“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Semtler, Renkler ve Sesler: Kuzguncuk

Ne yapılar, ne duvarlar, ne pencereler, ne kapılar… Gerçek Kuzguncuk, başka bir Kuzguncuk… Kuzguncuk, İstanbul’un orta yerinde, çağımıza en önemli bildirileri sunan bir örnek birimdir. Hemşerilik duygusunun yok olmaya yüz tuttuğu, çevre ve ilişkilerin göçebelerinkine benzemeye başladığı günümüz İstanbul’unda “toplum yaşamıyla” ilginç bir yerleşmedir. Yüzyıllardır, dört ayrı inanıştaki kişiler (Müslümanlar, Yahudiler, Ermeniler, Rumlar) bir arada yaşamışlar burada. Hoşgörü ortamında bir arada yaşanabileceğini kanıtlayabilmişler. Ta ki dıştan gelenler bir şeyleri kırıp dökünceye dek… 6-7 Eylül olayları, bağnazlık, gözlerini korkutuncaya dek… Bugün de sayıları, oranları çok değişik olsa da bu dört inanışın insanları bir arada yaşıyorlar Kuzguncuk’ta. Onları, bir şeyleri anımsatarak hep birlikte yaşamaya yeniden yüreklendirebilmek için 12 yıldır uğraşıyorum. Sanırım bir şeyler becerildi. Bugün 31 Mayıs 1992… Az önce bütün Kuzguncukluların hep birlikte oldukları, akerdeona, gitara uyarak şarkılar söyledikleri, halay çektikleri, yiyip içtikleri piknikten geldim. Oturdum bu satırları yazıyorum. Birlikte gerçekleştirdiklerimizi bir başka kitapta anlatabilirim ancak… Şimdi bu kitaba sığdırmam olası değil… Kuzguncuk’ta, 6-7 Eylül ‘e dek, yerleşmenin bel kemiği olan İcadiye Caddesi, Paskalya günlerinde ulaşıma kapatılırmış. Üzerine halılar serilir, çiçekler seğrilir, laternalar ortaya çıkarmış, üç gün üç gece dans edildiği olurmuş…

Mimar Cengiz Bektaş böyle aktarıyor yaşadığı semt hakkındaki düşüncelerini Hoşgörünün Öteki Adı: Kuzguncuk adlı kitabında. Orada yapılmak istenen kentsel dönüşüme karşı en büyük savaşı açanlardan kendisi. Haberiniz yok muydu? Bu güzel mahalle bir ara kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesiyle gündemdeydi. İBB 2016 yılında Üsküdar’da bulunan 16 mahalle için aldığı kentsel dönüşüm kararı uygulama aşamasına gelmişti 2018’de. 16 mahalleden biri olan Boğaz’ın incisi Kuzguncuk, İBB tarafından “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edildiydi.  Kentsel dönüşüm yapacak yer mi kalmamıştı Allah aşkına. Çok garip bir paradokstur bu. Tüm nitelikli mahallelerin dokusu bozulur, kentsel dönüşüm veya iyileştirme adı altında semtin sahipleri alandan çıkarılır. Semt soylulaştırılarak yeni sahiplerine verilir. Tarlabaşı veya Balat’da olduğu gibi. Artık eski dokusu kalmamıştır, komşular birbirini tanıyamayacakları yüksek yapılarda oturmaya başlar. Her yerde şimdi eleştirilen dikey mimari örnekleri görülür, buralarda yaşamaya başlar insanlar eskiyi yok ederek. Lakin bir yandan da mahalle dokusunu özlerler, gözlerini ender kalan mahallelere dikerler. Kuzguncuk’a diktikleri gibi. Böylece o mahallede oturma talebi artar, rant sinyalini alanlar başlarlar orada yeni konutlar yapmaya. Madem mahallede oturmak istiyordun veya şehrin yorgunluğunda oraya kaçıyordun neden izin verdin Kuzguncuk gibi mahallelerin yok oluşuna.

Tam da bu noktada bir film tavsiye etmek isterim sizlere. Geldiğimiz korkunç noktayı tüm gerçekliğiyle sunuyor: Son Çıkış. Yönetmen koltuğunda Ramin Matin (Kusursuzlar, Canavarlar Sofrası)’in yer aldığı film, bolca kentsel dönüşmüş şehirlerde yaşayan insancıkların belgeseli gibi. Filmde karakterin başına gelenler abartılı ama bir o kadar da olağan. İzlerken sinirleriniz bozulacak. Delireceksiniz. “Madem bu kadar nefret ediyoruz, neden bu döngünün içinde kalıyoruz?” diye…

Neyse ki Kuzguncuk şimdilik bundan biraz yırtmış gibi. Bir de güzel bostanı vardır, 17 dönümlük. Burası yapılaşmaya açılacaktı! Semt içinde kalan tek yeşil alan. Nam-ı diğer İlya’nın Bostanı. Kuzguncuk’un tarihi bostanı, hem taze sebze ve meyveleri, hem de son Rum sahibi İlya ile anılıyor. Bostan, son bostancı vefat ettikten sonra, Vakıflar Müdürlüğüne geçinde başlamış bu kötü sonu yapılaşmaya varması istenilen serüven. Uzunca hikayesini bu makaleden okuyabilirsiniz. Semt sakinleri öyle bir direndi ki, mümkün olmadı öyle bir şey. Örnek direnişlerdendir, nöbetler tutuldu günlerce. Doğal güzelliklerini hala koruyabilen, korkunç gökdelenlere ve AVM’lere karşı inatla direnen İstanbul’un şirin mi şirin bir mahallesi. Ezan sesinin, çan sesinin ve hazan sesinin birbirine karıştığı bir mahalle. Dört dinin buluştuğu Kuzguncuk’ta hoşgörünün simgesi olarak cami, havra, Ermeni ve Rum kiliseleri sırt sırta vermiş. Mahalle ruhu dediğimiz yapılarla oluşmuyor ki, yapılar ancak izin veriyor yaşayanların çeşitliliği ve bir araya geldiklerinde mükemmeli oluşturmasına. Bostanın yapılaşmasına da hep beraber direndiler işte. Bir etrafını saran, imar affıyla yasallaşmış gecekondularda oturan Kuzguncuklular katılmadı direnişe. Neyse kurtuldu mu kurtuldu. Şimdi o bostanda kolektif meyve-sebze üretimi yapılıyor, gezebilirsiniz.

İçinizi daha fazla sıkmadan, güzelliklerinden, renklerinden, seslerinden beslenelim.

Beylerbeyi ile Üsküdar arasında kalan minik sahil kasabası Kuzguncuk… Kayıt altına alınan tarihi XVII. yüzyıla dayanıyor. Semt sakinlerine göre ise tarihi çok daha eski. Evliya Çelebi’ye göre semt bugünkü adını 15. yüzyılda burada yaşayan Evliya Kuzgun Baba’dan almış. Ana cadde İcadiye’den semte girin. Hemen solda Beth Ya’akov Sinagogu, yanında da Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi var. Biraz ileride sağda Ayios Panteleimon Rum Kilisesibulunuyor. Boğaz yolu üzerindeki Ermeni Kilisesi Surp Krikor Lusavoriç’le yan yana yer alan Kuzguncuk Camii için Ermeni cemaati bahçelerinden yer vermiş. Bugün iki ibadet mekanı aynı yükseklikte kubbeye sahip, saygı detaylarda gizlidir. Deniz kıyısındaki Üryanizade Camii 1860 yılında II. Abdülhamid’in şeyhülislamlarından Üryanizade Ömer Efendi tarafından yaptırılmış. Sadece tarzının en güzel örnekleri arasında sayılan saçaklı ahşap minaresiyle değil, şirin bir yalıya benzeyen görüntüsüyle de dikkatinizi çekecek.

Tepenin eteğinde, güzel, ahşap bir köşk görürüz. Burası geçen yüzyıl sonlarında yaşamış bir aydın olan Cemil Molla’nın köşküdür. Alberti adında bir İtalyan mimarın yaptığı söylenir. Yapıda doğu ve batı mimarisi birleştirilmiş. Bir kültür merkezi görevi üstlenen Cemil Molla Köşkü’nde şiir ve musiki geceleri düzenlenirmiş. Köşk ayrıca imparatorluğun ilk telefonuna, özel sinemasına ve fotoğraf stüdyosuna ev sahipliği yapmış. Tavanlarının altın varakla bezendiği, pencerelerinin vitraylarla süslendiği köşkün mermer hamamı, sıcaklığını her zaman koruyabilmesi için zeminden kalorifer sistemi ile ısıtılmış. Deniz kıyısındaki, bahsettiğim zarif minareli küçük ahşap camiyi yaptıran da gene Cemil Molla’dır. Boğaz’ın öteki köyleri gibi burada da iskelenin yanında iki tanecik restoran vardır.

Daha ileride büyük, çekici Fethi Paşa Yalısı’nı görürüz. Pembe yalı… Yalı 1911 ve 1948 senelerinde İstanbul’u ziyaret eden, gelmiş geçmiş en muamma mimar Le Corbusier’yi kendine hayran bırakmış, güya. Bestekar Franz Lizst yalıda kalıp beğenisini ifade eden bir başka ünlü. Şimdi genel park olan tepenin üzerindeki korunun sahibi de aynı paşadır. Fethi Ahmet Paşa, ülkemizde ilk müzeyi kuran kişi aynı zamanda. Cephanelik olarak kullanılan Aya İrini’de kalmış silah ve malzemeyi düzene sokarak bu binayı müze haline getirmiş. Abdülmecit’in kardeşlerinden Atiye Sultan ile evlendi. Cumhuriyet döneminde yalı, yeni sahibi Fethi Paşa’nın torunlarından Şevket Mocan’ın adıyla anılmaya başlandı. Mocan dediğimiz zat Demokrat Parti milletvekillerinden. Kıskançlığıyla ünlüymüş meğersem. İki ayrı kadından olan iki kızı yalının şimdiki sahipleri. Kızlardan biri, TKP eski genel sekreteri Zeki Baştımar’ın akrabasıyla evlenmesine karşı çıkmış ama engelleyememiş. Dedikodu yaptık, ama sorun “neden” yaptık? Kuzguncuk’ta enteresan şekilde Türkiye sosyalizminin birçok ünlü kişisi yaşamış. Mehmet Ali Aybar, Oktay Rıfat burada oturmuş. Nihat Sargın burada yalı sahiplerinden. Nazım Hikmet burada epey vakit geçirmiş, üstüne bir de şiir yazmış. Bunlara dayanarak, herkesi bağrında yaşatan Boğaziçi’nin, Türkiye sosyalizminin doğuşunda da payı olduğu söylenebilir. Boşuna dememiş Bahçeli: “Boğaz’da viskisini yudumlayıp, oyunu verenleeer” :))

Kuzguncuk

Beykoz`da oturmalı
Beykoz`da çalışan adam.
Fakat Kuzguncuk şirin yerdir
ve gayet nefis yapar gül reçelini
pansiyoncu Madam
ve kızı Raşel…
Aynada bir kartpostal :
bir manzara Nis şehrinden.
İskemle, karyola, konsol…
Denize nazırdı pencereleri…
Güneşte tavana suların ışıltısı vurur,
karanlık şilepler geçerdi geceleri
insanı olduğu yerde
eli böğründe bırakarak…
Selim`in odası havadardı.
Kırmızı yazmalar kururdu yandaki boş arsada.
Sağda Cevdet Paşa yalısı.
Yalıda bir tavus kuşu
bir de Mebrure Hanım vardı.
Mebrure Hanım
tafta entariler giyerdi.
Çok ihtiyardı
ve mavi gözleri kördü.
Tentene işlerdi Mebrure Hanım.
Uyanır bir beyaz güle başlar,
uyurken dağıtırdı gülünü…
Merhum Cevdet Paşa yalısında
Mebrure Hanımı unutmuşlardı…
Beykoz`da oturmalı
Beykoz`da çalışan adam.
Fakat Kuzguncuk şirin yerdir.

Nazım Hikmet

Kuzguncuk’la Üsküdar arasında Paşalimanı vardır. Bu adın da kuşatma sırasında Baltaoğlu Süleyman Paşa’nın bazı gemilerini burada demirlemesinden geldiği söylenir. Buradaki eski çeşme, Abdülaziz’in hal’i olayına karışan (tahttan indirme) ve sonra bir suikast sonucu öldürülen Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından, 19. yüzyılın görkemlilik ölçülerine göre yeniden yaptırılır. Oldukça anıtsal bir çeşme. Paşa’nın yalısı da tam burada, kıyıdaydı. Nüfuz kullanarak fetva alıp, burada bulunan mezarlığı yalısının arsasına kattığı söyleniyor. Sevilmeyen bir paşaymış zaten. Para parayı çekmiş tabii, kızı da Beylerbeyi’nde yanan bir yalının sahibi Hasib Paşa’nın oğluyla evlenmiş. Zenginin malı, züğürdün yazısı gibi oldu, bu yazı.

İstanbul’un kalabalığından ve karmaşasından uzakta bir gün geçirmek için gidin, ama haftaiçi tercih edin. Haftasonu şirin mi şirin evlerinin önünde fotoğraf çektirme terörü başlıyor. Semt zaten bir dizi platosu. Ekmek Teknesi, Perihan Abla burada hayat bulmuştu. Mahalle özlemimizden yukarıda da bahsettiğim gibi rantı yüksek, ev almak-kiralamak yani yaşamak pahalı. Gün geçirmek, orada yaşıyormuş gibi hissetmek için gittiğinizde Tarihi Kuzguncuk Fırını’ndan simitinizi alıp doğru Çınaraltı Kahvesi’nin Boğaz’a nazır taburelerine. Sonra yapacak şey çok, sokaklarında yürümek, bostanında nefes almak, yola nazır kafelerinde oturmak, kitapçılarını, dükkanlarını, antikacılarını, sanat galerilerini gezmek keyifli şimdilerde. Kahvesinde oturup tüm dinginliğiyle okey oynayan amcalara katılmak istiyor insan.

 

Kaynak:
İlya’nın Bostanını Korumak: Kuzguncuk’ta Bir Mahalle ‘Landscape’i Özlemini Gerçekleştirmek, Amy Mills
http://mimdap.org/2013/11/yapylathmaya-direnen-kuzguncuklular-kazandy/

İstanbul Gezi Rehberi, Murat Belge

 

YORUM YAP