardı lakin sinemayı pek sevmezdi.

Belki ondan alıntılar okursanız yoğun bir şiddete kapılırsınız lakin hastalık, ruh hali onda birçok  paranoyak sanrılara gebeydi elbet. Bundan mütevellit uzun uzun psikiyatrik kliniklerde yaşaması. Ona göre insanlar yüce falan değil; yalancı, ikiyüzlü, yüzsüz ve iğrençlerdi: “Bir bok kokusunun olduğu yerde, bir varlık kokusu vardır.”

Önceleri o da benim gibi dine bağlı biri iken sonra sorgulamaya, manevi arayışlara başlar. Mistik olaylarla, astroloji ile dahi ilgilenir. Meksika’daki Tarahumara topluluğuyla bile yaşar. İnsan ruhunun Evliya Çelebi’sidir o, inanın bana. Bu mistik konular ona iyi gelmez elbet, aşırı gerginlik hali geri gelir. O hastanede çok büyük acılar çekmiş, insanın en iğrenç yüzünü görmüştür eminim. İçim sızlıyor. Psikiyatriden hunharca nefret etmesi gayet doğaldır bu nedenle. Neyse ki bir grup iyi arkadaşı varmış da son yıllarını hastanelerden uzak geçirebilmiş cancağızım. Bakın ne diyor: “Ben 9 yıl boyunca bir deli hastanesinde kaldım ve hiç intihar eğilimi yaşamadım ama sabah vizitelerinde psikiyatristlerle yaptığım her konuşmanın, kendimi asma arzusunu uyandırdığını biliyorum çünkü onun boğazını kesemeyeceğimin farkındaydım.”

Şöyle bitirmek isterim; bol bol tiyatroya gidin. Tiyatro doğa ise, sinema kliniklerdir. Orada gerçeği aramayın. Gerçek sahnededir. Şu hayat sahnesinde, beyninizdeki maskeleri çıkarın ki yaşadığınıza değsin. Bilinçaltınıza inenlerden sıyrılın ve ruhunuza yönelin. Yazın, çizin, gezin, özleyin, ağlayın, gülün ama “gerçek”leşin! Ben burada, bir senedir, her gün yazıyorum. Siz de nasıl bir etkim var, kelimelerim ne kadar yeterli, bilmiyorum lakin bildiğim tek yol bu. Ne de olsa bu eşsiz dahinin de dediği gibi; “Kelimelerin dilinin mümkün olan en iyi dil olduğu kesin olarak kanıtlanmamıştır.” Kelimelere ortak olduğunuz için sizlere, bana ilham olduğu için Antonin Artaud’ya teşekkürü borç bilirim.

İyi ki bu dünyadan gelip geçmişsin ruhunla, kelimelerinle, düşüncelerinle…
Huzur içinde uyu gerçek adam! Topraklarda olduğunu bilmek güzel. Unutmayın, biz topraklardan besleniyoruz. Her şeyi oradan aldığımızı bilirken altında yatan bu muazzam insanları da unutmayın. Toprağı neyle beslersen onu verir, tıpkı bilinçaltınız gibi.

O yüzden haberiniz yokmuş gibi davranmayı bırakın artık.

Buraya biraz sevgi ve bilgi ekiyorum, dilerim size faydam oluyordur.

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (2)

  • Avatar

    godartt

    Teșekkür ederim.
    Mail adresinizi verir misiniz? Sizinle paylașmak istediklerim var.

    reply

YORUM YAP