“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Sırlarla Dolu Asi Jön; James Dean

Indiana’da küçük bir kasabada doğar Dean, diş teknisyeni babası Santa Monica, California’da bir hastanede çalışmaya başlayınca ebeveynleriyle buraya taşınır. Dokuz yaşındayken annesi, kanser yenik düşer. Halası ve eniştesinin çiftliğinde yaşaması için Indiana’ya geri gönderilir. Santa Monica City College’a giderken okul için yanında bulunduğu günlerde, babasını neredeyse hiç görmez ve konuşmazlar.

Asla yerinde durmayan bir çocuk olan Dean, küçükken halası ve eniştesinin çiftliğinde bir trapezde sallanırken düşüp iki ön dişini kırmıştı. Dean’in çocukluk döneminde geçirdiği bu kaza sebebiyle ön dişleri takmadır. Dean, uzağı göremeyen bir miyop, kısa boylu ve zayıf bir atlettir. Indiana’daki lisesinde öne çıkan bir sporcudur; Basketbol, beyzbol oynar, atletizm takımındadır. Sırıkla atlamada başarılı olan, 1949’da mezun olana kadar ilçe rekorunu elinde tutan bir genç. Her şey buraya normal gözükse de. Dokuz yaşında ailesinden ayrılmak zorunda bırakılarak başladığı hayata, yirmi dört yaşında bugün veda ederek yüreklerde bir sızı ve sonsuz bir aşka dönüşen Dean’in hayatı, biraz buruk. Yüzüne, güzelliğine, karizmasına ve filmlerine aldanıp hiç derdi yok zannedenler varsa yanılıyor. James Dean küçük yaşta ailesinden ayrıldığında, daha bu ayrılığa alışamadan 11 yaşında emanet edildiği papaz tarafından tacize uğrar!
Kaliforniya Üniversitesi’nde James Whitmore’un drama atölyelerine katılması ile dizi ve filmlerde ufak rollerde kendisine yer bulmaya başlar. Daha büyüklerinde yer alabilmek için New York’a yerleşir ve bir yıl sonra Marlon Brando, Julie Harris, Mildred Dunnock gibi büyük isimlerle tanışır. Dean ve Brando hakkında bir de ilginç iddialar var; karanlık fantezi dünyaları.
Tanıştıkları gün James, kendini Brando’ya onun en büyük hayranı olarak tanıtmış, “kafam çok karışık ama emin olduğum tek şey sana duyduğum ilgi” demiş, aralarında Dean’in ölüm tarihlerini tahmin etme yeteneği üzerine kısa bir konuşma geçmiş, kendisininkini bilemese de, bir anlık suskunluğun ardından öpüşmeye başlamışlar. Daily Mail’in haberi bu. Diyor ki; Brando bu ilişkide James Dean’e pek de şefkatli davranmazmış. Başkalarıyla sevişir ve izletirmiş. Üzerinde sigara söndürdüğü de ikiliye dair sado-mazo ilişki iddiaları arasında. Dean daha sonra bunları bir küs, bir barışık erkek arkadaşı Manhattanlı reklamcı Rogers Brackett’a izleri göstererek anlatmış. Dean, Disney stüdyolarının sahibi Walt Disney ve yönetmen George Cukor ile üçlü bir grup seks de yapmış.
İddialar bir köşede dursun. Yıl 1952 olduğunda Dean, dahil olduğu Actor Studio zamanlarından ”The Immoralist” oyunu ile Hollywood’a giriş biletini almış olur. Buradaki rolü ile ”En İyi Yeni Oyuncu” Bloom ödülünü kazanır.
Ödülün ardından Warner Bros tarafından keşfedildir ve ilk başrolünü, 1955 yılında Cennetin Doğuşu (East Of Eden) ile alır. Filmde tanıştığı İtalyan oyuncu Pier Angel ile fırtınalı fakat hüzünlü bir aşk yaşar. Bu aşkın hazin sonunu, Pier Angel’ın annesi getirir; James Dean Katolik değildir ve ona göre böyle biriyle evlenilemez. Ayrılığın ardından ne Dean ne de Angel aradığı mutluluğu bulamaz ve Angel 39 yaşında aşık olduğu tek erkeğin James Dean olduğunu ifade eden bir not ile intihar eder. Gördüğünüz üzere inançlı olduğunu iddia eden insanlar tarafından öldürülmüştür. Zaten inanın ya da inanmayın, bu dünya, inançlı olduğunu iddia eden sahtekarlar yüzünden bu halde. Gerçi Türkiye’de yaşayıp buna inanmayan da ne biliyim…
Empire dergisi tarafından 1955 yılında sinema tarihinin en çekici 100 yıldızı arasına giren yakışıklı aktör, aynı zamanda ilk başrolü ile Oscar’a aday gösterilen altı erkek oyuncu arasında yer alır. Yine aynı sene kariyerinin en önemli yapımlarından biri olan “Rebel Without a Cause” filminde rol alır; Natalie Wood ile başrolü paylaşırken  o dönemde gençler üzerinde asi delikanlı imajını başlatan isim olur.

Yine 1955 senesi, her seyin olup bittiği senedir esasen. Devlerin Aşkı (Giant) filminde Elizabeth Taylor ile rol alır, zirvededir. Ve nereye gideceği belli değildir. Henüz yirmi dördüncü yaşında gerçekleştirdikleriyle efsaneleşir.
Maalesef bu yaş, onun son yaşıdır. Porsche 550 Spyder ile yaptığı trafik kazasında hayatını kaybeder. Arabanın lanetli olduğu söylentileri yayılmaya başlar. Kaza sonrası, söylentileri doğrular nitelikte olaylar meydana gelir ki Little Bastard’ın parçalarını alan her araç kısa süre sonra kaza yapıyordur. Böylece Dean’in aracı lanetli olarak anılmaya başlar. Ölümünden sonra aracı satın olan George Barris, arabanın dükkanına geldiği gün, römorkun üstünden düşüp bir çalışanının bacağına çarptığını ve bu kargaşa ve gizemin sonraki yıllarda da devam ettiğini anlatmıştır. Barris’in diğer iddialarına göre ise bir hırsız, direksiyonu çalmaya çalışırken düşüp kolunu kırmış ve o Porsche’un parçalarını satın alanlar ölümcül kazalar geçirmiş. Hatta Dean’in tamircisi çok sayıda intihar girişiminde bulunur lakin 1981’de alkollü araç kullanırken kaza geçirip ölmüştür. Arabanın şimdi nerede olduğunu kimse bilmiyor, ben de Barris’e güvenmiyorum. Lanetli olan James Dean ya da arabası değildi.
Erken yaşta kaybettiğimiz jönü, 11 Kasım 2020’de vizyona girecek bir filmde izleyeceğiz. Anton Ernst ve Tati Golykh isimli iki yönetmen ve yapımcı CGI teknolojisini kullanarak, James Dean’i seneler sonra deneyimleme şansı sunacaklar bizlere. Bu ikili aynı zamanda Dean’in ailesinden kalan görüntüleri kullanma hakkını elinde bulunduran Magic City Films isimli yapım şirketinin sahibi. Kanadalı Imagine Engine ve Güney Afrika’lı MOI Worldwide, James Dean’e yeniden hayat verecekler. Gareth Crocker’ın “Finding Jack” romanından uyarlama film, Vietnam Savaşı’nın ardından 10.000 ordu köpeğinin terk edilme hikayesi. Bu deneyim için sabırsızlanırken teknolojinin doğru kullanıldığında bu kadar müthiş bir şey oluşundan heyecan duyuyorum.
James Dean, 24 yaşında üç film, birkaç dizi, program ve tiyatro rolü ile hayata veda etmiştir. Onu bu denli efsaneleştiren; kısa sürede imaj yaratmış bir ikon oluşudur. Ölümünden sonra ise Oscar’a aday gösterilen ilk oyuncu olurken ölümünden sonra iki kere Oscar’a aday gösterilen tek oyuncudur. ”Sonsuza kadar yaşayacakmışsın gibi hayal kur. Bugün ölecekmişsin gibi yaşa” diyen James Dean, seni seviyor ve hayallerde yaşatıyoruz.
Sen ölümsüzsün…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP