“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Tarihin En Etkili Moda Tasarımcıları

Bugün üzerine yazdığım konu; muhtemelen daha önce isimlerini hiç duymadığınız, tarihteki en etkili 5 moda tasarımcısı… Hepsi de kadın.

Orta Çağ’dan beri birçok prestijli işte olduğu gibi yüksek terzilik işi (haute couture dediğimiz) – yani işin tasarım ve pahalı kumaş kullanma kısmı – erkek işi olarak kabul ediliyordu. Kadınlar, terzi adı altında anca terzi yamağıydı, yorucu işlerini üstlenirdi, “yap” denileni yapardı. Sistem bunu normalleştirmişti, kadınlar da boyun eğmişti.

1675’te Fransız terziler, moda endüstrisinde eşitlik için çabalayan kadınların uzun sürecek tarihini başlatarak, kendi başlarına kıyafet üretme hakkı için toplu olarak savaşmak adına bir lonca kurdular. Üç asırdan fazla bir süre geçti lakin kavgamız hala bitmiş değil. Bir dönüm noktası olan 2018 raporu, büyük moda markalarının yalnızca %14’ünün kadın yöneticiler tarafından yönetildiğini ortaya koydu.

Bu eşitsizlik neden zaman içinde de devam etti? Bu, Massachusetts, Salem’deki Peabody Essex Müzesi’ndeki yeni bir serginin zeminini dayadığı ilgi çekici bir soru. Made It: The Women Who Revolutionized Fashion adlı sergi, modaya damgasını vuran kadın tasarımcıları, zanaatkârları ve alanında inovasyon yapan kadınları öne çıkarıyor.

Serginin küratörü Petra Slinkard, “Kadınların moda tasarımına nasıl katkıda bulunduğuyla ilgileniyor olsak da, ortaya çıkan birçok başka hikaye var” diyor. Tarihin büyük bir bölümünde kıyafet yapmanın kadınlar için kabul edilebilir ender mesleklerden biri olduğuna dikkat çekiyor, küratör. Ancak kadın işçiler çoğu zaman en tehlikeli ve yıpratıcı işi yapıyorlardı. Fransız terzilerin bir lonca kurmasından iki yüzyıl sonra, New York City’deki Triangle Shirtwaist Fabrikası yangınında çoğu kadın 145 işçi hayatını kaybetmiş.

Bugün kadınlar, dünyadaki en düşük ücretli işçilerden olan 40 milyon hazır giyim işçisinin %85’ini oluşturuyor. Slinkard, “Kadınların iş seçenekleri sınırlı olduğundan, kadınlara feda edilebilir muamelesi yapıldı” diyor. “İşverenler ayrıca kadınlara kendilerini destekleyebilecek kocaları olduğu için daha az ödeyebileceklerini düşündüler ancak göreceksiniz ki sergide birçok bekar anneye yer veriyoruz.”

Peabody Essex’teki sergi, tarih tarafından büyük ölçüde görmezden gelinen ve unutulan ancak yine de modayı dönüştürmeyi ve her gün giymeye devam ettiğimiz kıyafetleri şekillendirmeyi başaran onlarca kadının çalışmalarını sergiliyor. Gelin bu 5 kadının hikayesine birlikte göz atalım.

ELIZABETH KECKLEY

1818’de Virginia’da köle olarak dünyaya gelen Keckley, ne yazık ki sahibi(!)nin ailesi için çalışmaya zorlandı, taciz ve tecavüze uğradı, bu da 14 yaşında hamile kalmasına neden oldu. Borçtan kurtulmak için bir terzi olarak Keckley’in becerisine güvendiler. Sonunda özgürlüğünü satın alacak kadar para kazanabildi. Washington, D.C.’ye taşındı. Mary Todd Lincoln başkente, Başkan Abraham Lincoln’ün eşi olarak First Lady ünvanıyla geldiğinde, Beyaz Saray terzisi olarak Keckley’i işe aldı. Daha sonraki yıllarında Keckley, Ohio’daki siyahi bir insanın sahip olduğu ve işlettiği ilk üniversite olan Wilberforce Üniversitesi’nde öğretmenlik yaptı ve burada becerilerini diğer siyah genç tasarımcılara aktardı.

LUCY DUFF GORDON

İngiliz tasarımcı, günümüz moda şovlarının temelini oluşturan ilk “manken geçit törenlerini” geliştirmesiyle tanınıyor. 1893’te kocasından boşandıktan sonra Londra’da Maison Lucile adında bir dükkan açtı. İç çamaşırlarından ilham alan, dantelli, vücudu saran elbise tasarımları, geniş eteklerin hala norm olduğu bir dönemde göze çarpıyordu. Eşsiz tarzına ek olarak, Gordon aynı zamanda parlak bir pazarlamacıydı. Görünüşünü sergilemek için en iyi iç mimarları işe alarak özel müzik ve ışıklandırma içeren performanslarda genç kadınların kıyafetlerini giydiği etkinlikler düzenledi. Yirmi yıl sonra Londra, Paris, New York ve Chicago’da film yıldızları, kraliyet ailesi üyeleri ve sosyeteyi giydirdiği mağazaları vardı.


ANN LOWE

Lowe, köleleştirilmiş bir kadın ve bir plantasyon sahibinin torunu olarak 1898’de Alabama kırsalında doğdu. Her ikisi de terzilerin olduğu annesinden ve büyükannesinden dikiş dikmeyi öğrendi. 1917’de New York’ta Taylor Design School’da okumak için başvurdu; öğretmenleri onun siyah(!) olduğunu fark edene kadar sürdü şansı. Fark edilince tek başına bir odada derslere katılmak zorunda kaldı, ama tasarımları o kadar iyiydi ki, gelecekteki öğrenciler için emsal olarak kullanıldılar. Bu zorluklara rağmen Lowe, büyük bir başarıya dönüşen bir giyim mağazasını – Madison Bulvarı’nda siyahların sahip olduğu ilk işletme – açtı. Hayatı boyunca birçok ünlü kadını giydirdi, ancak katkıları çoğu zaman fark edilmedi. Olivia de Havilland’ın 1946 yapımı To Each His Own filminde En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü’nü almak için giydiği elbiseyi tasarladı; ancak kıyafet etiketindeki Lowe’un adı yerine etiket, Lowe’un tasarımlarını satan bir mağazanın adı; “Sonia Rosenberg” yazıyordu. Low, Jackie Kennedy’nin 1952’de giydiği ikonik gelinliği de tasarladı. Christian Dior ve Yves Saint Laurent gibi çağdaşlar ünlenirken, Lowe çoğunlukla unutulmuştu. Serginin küratörü Slinkard, “Kennedy’yi giydirmesi gerektiği için asla itibar edilmedi” diyor. “Katkıları o sırada bildirilmediğinden, büyük ölçüde tarihin dışında bırakıldı.”


PAULINE TRIGÈRE

Yahudi olan Trigère, 1937’de Nazilerden kaçmak için Paris’ten ayrıldı. New York’a bekar bir anne olarak geldi ve 1940’larda erkek kardeşiyle bir hazır giyim işi kurdu. Giyim söz konusu olduğunda, Trigère bir yenilikçiydi: Tulumu yüksek moda ifadesine dönüştürdü, ters çevrilebilir dış giyim yarattı ve büyük bir hit olan elmas taklidi taşlarla bir sütyen tasarladı. 1961’de, ırkçı tehditler aldığında bile kararlı bir şekilde siyah bir model kullanan ilk tasarımcı oldu.


DOROTHY SHAVER

1893’te doğan Shaver, kariyerine öğretmen olarak başladı, ancak bir dansa partneri olmadan katıldığı için kovuldu. Daha sonra New York’ta Lord & Taylor’da mağaza asistanı olarak işe girdi; yıllarca, tarihteki en güçlü perakende yöneticilerinden biri olma yolunda çalıştı. Sürükleyici vitrinler yarattı ve çalışanlarının uzun doğum izni hakları alması için mücadele etti. 1930’da, sektördeki kadınları desteklemeye yardımcı olan bir ağ kurma organizasyonu olan Fashion Group’u başlatmak için etkisini kullandı. İki yıl sonra, benzersiz bir Amerikan estetiğini savunan ve nispeten bilinmeyen tasarımcıların çalışmalarını vurgulayan American Look programını yarattı. 1945’te Lord & Taylor’ın başkanı oldu ve o zamanlar herhangi bir Amerikalı kadın arasında en yüksek maaşı kazandı.

YORUM YAP