“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Savaşın ortasında, aşkın koynunda piyano şairi: Fredric Chopin

Fredric Chopin, siz onu sadece bir piyanist olarak adlandırabilirsiniz. Fakat ben kendisine büyülü dahi piyanist demek istiyorum.

Yetenek abidesi Chopin, piyona çalmayı annesinden 5 yaşında öğrenir ve ilk halka açık performansını 8 yaşında iken verir. Hatta 8 yaşında dönemin duayeni olarak bilinen Çek piyanist Wojciech Żywny’nin öğrencisi olur. Chopin 12 yaşında geldiğinde Żywny, “Benim Chopin’e öğreteceğim bir şey kalmadı,”  diyerek piyano derslerini sonlandırır.
En başa, doğduğu yere dönelim. Chopin, 1810 senesinde Polonya’da doğar. Tüm çocukluğu ve piyanoya hayatı Varşova’da geçer. Yaşadığı şehre, deyim yerindeyse aşıktır. 6 yaşına geldiğinde iyi bir şekilde piyona çalar. 6 yaşında sadece piyano çalmaz, beste de yapar. Chopin her yerde küçük Mozart olarak anılmaya başlar. Aynı zamanda babası da öğretmendir. 1823 senesinde 13 yaşına geldiğinde, babasının çalıştığı lisede genel eğitimine başlar. Müzikten kendini alamadığı için Chopin okurken de tüm ilgisini, aşık olduğu Polonya tarihi ve müziğe verir. Babasının da Fransızca öğretmeni olması sebebiyle çok iyi Fransızca bilir ve bir de Almanca öğrenir. Çok yönlü yeteneklere sahiptir, Chopin. Okulda bu yetenekleri daha da ortaya çıkar. Kardeşleriyle birlikte edebiyat derneği kurar, şiirler ve küçük tiyatro eserleri yazar hatta karikatürler çizer. 6 yaşında beste yazan yaratıcı zekaya sahip bir insanın sonralarda böyle çeşitli alanlarda yaratabiliyor olmasına şaşmamalı.
Chopin, liseyi bitirdikten sonra 1826’da ait olduğu okul Varşova Konservatuarına kayıt olur. Fakat öncesinde zaten büyük bir piyanist olmuş ve besteciliği gayet iyi öğrenmiştir. O yıllarda ilk eserini yayınlar. 3 yıllık eğitim sonrası da konservatuardan başarıyla mezun olur. Kendisi daha öğrenciyken Mozart’ın Don Giovanni Operası’ndan La Ci Darem La Mano düeti üzerine çeşitlemeler ve Do Minör Sonat’ı besteler. Başka ustaların temalarını işlerken kendi müzikal anlayışını nasıl kullanabildiğinin güzel bir örneğidir.
Varşova döneminde Chopin, 2 piyano konçertosu da dahil olmak üzere birçok eser yazar. Eserlerin hepsi tazelik, hayat enerjisi, zindelik ve samimi milliyetçilik duyguları ile tanınır. Üstün yeteneği ve müzikle olan derin ilişkisi sayesinde Chopin, artık kendi ülkesinde tanınır ve büyük bir üne kavuşur. Vizyon sahibi babası ve öğretmenleri onun Avrupa’ya gitmesini başka kültürleri tanımasını tavsiye eder.
1829’da birkaç yakın dostuyla Viyana’ya gider ve kendi eserlerinin de olduğu iki piyano resitali verir. Viyana’da ona ve eserlerine büyük bir ilgi duyulur. Bu da Chopin’e cesaret verir. Oradan aldığı güç ile dönüşte Prag ve Dresden geçer, orada da çok başarılı konserler verir. Hızını alamayan Chopin Varşova’ya döndüğünde konserlerine devam eder. Artık müzik eleştirmenleri onun icra ustalığını kabul etmişlerdir ve eserlerine Polonya halk müziği işlemesini takdir etmişlerdir. Tüm bunlardan sonra Chopin, 20 yaşında Polonya’nın en büyük milli bestecisi ünvanını alır.
O dönem Polonya’da devrim havası esmeye başlar. Polonya’lılar Rus Çarlığı’na karşı ayaklanma içindedir. Chopin bir karar verir. Aşık olduğu Varşova’dan Paris’e gitmek üzere ayrılır. Yaşayacakları adeta içine doğmuşçasına arkadaşı Tytus Woyciechowski’ye bir mektup yazar:
“Yolculuğuma ne zaman başlamam gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. Sanki bu kez evden tümüyle ayrılacakmışım gibi bir duyguya kapılıyorum. Sanki bu yolculuk beni ölüme götürecek. İnsanın hep yaşadığı yerlerden uzakta ölmesi ne acı olmalı. Son nefesimde en sevdiklerimin yüzü yerine, bir doktorun buz gibi yüzünü ya da yabancı bir hizmetçiyi görmek ne korkunç olurdu…”
Ailesinden ayrılmak ona her zaman zor gelir, yaz tatili için bir ay ayrı kaldığında bile onları özler, o zaman yaşadıklarını sonraki ayrılığa bir hazırlık olarak görür. Çok kırılgan ve duygusal biridir Chopin. Sık sık “İleride evden bir aydan daha uzun bir süre ayrı kalmam gerekeceğini düşünüyor, şimdiki ayrılığı onun bir provası olarak görüyorum” der. Veda partisinde arkadaşları ona Polonya toprağı ile dolu gümüş kupa hediye ederler ve Chopin hayatı boyunca onu yanında taşır. “Eminim ki bir daha Varşova’ya gelemem, o yüzden vatanıma ebediyen veda ediyorum…” der. Ne yazık ki öngörüsü doğru çıkar.
Chopin Viyana’da 8 ay geçirir. O sıralarda Varşova ayaklanmasının başladığı haberi gelir. Yakın dostu Tytus Woyciechowski vatanına geri dönmek için yola çıkar. Chopin yolda ona yetişir ve kendisinin de ayaklanmaya katılmak istediğini söyler. Woyciechowski onu bu kararından vazgeçirir, çünkü çok ince yapılı ve zayıf olan Chopin iyi bir asker olamaz ve Rusların kurşunlarına anında hedef olabilir. Arkadaşı bir müzisyen olarak yazdığı eserlerle vatanına daha iyi hizmet edebileceğini söyleyerek onu ikna etmeyi başarır.

8 ay sonra Eylül 1831’de, Chopin Paris’e gelir ve ömrünün sonuna kadar orda kalır. Bu kentteki Fransız ve Polonyalı soyluların çocuklarına piyano dersleri verir. Franz Liszt, Hector Berlioz, Vincenzo Bellini gibi ünlü bestecilerin beğenisini kazanır ve onlarla dostluk kurar. Ancak, bu dönemde, vatanı, ailesi ve arkadaşlarından uzak kalması, yoğun bir duygusal sıkıntı yaşayarak buhrana girmesine neden olur. Linz, Salzburg, Münih ve Stuttgart’ta konserler verir.

Stuttgart’ta Varşova ayaklanmasının korkunç sonucunu öğrenir ve Chopin yıkılır. Trajik hislerin kendiliğinden tepkisi olarak Étude Op. 10, No. 12 Do Minör (Revolutionary Étude olarak da bilinir) besteler. https://www.youtube.com/watch?v=s2-t4RsT_l8  Eserinin formu küçük olsa da acının büyüklüğünü, halkının özgürlüğe kavuşma isteğini ve kaybedilmiş umutlarını yansıtır.

Chopin’nin piyanistliğinde şiirsel cazibe diğer hiçbir piyanist virtüözlerde yoktur. Chopin piyanonun zarif şairidir. Zayıf, solgun ve hastalıklı Chopin piyano tuşlarına güçlü vuramasa da onun zarafet ve nezaketi, şiirsel ruhu ve çaldığı melodinin tınısı eşsizdir. Onun eşi benzeri görülmemiş piyanistlik seviyesine ulaşılamaz. Çünkü Chopin tekniğinin en büyük farkı Rubator’dur. (müzikte temponun hızlandırılıp yavaşlatılması) Bu onu döneminde herkesten farklı kılar. Dediğim gibi o kendi döneminin dahi piyanistidir.

Chopin, Paris’e geldikten bir sene sonra Dresden’de Maria Wodzińska ile tanışır ve ona aşık olur. Maria, zengin Polonyalı bir asilzadenin kızıdır. Babası, bu fakir ve hasta olduğu konuşulan müzisyenle kızını evlendirmeyi reddeder. Aşırı yorgunluk ve üşütme sonrası Chopin tüberküloz olur, öbür taraftan da evliliğin reddi sebebiyle kahrolmuştur. Bu duygularıyla Chopin, Maria Wodzińska’ya hitaben Vals No. 1’i besteler. https://www.youtube.com/watch?v=QuDu91fWVOM
1837’de kendisinden 6 yaş büyük maskülen, politik tartışmalarda hiç korkmadan giren, aşk konusundan sınır tanımadan konuşan asıl adı Amantine Lucile Aurore Dupin olan, Baroness Dudevant olarak da bilinen yazar George Sand ile tanışır. Chopin onu ilk defa gördüğünde biraz garipser ve şöyle düşünür; “Ne kadar soğuk bir kadın, gerçekten bir kadın mı o?” fakat böyle düşünmesine karşın bir süre sonra ikili sevgili olur.
 
Chopin ve Sand arasındaki aşk, Chopin’e yeni eserleri için ilham olur. O dönem onun en verimli dönemidir. 1838’de İspanya’nın Mallorca adasına gider ve terk edilmiş bir manastıra yerleşirler. Oradayken Mazurka Mi Minör No. 2, Polonaise La Majör ve Op. 28 Prelude gibi eserlerini tamamlar. Bu 24 prelüd, kendilerine mahsus zengin içerik ve gösterişli ifade zenginlikleriyle piyano sanatının incileri olarak kabul edilir. (Prelude: Belirli bir biçimi olmayan, genellikle bir sahne yapıtından ya da bir kilise töreninden önce seslendirilen, çalgı için yazılmış müzik parçası. Prelüd, Uvertur gibi bir giriş parçasıdır. Özellikle Chopin ve Rachmaninoff gibi besteciler, prelüdü tek başına bir parça olarak düşünmüşlerdir.) 
Chopin ile tamamen yeni bir anlam kazanan bu tür her biri müzikal bir ağırlığa sahip olan ve piyanistliğin ötesinde bir bestecilik örneği olur.
Mallorca adasına yerleştikleri evde başta her şey çok güzelken havaların soğumasıyla Chopin’in hastalığı nükseder ve çiftin hayatları kabusa dönüşür. Ada halkı onları garip buldukları için durduk yere çifte düşmanca duygular beslemeye başlar. Bu sebepten maceralı bir yolculukla çift Fransa’ya döner. George Sand yeni bir beste yaptığı sırada bir roman yazar. Roman basıldıktan sonra herkes romanın kahramanlarının aslında iki sevgili olduğunu anlar. Sand’in romanında erkek karakterin kişiliği acımasız, kuşkucu, kıskanç, zayıf ve sevgilisine sahip olma havasında tarif edilmesi Chopin’i kırar. Duygusal ve hassas biri olduğundan ötürü 1846 yılının Kasım ayında Sand’den bir daha geri dönmemek üzere ayrılır.
Romantizmin en büyük bestecisi olarak kabul edilen Chopin’in müzikal dehası yaptığı bestelerin yanı sıra getirdiği yeniliklerde ve yumuşak armoniler görülür. Chopin, legato (bir parçanın notalarını ara vermeden birbirine bağlayarak söylemek ya da çalmak), rubato (müzikte temponun hızlandırılıp yavaşlatılması), surdin (piyanonun ortadaki pedalı, daha sessiz çalışmanız gereken ortamlarda sesi kısmaya yarar) ve pedal (piyanoda 3 pedal bulunur ve hepsinin görevi farklıdır) kullanımı ile yeni bir üslup yaratır. Bulduğu yeniliklerle piyano sanatını yeniden yaratarak geliştirmesiyle, geleneksel piyano müziğinin devrimcisi olarak kabul edilir.
Chopin hayatının sonuna yaklaştığını hissedercesine kız kardeşine ‘’Naaşımın Varşova’ya taşınmasına izin vermezler, fakat en azından kalbimi oraya taşıyın!” diye vasiyet eder.
Hayatı boyunca kırılgan ve hassas bir insan olarak yaşan bedeni, 17 Ekim 1849 senesinde, Paris’te 39 yaşında hayata veda eder. Paris’e gömülür. Ancak kalbi o dönem Rusya’nın hakimiyetinde bulunan ülkesine, cam bir kavanoz içinde kaçırılır. Varşova ayaklanması sırasında Naziler, Chopin’ın kalbini bir kasada saklanmasına izin verirler. 1945’ten Chopin’in kalbi, Kutsal Haç Kilisesi’nde saklanır. Kilisede Chopin’in kalbinin gömüldüğü sütunun önünde ise şu cümle yazar:
“Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.” 

8 Ocak 1992’de İstanbul’da doğdu. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler okuduktan sonra, tasarım ürünler yapan bir markanın kurucu ortağı olarak e-ticaret ile ilgilendi. Özel ilgisi sebebiyle Craft Oyunculuk Atölyesi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Çocukluk döneminden beri sahip olduğu yazma tutkusu ilk meyvelerini 2017 yılının sonunda, yazılarının Lazar Fanzin’de yayınlanması ile vermeye başladı. 2020’nin Eylül ayında Kakımlıcom ekibine dahil olarak bu serüvenine devam ediyor.

YORUM YAP