“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Semtler, Renkler ve Sesler: Nişantaşı

Rey kardeşlerin Lüküs Hayatı’nın ünlü şarkısı “Şişli’de bir apartuman/ Yoksa eğer halin duman” diye başlar. 33 yılında yazılan müzikal şarkısı aslında 100 yıl öncenin, 1920’lerin İstanbul hayatının portresini çizer. “Semtler, sesler ve renkler” yazı dizisinde önceden bahsettiğimiz Pera civarlarında oturmalıydı o dönemler herkes. Yüzyılın sonunda Pera yükünü tamamlayınca, iyice binaya ve insana doyunca; Teşvikiye taraflarına teşvik edildi İstanbullular. Art Nouveau binalarıyle birlikte buralara yerleştiler. Artık 20. yüzyıldaydı İstanbul, betonarmeli yerleşim hızlanmaya başlanmıştı.

Bir semt düşünün apartmanları olmadanki tarihi 1700’lere anca varsa da tarihi binaları güzel merdivenleriyle veya ilkel asansörleriyle sizi zamanda yolculuğa çıkarıyor. İstanbul’un en renkli, en güzel, en canlı ve en elitist semtlerinden birisi ya da birisiydi. İstanbul’a ayak basmayanların bile kesinlikle bildiği bu yer (Avrupa Yakası dizisinin etkisi olabilir), son yıllarda daha çok yabancı turistlerin, özellikle zengin Arapların rotasında. Çünkü sokaklarında dizili pahalı markaların mağazalarına artık Türkler biraz zor giriyor.

Pangaltı’dan başlayalım, Nişantaşı’nı gezmeye. “Banka Altı” tabirinin zamanla bozulmasıyla almış ismini. Ama şimdilik oraya sapmayalım. Teşvikiye yönüne doğru gidelim. Şişli’yi Nişantaşı tarafına bağlayan Rumeli Caddesi üstündeki Şişli Kaymakamlığı da milli mimarinin çarpıcı örneklerinden. Ama esas noktamız Teşvikiye Caddesi. Teşvikiye Caddesi üstünde 19. yüzyıl sonu ya da 20. yüzyıl başından türlü güzel binalar var.

Teşvikiye Camii, adından da anlaşıldığı gibi bölgede yerleşimi teşvik etmek için, 1854’te Abdülmecit tarafından yaptırılmıştı. Semtin bugünlerini, kira fiyatlarını görse gurur duyardı herhalde. Caminin avlusunda 3. Selim ve 2. Mahmut için konmuş iki menzil taşı vardır. “Nişantaşı” adı da bu işte bu taşlardan gelir. Camiye ait bir başka hikaye ise şöyledir: Cami ile ilgili bir de hikaye var; Smyrna’lı (bugünkü İzmir) Sabetay Sevi (1629-76) adlı bir Yahudi din adamı kendini mesih ilan etmiş. Buradan kendisi hakkındaki yazımızı da okuyabilirsiniz. Kısa bir süre sonra da yetkililer tarafından İslamı seçmeye ikna edilmiş(!), ama buna rağmen Selanik’e sürülmüş. Müridleri ise “dönme” olarak adlandırılmışlar. 1923 yılında yunanistan ve türkiye arasındaki mübadele sırasında, dönmeler türkiyeye gelmiş ve selanikliler olarak adlandırılanların birçoğu Teşvikiye civarına yerleşmiş. Daha sonraları Sabetaylar kendi inançlarına geri dönmüşler, caminin gizli bir bölümünde ibadetlerini yapmışlar.

Teşvikiye Karakolu da aynı dönemden. Maçka yönünde giderken, az sonra sağda, eski bankalardan İtibar-ı Mali Osmanlı AŞ’nin kurucularından, Rum banker ailesi Ralli’lerin apartmanı görünür. Soyut resmin ülkemizdeki öncülerinden Fahrelnisa Zeid, ilk kişisel sergisini 1945’te, ikincisini ise 1946’da burada açmış. “Art déco” ve “art nouveau” stilleri temsil eden Ralli Apartmanı’nın aynı zamanda Adnan Menderes ile yasak aşkı Suzan Sözen’in de buluştuğu yer olduğu da verebileceğim dedikodular arasında.

Daha ileride gene Giulio Mongeri imzasını taşıyan karşılıklı iki önemli yapı bulunur. Şimdiki Teknik Okul olan bina zamanında İtalyan Elçiliği olmak üzere tasarlanmıştı. Karşısındaki dört ayrı girişi olan – ve bir dairesinde Şair Abdülhak Hamit’in oturduğu- Maçka Palas 20. yüzyıl başında yapılmış, şıklığıyla dikkat çeken bir konut. Tanzimatı, birinci ve ikinci meşrutiyetleri ve cumhuriyeti gören şair-i azam mı burada oturuyormuş yalnızca? Hayır, semte entelektüel havayı birçok kişi getirmiş bu binada yaşayarak. Dönemin sosyal yapısı itibarıyla da bir cemaat hayatına ev sahipliği yapmıştır ki bu coğrafyada sıkça rastlanan bir hadise değildir bu. Bir entelektüel komün diyebileceğimiz “Maçka Palas cemaati”nde Kerime Nadir romanının tashihlerini yaparken, Celal Bayar’ın oğlu kitapları kaldırarak ağırlık çalışmakta muhtemelen; üst katta bir devrim mağduru olan Rus aristokratı Albay Gorodetzki Bey eskrim ve tenis çalışıp belki de ordu nişanına bakıp ağlarken, hemen yan komşusu Roni Margulies bıyıklarını uzatıp Elsa’sını aramaktadır. Aynı esnada, binanın doğu cephesinde Mesnevi Türkçe söylenmektedir ağır aksak. Apartman yönetimi var mıydı o zamanlar acaba, toplantıları nasıl oluyordu acaba?

Maçka Palas binası bugün geçici komünlere otel olarak ev sahipliği yapıyor. Eveti Park Hyatt Otel’e… 1922 yılında İtalyan mimar Mongeri (İstiklal Caddesi’ndeki St. Antuan Kilisesi’nin de mimarı) tarafından yapılan ve farklı zamanlarda eski cumhurbaşkanı Celal Bayar, roman yazarı Kerime Nadir; ve Galatasaray kalecisi Turgay Şeren’e ev olmuş. Duvardaki plaket ise şair Abdülhak Hamid Tarhan’ın 1937 yılında burada kalması anısına konmuş.

Tam karşısındaki devasa Anadolu Teknik Lisesi de yine mimar Giulio Mongeri tarafından 20. yüzyılın başında İtalyan Konsolosluğu olarak yapılmış. I. Dünya Savaşı binaya zarar verdiğinde bina hala tamam değilmiş. Savaştan sonra İtalyanlar konsolosluklarını Taksim’deki eski Venedik Sarayı’na açmayı tercih etmişler, böylece Mongeri’nin yaptığı bina tütün depolamak için kullanılmaya başlanmış. Binadaki çalışmalar 1970’li yıllara kadar tamamlanmamış ancak sonuçta ortaya olağanüstü güzellikte bir bina çıkmış. Maçka Palas’ın ardından İzmir Palas gözükür aşağıya doğru indiğinizde. Birinci Ulusal Mimari tarzının katışıksız son örneği olarak kabul edilen bu binayı İzmirli iş adamı Ahmed Süreyya Bey, Mimar J. D’Armi’ye tasarlatmış, cumhuriyetin kuruluşundan sonra.

Nişantaşı’nda Valikonağı Caddesi ile Süleyman Nazif Sokağı’nın kesiştiği köşede semtin klasik binalarından farklı bir yapı karşılıyor bizi. Bu süslü evi, değerli mimarımız Vedat Tek 1913-14 yıllarında kendisi ve ailesi için yapmış. Birinci Ulusal Mimarlık akımına göre inşa edilmiş konakta turkuaz çiniler, kalın kemerli pencereler ve asma katlar kullanılmış. Vedat Tek’in İstanbul’daki diğer çalışmaları arasında Sirkeci’deki ana postane binası ve Haydarpaşa’daki vapur iskelesi var. Konak, bugün Yekta Restaurant’a ev sahipliği yapıyor ama eğer yan kapı açıksa içeriye geçip mermer merdivenlere, çinilere ve süslü birinci kat tavanına mutlaka bir göz atın, ev olduğu zamanlarda ne kadar rafine bir dekorasyonu olduğunu göreceksiniz.

Vedat Tek Evi

Maçka Caddesi üstündeki Maçka Çeşmesi 2. Abdülhamit zamanında D’Aronco tarafından yapılmış. Spor Caddesi üstündeki Valide Çeşmesi ise tanzimat döneminde yapılan, rokoko üslubu ağır basan bir yapı. Spor Caddesi Beşiktaş’a yaklaşırken, Sultan Aziz’in tahttan indirilmesine kadar yapımını başlatamadığı camisine gelir sağlamak üzere inşa edilen Akaretler binalarına geliriz. Konumuz Nişantaşı olsa da buradan bahsetmemek olmaz, semtin devamı gibidir parıltısıyla. Hikayesi de ilginçtir. Şimdilerde lüks otellere, restoranlara (en azından pandemi öncesine kadar), sanat galerilerine, sergi salonlarına ev sahipliği yapan Akaretler’in tarihi 1975 yılına dayanır.

Dolmabahçe Sarayı’nın uzantısı olarak 1875’te Mimar Sarkis Balyan tarafından inşasına başlanan sıra evlerin yapımı Sultan Abdülaziz tarafından desteklenmişti. Akaretlerin yapım gerekçesine ilişkin farklı tezler bulunmakla beraber, en akla yatkın olanı, saray çalışanlarının kullanımına uygun lojmanlar yaratma fikridir. İlerleyen yıllarda bulunduğu semte de adını verecek olan bu lojmanlar, “Akaret Sıra Evleri” olarak adlandırılan konut tipinin İstanbul’daki en önemli örneği olur. Bugünkü adıyla Şair Nedim ve Süleyman Seba caddelerinin birleştikleri eğimli arazide kurulan Akaret Sıra Evleri, 138 konut birimini kapsar. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan kompleks, Cumhuriyet’in ardından çeşitli amaçlarla kullanılmakla birlikte, büyük bölümü genel müdürlük çalışanlarına mesken olarak tahsis edilir ve lojman özelliğini uzun yıllar korur.

Şişli’deki eve geçmeden önce bir dönem Atatürk’ün de ikamet ettiği Akaretler, bizim kuşak kendini bildi bileli sözde restorasyonu devam eden metruk alanların başında geliyordu. Bitişik sisteme sahip olması nedeniyle Cumhuriyet tarihi boyunca bina numaraları dahi değişmeyen bu kadim yapılar, yakın döneme kadar İstanbul’a ait değilmişçesine kentten ve hatta saraydan dahi kopuk algılanmaktaydı. 1980’lerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dalan’ın girişimleri ile Akaretlerin neredeyse 20 seneye dağılan çileli restorasyon projesi tamamlanmış olarak açılışı yapıldı.

Böylece semt turumuzun sonuna geldik. Keyifli, cıvıl cıvıl, renkli, kimlikli ve kişilikli haline dönsün Nişantaşı bir an önce tüm kullanıcılarıyla.

YORUM YAP