“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Son Romantik: Sergey Rahmaninov

“Rahmaninov’un anısına;

Rahmaninov, çelik ve altından yapılmıştı. Kolları çelikten ve kalbi altından. Bu muhteşem insanı gözlerimde yaşlar olmadan düşünemiyorum. Onun yalnızca sanatçı tarafına hayran olmadım, onu bir insan olarak da sevdim.”

Dönemin en ünlü piyanistlerinden olan, Rahmaninov ile yakınlığı bilinen ve Rahmaninov’un 3. Piyano Konçertosu’nu ithaf ettiği isim olan Josef Hofmann, Rahmaninov’un ölümünün ardından üzüntüsünü bu şekilde dile getirmişti. 

Şüphesiz geçtiğimiz yüzyılın en önemli bestecilerinden olan Rahmaninov, Tatar kökenli ve aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Sankt-Peterburg‘taki öğrencilik yıllarında zor zamanlar yaşadıktan sonra, ailesi tarafından Moskova’ya gönderilmiştir. Burada oldukça sert ve disiplinli bir öğretmen olan Nikolay Zverev‘in evine yerleşen Rahmaninov, Zverev’in müzisyen arkadaşlarıyla da tanışma şansı yakalamıştı. Tanıştığı insanlardan bir tanesi de; bestelerini yaparken yoğun şekilde etkisinde kalacağı ve ona yeni ufuklar açacak olan Tchaikovsky’den başkası değildi. 

Tchaikovsky’nin müziği, aynı dönemde eserler vermiş olan Balakirev, Borodin, Cui, Mussorgsky ve Rimsky-Korsakov’dan oluşan Rus Beşleri tarafından “Batılı ve formalist” olmakla sert bir şekilde eleştirilmiştir. Rus Beşleri’nin yaptığı müzik büyük ölçüde Rus folkloru ve oryantalizme dayanıyordu. Tchaikovsky’nin bayrağının taşıyıcılığını üstlenen Rahmaninov da zamanla Rus Beşleri’nin eleştiri oklarının merkezindeki isim haline gelmişti. Bestelemiş olduğu ilk senfonisinin uğradığı hezimet ve sonrasında César Cui’nin yaptığı ağır eleştiriler, onu yaklaşık 3 yıl sürecek bir depresyon çıkmazına sürükler ve Rahmaninov, 3 yıl boyunca neredeyse parmağını bile oynatamaz bir duruma gelir. 

“Onların saçma kakofonisi, 30. yüzyılda bile müzik olamayacak”

Öte yandan, Rahmaninov’un ilk senfonisi, dönemine göre oldukça modern bir kimliğe sahipti. Cui, Rahmaninov için “Rahmaninov, bayağılıktan kaçınıyor. Muhtemelen güçlü ve derinden hissediyor. Muhtemelen bu duyguları alışılagelmiş formların dışında ifade etmeye çalışıyor.” yorumunu yapmıştır. Ancak Cui’nin Moskovalı bestecilere karşı önyargısı o kadar yüksekti ki, 1904 yılında yazdığı bir mektupta Rahmaninov ve atonal bir müzik anlayışını benimseyen Richard Strauss’u bir araya getirerek “Onların saçma kakofonisi, 30. yüzyılda bile müzik olamayacak.” notunu düşmüştür. 

İkinci senfonisi için çeşitli eskizler yapmaya başlamış olan Rahmaninov, ağır eleştirilerin altında ezilerek paramparça olmuştu. Eskizlerini de terk ederek 3 yıla yakın bir süre hiçbir şey bestelemedi. Aile üyelerinin ve yakın çevresinin ısrarları üzerine, hipnoterapi üzerine çalışan Nikolay Dahl ile görüşmeyi kabul eder. Hipnoterapi ve psikoterapi yöntemlerinin kullanıldığı tedavi programı 3 aydan fazla sürer. Bu sürecin sonunda nihayet olumlu bir sonuç ortaya çıkar. Rahmaninov, onu üne kavuşturan ilk eseri olan 2. Piyano Konçertosu’nu tam da bu dönemin bitiminden sonra besteler. Kendisi bu eserini doktoru Nikolay Dahl’a adadığını açıklamıştır. Bu dönemde bestecilikten ziyade solo piyano kariyerine ve orkestra şefliğine ağırlık veren Rahmaninov, 2. Piyano Konçertosu’nun ilk temsilinde bizzat kendisi piyano çalmıştır. Öte yandan, Rahmaninov’un başarısızlığa uğrayan ilk senfonisinin izlerini ölümüne kadar taşıdığı söylenir. Rahmaninov’un yaşama veda ettiği 1943 yılına kadar ilk senfonisi bir daha hiç çalınmamıştır. Rahmaninov’un ölümünün ardından, 1944 yılında bestecinin yaptığı farklı enstrüman partisyonları keşfedilmiş ve deyimi yerindeyse eser yeniden inşa edilmiştir. Eserin ikinci temsili, on yıllar sonra 17 Ekim 1945’te Moskova Konservatuarı’nda gerçekleştirilmiştir. 

“Liszt kadar teknik ve Beethoven kadar dokunaklı.”

Rahmaninov’un hayatını iki döneme ayırıp incelemek mümkündür. Aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Rahmaninov, etrafındaki politik gelişmelere karşı kayıtsız bir hayat sürdürüyordu. Çarlık Rusya’da artan siyasi gerginlik yalnızca Rahmaninov’u değil, tüm kültür-sanat faaliyetlerini etkiler duruma gelmişti. 1906 yılında Almanya, Dresden’e taşınan aile, 1909 yılına kadar orada yaşar. Almanya yıllarında, Leipzig’e gerçekleştirdiği bir gezi sırasında İsviçreli ressam Arnold Böcklin’in Ölüler Adası (Isle of the Dead) adlı eseri, Rahmaninov’un aynı isimle bestelediği senfonik şiirinin teması olarak karşımıza çıkar. Yine ilk senfonisinin üzerinden tam 12 yıl geçtikten sonra 2. senfonisinin üzerinde çalışmaya başladığı dönem de Dresden’e taşındıkları döneme denk gelir. 2. Piyano Konçertosu gibi, 2. senfonisi de büyük beğeni toplayan Rahmaninov kendine olan özgüvenini ve saygısını adeta küllerinden doğarak yeniden kazanır. Ardından 1909-1910 sezonunda hem piyano çalması hem de orkestrayı yönetmesi için Amerika’ya davet edilir. Sadece yaz tatillerinde, ülkesine geri dönen Rahmaninov; bu ziyaretlerin bir tanesinde en ünlü eserlerinden biri haline gelen 3. Piyano Konçertosu’nu besteler. Bu konçertoyu ise Amerika’da yaşadığı dönem yakınlık kurduğu piyanist Josef Hofmann’a ithaf etmiştir. Konçertonun temsiline ilişkin en dikkat çeken şey ise, ikinci temsilin Gustav Mahler tarafından yönetilmesi ve besteci-solo piyanist olarak Rahmaninov’un bu temsilde yer almasıdır. Konçerto icra edilmesi son derece zor bir tekniğe sahip olup aynı zamanda duygu yüklü havasıyla dikkat çeker. Bu anlamda Rahmaninov’u bu kadar özel kılan şeyin Liszt kadar teknik ve Beethoven kadar dokunaklı piyano eserleri üretmesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 

“Beste yapma arzumu geride bıraktım, ülkemi kaybederek kendimi de kaybettim.”

1915 yılına gelindiğinde bir başka besteci ve piyanist olan, Rahmaninov’un yakın arkadaşı Alexander Scriabin’in ölümü, Rahmaninov’u sarsmıştı. Scriabin’in ailesini mali anlamda destekleyebilmek için Scriabin’in eserlerine adanmış bir piyano resitali turnesine çıktı. Rahmaninov’un yakasını bırakmayan felaketler bununla da sınırlı kalmadı. Aynı yaz, Finlandiya’ya giden Rahmaninov, oradayken yine yakın olduğu bir ismin, Sergey Tanayev’in ölüm haberini aldı. Rahmaninov’un hayatı 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi ile birlikte bambaşka bir yöne savrulmuş oldu. Aristokrat kökeninden dolayı, devrim sonrası ülkesini terk etmek zorunda kalan Rahmaninov, Amerika’ya yerleşir. Hayatının sonuna kadar tüm zamanını burada geçirir ve ölümünden kısa bir süre önce de Amerikan vatandaşı olur. Amerika yıllarında kısıtlı sayıda eser besteler, hayatını orkestra şefliğine ve piyanistliğe adar. Neden beste yapmayı bıraktığı sorusuna sonraları şu açıklamayı getirmiştir, “Beste yapma arzumu geride bıraktım, ülkemi kaybederek kendimi de kaybettim.” 

1917 yılında Rusya’dan ayrılmadan önce 4. Piyano Konçertosu için kollarını sıvayan Rahmaninov, eserini 1926 yılında tamamladığında Leopold Stokowski’ye ithaf etmiştir. Önceki piyano konçertolarından da izler taşıyan 4. Piyano Konçertosu, George Gershwin’in 1924 yılında tamamladığı Rhapsody in Blue adlı eserinin etkisi altındadır. Dolayısıyla çeşitli caz tınıları taşır. Aynı dönem bir başka Rus piyanist Vladimir Horowitz’le yakın bir ilişki kuran Rahmaninov ve Horowitz sonraki dönemlerde de birbirlerini desteklemeye devam etmişlerdir. Horowitz’in 1942 yılındaki 3. Piyano Konçertosu performansı için Rahmaninov şu sözleri sarf etmiştir, “Konçertomun her zaman bu şekilde çalınması gerektiğini hayal etmiştim ancak dünyada asla bunu duyabileceğimi düşünmemiştim.”

1942 yılının ilk kısmında hastalanan ve hastalığı ağır seyretmeye başlayan Rahmaninov, kendine sıcak havanın iyi geleceğinin söylenmesi üzerine Kaliforniya’ya taşınır. Bir süre burada yaşadıktan sonra, 1 Şubat 1943’te ölümünden kısa süre önce Amerika vatandaşlığına geçirilir ve seremoni için tekrar New York’a döner. Sağlık durumu gittikçe daha da ağırlaşan Rahmaninov’un durumunda herhangi bir iyileşme görülmez. Buna rağmen sahnelerden uzak kalamaz Rahmaninov. 17 Şubat’taki son resitalinde Chopin’in meşhur Cenaze Marşı’nı içeren 2 numaralı piyano sonatını icra eder. Bu oldukça ironiktir, bu performanstan neredeyse bir ay sonra hayata veda eder. 

Rahmaninov, hayatı boyunca ciddi duygusal çöküntüler yaşamış ve yaşamının son dönemlerinde ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalmıştır. Buna rağmen onun müziğe olan bağlılığı ve tutkusu, geride bıraktığı 3 senfoni, 4 piyano konçertosu, “Senfonik Danslar ve Ölüler Adası” gibi 20. yüzyıl müziğine damga vurmuş eserlere bakıldığında, günümüzden bile gıpta edilerek görülmektedir. Rahmaninov, Tchaikovsky’den devraldığı bayrağı başarıyla, hayatının son saniyesine kadar taşımıştır. O, şüphesiz, romantik dönem Rus klasik müziğinin son büyük bestecisidir. 

Rahmaninov’un en bilinen eserlerini şu liste üzerinden dinleyebilirsiniz: 

Rahmaninov’un müziğinin tutkusu üzerinizde olsun,

Sevgiler.

YORUM YAP