“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Sanat için, sanata karşı: Banksy

Otoritenin yanında ya da karşısında sanat üretmek… Caravagio’yu anmıştık geçtiğimiz günlerde, o dönem kilisenin tepesini attıran resimleriyle. Caravaggio kiliseye karşı sanat düşüncesindeyken; Velasquez kiliseye yakın bir tutum sergiledi. Devlete karşı sanatıyla konuşulan Ai Weiwei’nin yanı sıra sanata karşı olan hazır nesnesiyle “sanata inanmam, sanatçıya inanırım” diyen Duchamp öne çıktı. Banksy de onların izinden geliyor, otoriteye karşı. Hem düzene hem de belli ki, İngiltere’deki bir müzayede de 1 milyon sterline satıldığı anda kendini imha eden Kırmızı Balonlu Kız tablosuyla yaptığı gibi sanata karşı sanat üretiyor veya sanat tacirlerine karşı. İlk eserini 10 sterline satıp, parasıyla içecek nevale alan sanatçı, sanat eserini tek bir tuşla parçalayabilecek ve bunu sosyal medyasında an ve an yayınlayacak kadar ileri giden anlayışla sanatın ne olduğu ve hangi temeller üzerinde durduğunu ve varsa o temellerin ne kadar sağlam olduğunu sorgulatıyor. Banksy’nin bu hareketi; Bakunin’in “Yıkma dürtüsü aynı zamanda yaratıcı bir dürtüdür” sözleri ve Picasso’nun kendi sanatı üzerine söylediği “Bir resim yıkmalardan oluşan bir toplamdır.” yorumuyla açıklanabilir. Ya da daha ileri gidip fiziksel bir tepkimede katının sıvıya dönüşmesinin, o maddenin özünü değiştirmediği gibi yaptığı sanatın kendini parçalaması da sanata dairdir denilebilir. Biraz daha tartışılır herhalde bu konu sanat camialarınca.

“Sabahları erken kalkan insanlar savaşa, ölüme ve kıtlığa neden oldular” diyen aktivist, yazar, yönetmen, ressam ve küratör ama her şeyden evvel bir sokak sanatçısı. Gittiği her şehrin duvarlarına gizli kimliğinin imzasını bırakıyor, sessiz protestosunu şehrin sakinlerine hediye ediyor. Sanatçı, geniş bir heterojen topluluğu etkiliyor ve vermek istediği mesajı çok net verebildiğinden sanatı herkeslerce anlaşılıyor, bu da onun bu kadar ünlenmesine katkıda bulunuyor. Grafitiden enstalasyona, heykelden videoya kadar farklı sanat disiplinlerinin ve tekniklerinin ayırıcı vurgularını kullanarak değindiği konular, mekan ve anı belleği ile kendi mitini yaratmayı başarmış. Kuşkusuz bu başarısında kolay anlaşılır bir dil kullanmasının yanında temel toplumsal duyarlılık alanlarını titizlikle incelemesinin de etkisi var. Kitleye mesajını farklı estetik kodlar aracılığıyla aktarırken çok çeşitli kamusal alanlar kullanıyor, gerillamız.

İngiltere gibi nemrut, kuralcı bir ülkenin grafitiyi kabul edip değer vermesine en çok katkıda bulunan kişi kendisi. Banksy’nin müstehcen ve çoğu zaman yasadışı olan eserleri ona bir yandan şehir efsanesi statüsü kazandırıyor, öte yandan sıklıkla vandallıkla itham edilmesine sebep oluyor. Şablonu alınan bir resmin sprey boyayla izinsiz olarak çarçabuk duvara aktararak yapıyor işlerini. Kamuya ait alanlara, metro duvarlarına yapıştırıveriyor duvar baskılarını. Yeter mi bu herkesin yapabileceği dozda anarşi? Yetmiyor. Londra’daki Tate, Paris’teki Louvre’da alıyor soluğu. Gizlice bir yolunu bulup, müze koleksiyonlarının yanına Vandal yağlı boya tablolarını asıyor-astırıyor; eserleri “yüksek sanat”la mukayese edilebiliyor böylece. Çocukken ablası Banksy’nin resimlerini çöpe atmış. Nedenini sorduğunda ise “Onları atmasaydım sanki Louvre’da mı sergileneceklerdi?” diye yanıt vermiş. Al işte ablası öyle ya da böyle sergilendi, yüzyıllardır müzelerde var olabilme koşulları da yeniden sorgulandı üstelik. Kendi travmalarının öcünü alırken, toplumu da arkana mı alıyorsun sen Bansky?

Gözümü kapatıp hemen bir eserini aklıma getirmeye çalıştığımda, Gezi eylemlerinden mi aşinalığımızdan bilmem, anarşinin otoriteyi yerle bir edişini betimleyen eserleri canlanıyor kafamda ilk olarak, şiddetin simgesi haline gelen molotof kokteylinin barışı simgeleyen bir demet çiçekle yerini değiştirmesi mesela. Toplumsal roller yer değişiyor resimlerinde. Sanatçı bu vurguyu daha sonralarda İsrail ile dünyanın en büyük açıkhava hapishanesi diye tanımladığı Filistin’i birbirinden ayıran Batı Şeria’ya kurulan iki yüz mil uzunluğundaki güvenlik duvarında yapıyor. Bir tarafına, ardında vahalara açılan düş gedikleri açıyor; barikatın diğer tarafına ise duvardan aşağı sarkan, duvarı aşmayı vaat eden hayali bir ip merdiven çiziyor. Peki, ama kimdi bu insanca ve maalesef “cesurca” işleri yapan Banksy?

Sokak sanatçısı Banksy’nin kim olduğu, memleketi Bristol’da herkesin bildiği bir sır. Herkes biliyor çünkü arkadaşları orada, gençliğinden beri takıldığı mekanlar orada, her sene uğradığı Glastonbury Festivali orada, ilk işlerini yaptığı duvarlar orada, velhasıl anılarının çoğu orada… Bristol’da belediye çalışanları bile onu tanıyor belki de. Arkadaşlarıyla beraber çektirdiği yüzlerce fotoğraf çekmeceler içinde duruyordur fakat nasıl bir kolektif hareket ise gazetelerden gelen ısrarlı tekliflere ve bol sıfırlı çeklere rağmen kimse sanatçının kimliğini ele vermiyor. Yakın arkadaşı Robert Clarke’ın yayınladığı Seven Years with Banksy (Banksy ile Yedi Yıl) adlı anı kitabı onu bize tasvirliyor kıyısından; samimi dildeki anılar biraz olsun ışık tutuyor bu gizemli sanatçıya. Clarke bize, New York’taki The Carlton Oteli’nin resepsiyonunda çalışırken karşılaştığı Robin isimli genç sanatçının, dünyaca ünlü Banksy’ye nasıl dönüştüğünü anlatıyor. Ama onun da çözemediği sırlar çok. İşini beş dakikada nasıl tamamlıyor, nasıl yok oluyor ve tekrar geri geliyor? Bu cevaplar onda da yok. Otel ücretini Carlton’da kaldığı odanın duvarlarına resimler çizerek karşılayan, gece vakti kafası iyiyken Londra Hayvanat Bahçesi’ne sızarak barınak duvarlarını boyayan, Bristol’da Massive Attack üyeleriyle takılan, egosu az, çevresine hayrı çok, tanımadıklarıyla mesafeli ama yine de herkes gibi sıradan olabilen bir insan var karşımızda. Kitaptan bazı alıntılara yer vermek, kendisini kafanızda canlandırmanıza yardımcı olabilir.

Robert Clarke, Banksy ile ilk karşılaştıkları andaki izleniminden bahsediyor:

“Uzun sayılır ama öyle görünmüyor. Epey zayıf. Üstüne başına dikkat ettiği pek söylenemez. Belli bir modaya uygun giyinmiyor. Karga bir adam, dikkat çekmiyor. Fark etmeniz kolay değil. Üzerinde bir görünmezlik pelerini varmışçasına ortama uyuyor. Bunun için özellikle bir çaba sarf ettiğini zannetmiyorum. Doğuştan gelen bir özellik… Yıllarca kimseye yakalanmadan işini yapmasının sırrı da bu.”

“Banksy işinde çok iyi çünkü orijinal fikirler buluyor. Bulmakla kalmıyor, hayata da geçiriyor. Herkesin görmesini, kabul etmesini, karşı çıkmasını, provoke olmasını, aydınlanmasını sağlıyor. Detaylara takılmadan süratle çalışıyor. Bir şeyin üzerinde çok fazla düşünmüyor. Şikayet ve kendini izah etme ihtiyacı duymuyor. Sadece işini yapıyor. İttifak kurmuyor, dolayısıyla ihanete de uğramıyor. Hep devam ediyor.”
“Kendine ve yaptığı işe güven duymaya başladığı günlerden birinde imza meselesini konuşuyorduk. Daha önce isminin Robin olduğunu söylemişti. Banks diye de bir soyadı uydurup Robin Banks imzasını kullanmak istiyordu. Bu isim bana çok uzun geldiğinden acaba kafasında grafitiden başka işler mi var, diye kuşkulandım. Neyse, sonra ilk fikrini değiştirip Banksy’de karar kıldı. Artık hikayeyi biliyorsunuz.”
“Robin bir gün kamusal grafiti alanları kurmak istediğinden bahsetti. ‘Hani inşaatların önüne koydukları o koca panolar var ya, 3 metre falan, beyaz oluyorlar genelde. İşte onları kamulaştıracağım grafiti için’ diyordu. Kafama pek yatmamıştı. ‘Nasıl yapacaksın ki?’ diye sordum. ‘Bir tane ciddi görünümlü amblem bulacağım. Tam da şu sigara paketindekiler gibi. Resmiymiş gibi tınlayan bir isim icat edeceğim. Panolardan birinin üzerine ‘Burası grafiti için tahsis edilmiş kamusal alandır’ diye yazacağım. Sonra da bekleyip göreceğim’ diye anlattı.”
(Bu proje gerçekleşti. Bansky gerçekten de bir sigara markasının amblemini kullandı.)

Banksy’nin grafiti dünyasına katılması 80’lerin sonlarına tekabül ediyor ve 90’larda duvarlar artık endüstrileşmeye karşı duran sanatçıların yeni alanı oluyor. Önceleri Rembrandt’ın Dr. Tulp’un Anatomi Dersi adlı tablosunu andıran For Astek In The Scrubs (Önlüklü Astek için) adlı grafitisi gibi geleneksel tarzda işler yapıyor; daha kişisel hikayeleri oluyor bu resimlerin. Ancak duvarlara toplumsal sorunlara dair mesajlarını bıraktıkça Bristol’de metruk bir binanın duvarına yaptığı The Mild Mild West adlı işi gibi; ününün sınırları Bristol’ü aşar ve tüm Birleşik Krallık’ta tanınmaya başlıyor. Daha sonra şehrin simgesi olarak seçilen bu çalışmanın mesajı ise oldukça açık: Karşısında zalim polislerin durduğu oyuncak ayı, molotof kokteyli atamayacak iyi vatandaşları temsil ediyor. Banksy sonraki çalışmalarına Londra’da devam ediyor ve beklediği tepkiyi bulamadığı için geleneksel grafitiden uzaklaşıp şablona yöneliyor. Şablona yönelme sebebini ise 18 yaşında edindiği bir tecrübe ile açıklıyor. Banksy ve arkadaşları bir gece bir treni boyarken, polis tarafından basılıyorlar. Arkadaşları kaçmayı başarırken, o dikenli çalılara takılıp ve bir saat üzerine motor yağı sızdıran damperli bir kamyonun altında gizlenmek zorunda kalıyor. Belirttiğine göre, kamyonun altında geçirdiği süre onun şablon grafitiye yönelmesinde ilham verici olur. Polislere yakalanmasıyla ilgili başka bir anısı da kendi ağzından şu şekilde:

“Banksy anlatıyor:
Telekom Kulesi’nin duvarına şablon yapıyordum. Gece geç bir saatti. Birkaç arkadaş arabada bekliyordu. Boya da araba kapısının yanında, yerde duruyordu. Tam gidip alacakken birdenbire polisler çıkageldi. Bir tanesi hafif makineli tüfek taşıyordu, hani havaalanındaki polisler gibi… Beni baştan aşağı süzdüler. Sonra arabayı, arkadaşlarımı ve yerde duran boyayı gördüler. İçlerinden biri ne yaptığımı sordu. Yolda boya bulduğumuzu ve arabaya taşıdığımızı söyledim. Çok inanmış görünmedi. Duvara baksa şablonu fark edecekti. Ama bana bakmaya devam etti. Sonra da “Ayağını denk alsan iyi edersin, bundan sonra önce ateş eder, sonra sorarım” dedi. Uzun uzun süzdü beni. Saatler sürmüş gibi geldi. Duvarı görmemesi için içimden yalvarıyordum. Nihayet “defolup gitmemizi” söyledi. Birkaç gece sonra oraya dönüp şablonu bitirdim.”

Banksy, sanatçının takma adı ve eserlerinde kullandığı imzası. Sözcüğün İngilizce’de tam karşılığı yok lakin sözcüğün yasaklanmak, men etmek anlamına gelen ban kelimesinden türetildiği muhtemel. Kendisini sıkça tanımladığı vandal sıfatının anlamı, içeriği ve eylem boyutuna fikirsel olarak uygun bir isim. Sürekli kimliği deşifre oldu diye haberler çıkar ama arkadaşının anı kitabından bildiğimiz ve en yaklaştığımız ismi; Robin Banks. Takipçilerinin ve medyanın hikayesine göre; 1974 yılında İngiltere’nin Bristol şehrinde doğmuş, babası bir fotokopici, küçük yaşta kasaplık eğitimi almış ve bunun yanında başka birçok işte de çalışmış. 80’li yılların sonunda İngiltere’de duvar resimleri yapmaya başlamış.

Banksy’nin sokak sanatçısı olmayı seçmesinde küçükken yaşadığı bir travmanın etkisi olabileceği söylenenler arasında. Beslendikleri kaynaklar ne denli içten ise sonuçları o denli etkileyici olur ya sanatçıların… Banksy daha dokuz yaşındayken en iyi arkadaşını düşürüp onun bilincini kaybetmesine sebep olmakla suçlanmış ve bu iştirayla ilkokuldan atılmış. Kaza geçiren arkadaşı olanları hiçbir zaman hatırlayamamış ve Banksy’de kendini aklayamamış. Üstelik annesi bile onun suçlu olduğuna inanmış ve suçunu itiraf etmesi için ona baskı yapmış. Banksy’nin adalet kavramını sarsan bu olaydan çıkardığı sonuç ile sonraki yıllarında uslu olma davranışının karşısına konulabilecek gerilla ya da vandal gibi sıfatların içini sonuna kadar doldurmuş: “Bence uslu durmanın hiçbir anlamı olmadığını bu kadar erken öğrendiğim için çok şanslıydım. Asla yapmadığınız bir şey için bir gün cezalandırılabilirsiniz. İnsanlar her zaman olayı yanlış anlayabilirler. Ölüm cezasına inanan herkes vurulmalıdır.” Bu sözü her sorunun çözümünü idamda arayanlara gelsin. Bu söylemleriyle ve hikaye birleşince sanatçının ailesiyle de ilgili bir fikrimiz oluşuyor. Banksy bir röportajında kimliğini ailesinden dahi sakladığını, onların kendisini bir ressam ve dekoratör sandığını söylüyor.Dolayısıyla dünya çapında tanınan bir sokak sanatçısının ailesi olduklarının farkında değiller şu an. Düşününce ne zordur gizli bir kimlikle ünlü olmak, sıfır ego gerektirir gerçekten de. Belki de Andy Warhol’un on beş dakikalık şöhretini umursamamasına ve şöhretin ardından gelecekleri istememesine bağlanabilirdi ama Banksy ise tam tersini iddia ediyor:

Ortaya çıkmaya meraklı değilim. Çirkin küçük suratlarını burnunuza sokan yeterince sabit fikirli pislik var etrafta. (…) Bugün çocuklara büyüyünce ne olmak istediğini sorduğumuzda, ünlü olmak istiyorum, diye cevap veriyor pek çoğu. Peki, ne için ünlü olmak istediklerini soruyorsunuz, bunun cevabını bilmiyorlar ya da umursamıyorlar. Bence Andy Warhol konuyu yanlış anlamış: Gelecekte pek çok insan ünlü olacak ve bir gün herkes on beş dakikalığına anonim kalacak.”

Şimdilerde yine güzel işlerle orijinalliğine hayran bıraktırıyor. Sanatçı 29 Ağustos’ta bir gemi satın aldı. Instagram hesabında paylaştığı bir postta bunu kendi tarzıyla ironi yaparak Like most people who make it in the art world, I bought a yacht to cruise the Med”yazan bir video ile duyurduBu gemi Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışan göçmenleri kurtarma operasyonunda kullanılacak. Tartışma konusu olan eser satış fiyatlarına ödenen parayla aldı gemiyi. Geminin kaptanı da daha önce kurtardığı göçmenlerle gündeme gelen Pia Klemp. Gemiye ise Fransız anarşist feminist Louise Michel‘in adını verdi. Gemi mürettebatı arama ve kurtarma çalışmalarında deneyimli 10 kişilik bir ekipten oluşuyor ve şimdiden 89 insanı kurtardılar. Beyaz ve pembe renklere boyanmış olan geminin güvertesinde Banksy’nin çizdiği kalp şeklinde bir can simidi tutan bir kız resmi bulunuyor. mvlouisemichel.org adresinden veya sanatçının sosyal medya hesabından videoyu izleyebilirsiniz.

Sanatçı Temmuz ayında da, Akdeniz’de meydana gelen göçmen krizini odağına alan “Mediterranean Sea View” isimli tablosunu Bethlehem Hospital için gerçekleştirilen bir yardım kampanyasına bağışlamıştı. Covid19 –‘dan etkilenen sağlık çalışanlarına bağışlanan eserin tahmini değeri 1,2 milyon pound. Böyle bir hareketi kaç sanatçı yapabilir? Paranı bu davaya yatırmak ayrı, bir de suçlarını gözlerine sokuyorsun koca devletlerin Banksy. Nihayetinde sanatını toplum için yapıyorsun, hala insanlıktan umudunu kesmedin. Tate Modern’den telefon da bekleyebilirdin, Birleşmiş Milletler’in oyuncusu da olabilirdin. Sen bu fanilikleri çoktan aşmışsın, iyi ki varsın şehirlerin post modern kahramanı; Banksy.

Kaynaklar:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/783329

http://www.idildergisi.com/makale/pdf/1539674366.pdf

Jones, W. E. Banksy: Duvarın Ardındaki Adam. Çev. Esra Erment. İstanbul: Hayalperet Yayınları, 2015.

https://gq.com.tr/dergi-konulari/banksy-degil-bizim-robin

https://mvlouisemichel.org/

YORUM YAP