“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

“Beni öldürmek istiyorlar.”

Otuz yaşında dünyayı boykot edercesine kırgın ve küskün şekilde kendini öldüren Suphi Kanerin vazgeçtiği gün bugün. Hep Hollywood ve onun mahvettikleri, yarattıkları, doğurdukları ve öldürdüklerinden bahsediyoruz!  Peki ya ilginç yaşamlara ev sahipliği yapmış Yeşilçam?Bir sistemin egemeni kimseleri tarafından ölüme sürüklenen bir adam kendisi! Biliyor musunuz hiç birinin hikayesi onun ki kadar dramatik ve hüzünlü değil üstelik!

Peki kimdir bu Suphi bey?

Hadi onu tanıyalım!

Suphi Kaner 1933 yılının 19 Ocak günü İstanbul- Cerrahpaşa’da doğar. Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. yılı geride bıraktığı, memleketin en parlak seneleri hani; ülkede bir bayram havası zamanları ah be! O huzur mutlulukla yaşamak vardı! Bize kalan böyle hüzünlü, stresli, hep korku içinde, bedbaht seneler oldu! Neyse hangi dönemden yaşarsak yaşayalım, hep bir adaletsizdir hayat. İşte bizim Suphi Kaner ve ailesi de o mutlu dönemin mutsuzlarından. Suphi, telgraf hatlarını kontrol işiyle uğraşan babası Ömer Efendi’yi çok küçük yaştayken kaybeder. Kendilerine ait bir haneleri de yoktur. Annesi Nazime Hanım çeşitli temizlik işleriyle uğraşarak oğluna bakmaya çalışan bir kadındır.

Daha çocuk yaşta olan Suphi de hal böyleyken, çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalır. Okuldan kalan zamanlarda ayakkabı boyacılığı, elektrikçilik, marangozluk gibi işler yapar.

Nitekim o dönem sinemalarda fıstık ve gazoz satmaya başlaması, onun ilk defa beyaz perdeyle tanışmasıdır. Suphi Kaner iyiden iyiye sinemaya karşı bir aşk duymaya başlar. O yıllarda oyunculuğa gönlünü kaptırır. Yazarlığı da vardır Suphi Kanerin. Hikâye ve şiir yazar. Yazdığı hikâyeleri yayınlatmak üzere götürdüğü gazetenin yazı işleri müdürü, Bununla para kazanamazsın. Gel en iyisi gazete sat” der ve Suphi Kaner o işi de yapar. Sonra yine bir sinemada yer göstericiliği yapmaya başlar, derken;

 

 

İlk defa 1946 yılında Eyüp Halkevinde sahneye çıkar, Süt Kardeşler” ve Mozambik” revülerinde oynar. Ardından da Yeşilçama gelir. Film yazıhanelerinde çalışmaya başlar. İlk olarak kamera arkası işlerde çalışmaya başlar, Yeşilçam’ın hamallığını’ yapar Suphi bey! Fikret Hakan ve Öztürk Serengil en yakın dostları olur.  Ya kahvelerde ya da Fikret Hakan’ın annesinin evinde yatmaya başlarlar. Her gün beş parasız oyuncu kahvelerinde iş bekliyorlardır ve o iş bir türlü gelmiyordur. Fikret Hakanla birlikte Sahne 8” adlı bir tiyatro grubu kurup turnelere çıkarlar. Turne büyük yankı uyandırır ve artık Öztürk Serengil, Fikret Hakan ve Suphi Kaner her yerde aranan oyuncular haline gelirler!

 

 

Zamanla Fikret Hakan da Öztürk Serengil de Suphi Kaner de, yaşadıkları çileli ve yoksul günlerden sonra, Yeşilçamda dikiş tuttururlar böylece. Suphi Kaner başrollerde oynamaya başlar. Halktan, sevimli tiplemeleriyle sevilen bir komedyendir. Artık günlerce film teklifleri bekleme devri bitmiştir, setten sete koşar.

 

 

Sene olur 1959, güzel hayallerle evlenir Suphi bey, Aşkın ve Taşkın adında ikizleri olur. Artık sadece eşi ve ikizleri vardır hayatında. Onlar için yaşar, onlar için daha çok çalışır.  Fakat acımasız Yeşilçam’ın diğer yüzünü gösterme zamanı gelmiştir! Yaşadığı yoksul ve çileli geçmişin yarattığı tahribat yakasını bırakmamış, taşıdığı izler, yaşadığı hayal kırıklıkları sürekli yalnızlığa ve bunalıma iter Suphi Kaneri..

O da birçok meslektaşı sanatçı gibi, örnekse Yıldırım Önal, Cahide Sonku, Tugay Toksöz gibi dostluğu içkide aramıştır en paralı, en yoksul günlerinde de. Yeşilçam’ın sevimli güldürü ustası bunalıma girdiği günlerde iki kez intiharı dener. Alkolle sorunu olduğu için setlerde de sorunlaryaşar, film şirketleriyle arasında anlaşmazlıklar çıkar.

Alkolle olan sıkıntısı giderek kötü bir hal alır. Öyle ki 1961de şöyle bir ilan verir bir sinema dergisine;

Sayın seyircilerim ve meslektaşlarım… 24. 11. 1961 tarihinden itibaren, on yıldan beri devamlı olarak içtiğim içkiyi, gerek sıhhatim ve gerekse dostlarıma karşı davranışlarımın anormalleşmesi bakımından bıraktım… Bundan böyle, her kim beni içki içerken veya içkili görürse kendilerine tarafımdan 1000 TLsı ödenecektir. Hürmetlerimle.”

Suphi Kaner içmeye bu ilandan sonra da devam eder.

Ve1963te sonunu hazırlayan olay gerçekleşir.

Nevzat Pesene ait şirketle bir film çekmeye başlayan Kaner, alkolün hayatını mahvetmesine neden olacak hareketi yapar ve çekimlerin ortasında filmi bırakır.

Nevzat Pesen çıldırır. Derhal filmi yarıda bırakıp kendini zarara sokan Suphi Kaneri Prodüktörler Cemiyetine bildirir. Şikayetçi olur. 1960larda KADİR SAVUN ile birlikte Azim Filmi kurarak kısa bir süre yapımcılık yapan ama yapımcılığa çok ısınamayan Kaner, bu sefer yapımcıların eline düşer. Kaner üzerinden bütün oyunculara mesaj vermek isteyenler ibretlik bir eylemle korku salarlar. Kaner alkolik olduğu için çok rahat harcanası bir kurban. Prodüktörler Cemiyeti 1963’ün haziran ayında bir bildiri yayınlayarak ne kadar film şirketi varsa gönderir ve …Oynamayı kabul ettiği rolü filmin yarısında bırakarak film şirketini maddi, manevi zarara soktuğu için” anlaşmazlık çözülene kadar Suphi Kanere iş verilmemesini rica eder.” 

Elbette kimse tek iş vermez. Sıfır anlayış, sıfır empati. Oyuncuların da bir derneği, sendikası olsa bunu yapabilecekler miydi acaba? Sanmam! Bu boykottan sonra sinemamızın önemli ve yetenekli aktörü Suphi Kaner en verimli günlerinde, işsiz kalır. Nevzat Pesen ismini unutmamak lazım! Suphi Kaner boykot kararına tepkilidir ve yapımcıları, film şirketlerini suçlar. Ölümünden birkaç gün önce ziyaret ettiği Ses dergisinde yaptığı söyleşide şunları söyler:

Yeşilçama geldiğim gün on beş liram vardı, işte şimdi on liram var. Ama ben o film prodüktörleri için hayatımı, kanımı, canımı verdim. Onlar benim iş hürriyetimi tahdit etmek cesaretini nereden buluyor? Bu insan haklarına aykırıdır, insan haklarını çiğnemektir. Fakat onlara göre ben insandeğilim ki… Prodüktörler Cemiyeti beni halktan ayırmak istiyor. Otuz milyon seyircinin tebessümlerini çalmaya kimsenin hakkı yok! Beni öldürmek istiyorlar, ama ben bile öldüremiyorum. İki defa intihar ettim, ölmedim.” Bu sözleri söylerken gözlerinden yaşlar boşanır Suphi Kanerin. Sakinleşince sürdürür konuşmasını: Türkiyedeki bütün kameraları sırtımda taşıdım. 18 yılda bu hale geldim. Hamalı aktör diye karşılarında görmek ağır geliyor. Aktör’ün cemiyeti, sendikası yok. İki çocuğuma dua etsinler, şimdi daha temkinli, daha efendice mücadele edeceğim. (…) İçkiyi aleyhime silah olarak kullanıyorlar. Bu olayların içki ile ilgisi yok. Beni röntgencirolüyle seyircilerimin karşısına çıkarmak istediler. Onu fark edince terk ettim. Beni seven seyircilerimin hanımlarına ben kötü gözle asla bakamam. Rol bile olsa bakamam.”

Seyirci karşısında kötü adam olmak istemiyordur Kaner. Aslında biraz duygusal ve profesyonellikten uzak ama duyarlıdır. Fakat Yeşilçam ve insanlar acımasız. Duyarlı ve içine kapanık Kaner’in dişiyle, tırnağıyla mücadele ederek yoksulluklarla, çilelerle boğuşarak geldiği yerde onurlu mücadelesini sürdürmek istemesi kimsenin umrunda değildir.  O da birçok benzerigibi yalnızdır, kırgındır, küskündür. Suphi Kaner’in imajını zedeleyecek bir rolü oynamak istemediği gerekçesiyle boykota maruz kaldığını bildirenler de mevcuttur. Sonuç olarak birtakım sebepler dolayısıyla Yeşilçam’ın parlak oyuncularından biri, Türk sinemasının güldürü ustalarından biri, sempatik bir enerji Suphi Kaner, 1963 yılının Ağustos ayında, henüz 30 yaşındayken arkadaşı Afif Yesarinin evinde, üç tüp Nembutal” adlı haplardan içip intihar ederek yaşamına son verir. Bir babanın evlatlarını bırakıp gitme kararı alabilmesi için nasıl bir çıkmaz içinde harap olması gerekmektedir hiç düşündünüz mü? İntihar zayıflık olduğu kadar güç ve cesaret de isteyen bir şey! Başka bir çözüm bulamayan en güzel ruhları bile o noktaya nasıl getirebilir bu hayat ve insanlar? İnsanlar yaşamayı bilmiyor. Bazen bilemiyor. Ve bundan bütün etkenlerin rolü büyük. En çok da biz insanlar…

Suphi Kanerin iki çocukla ortada kalan eşinin kapısını birkaç ay boyunca belki çalar belki çalmaz onu intihara sürükleyen Yeşilçam yapımcıları. Nasıl geçindiler, nasıl büyüdüler kimse bilmez. Ancak 1980de haber alınabilir Kaner ailesinden. İkizlerden kız olanı, Aşkın Kaner, kocasıyla birlikte tutuklanmıştır. Sol bir terörist örgüte mensup olduğu iddia ediliyor ve bazı cinayetlerden, bombalamalardan, gasplardan sorumlu tutuluyordur.

Yeşilçam’ın en eski oyuncularından birisi olan yakın zamanda kaybettiğimiz Ferdi Merter de Suphi Kaner’i yakından tanıyan isimlerden biridir. Ve Merter de, o yıllarda yapımcıların fazla para kazanmak için türlü işler çevirdiklerini ve Suphi Kaner’in esasında bu tür yapımcılar dolayısıyla bunalıma girip intihar ettiğini söylemektedir.

Öztürk Serengil de Suphi Kanerin öldürüldüğünü düşünenlerden;

Yıllarca sırtından deve yükü para kazananlar, ondan intikam almak için fırsat kollamışlar, filmlerine zamanında başlamadığı gerekçesiyle, Ermeni sinemacılar Kaçoni kardeşlerin de baskısıyla boykot kararı alarak adamın sinema hayatını söndürüp intihar ettirmişlerdi.” sözleriyle bunu dile getirmiştir. 

Suphi Kaneri Öztürk Serengil’den sormalı. Onlar zor günlerde birbirlerine iki yoldaştılar. Çok anmadı adını o ayrı. İnsanlar nankör olabiliyor; 

Gülerken ağlatan, ya da tersine ağlarken güldüren… Suphi, hiç zorlaması olmayan bir komedyendi. Allahın ona bağışladığı, fevkalade zengin mimiklerle donanmış bir yüzü vardı. İnandırıcı bir yüzdü, hatta bin yüzdü. Suphi, Paul Muni gibi bir aktördü aslında. Belki sinema ve tiyatro eğitimi yoktu, ama dogmatik komedyendi. Öldüğünde değil Türkiye, Avrupa büyük bir komedyen kaybetmişti. Suphide gelmiş geçmiş öbür komedyenlerde olmayan bir sahne kişiliği vardı ki kolay rastlanır bir meziyet değildir. Ben, Suphi Kaner gibi büyük bir komedyenin arkadaşıydım. Bundan büyük bir övünç kaynağı olamaz benim için.

Suphi Kaner’i linç ettiren Nevzat Pesen’dir. Sen kendi davanı hukuki yollarla arayabilirsin, hakkındır. Lakin bütün dünyayı o kişiye cephe aldırıp yalnızlaştırmak, lisedeki zorbalıklardan farklı değildir. Arkadaş arasındaki, toplum içindeki sayısız benzer zorbalıktan farklı değildir. Kimseyi çaresiz ve yalnız bırakarak hayatınıza devam edemezsiniz, karma sizi bulacaktır. Nitekim Nevzat Pesen bir gün aniden kendini Etiler’deki evinin apartman boşluğuna bırakmıştır. 

Bazen rüya gibi hayatınızı kabusa çevirmek sizin elinizdedir. İnsan ne yapacaklarının kararını kendi hür iradesiyle alsa da herkesi düşünerek, en çok da evreni düşünerek vermeli. Bireysel eylemlerimizin çoğalarak bir insanı yaşamama noktasına getirebileceği ihtimalini aklımızdan çıkarmamak gerek. 

İnsanın da insan olmayı öğrenebildiği günlere…

Sevgi ile…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

yorumlar (1)

  • Avatar

    İsmail

    Eşi ender abla çok sevdiğim komşumdu, küçükken bahçelerindeki erikleri kirazları hep ben toplardım, evlerine her girdiğimde kocaman suphi kaner posterini görürdüm ama tanımazdım, işe gitmiş ve gelecek kocası olarak tanıdım yıllarca, güzel insanlardı vesselam

    reply

YORUM YAP