“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

Tommaso Campanella

Rönesans felsefesinin önemli isimlerinden, çok etkilendiğim birinden bahsedeceğim bugün size. Engizisyon mahkemelerinin, en ama en güçlü olduğu dönemde yaşadı bu İtalyan! Bir şair olmasının yanında muazzam bir siyaset uzmanı ve filozof. Hayatını, düşüncelerini maddi yoksulluk ve siyasi baskı çekerek geçirmiş çok enteresan bir adam. Efendim, huzurlarınızda: Tommaso Campanella! 

Sene 1568, İtalya’nın Calabria bölgesinde Stilo kasabasındayız. Bölge, o dönem, İspanyol işgali altında. Öylesine zor bir dönemde, yoksul bir kunduracının oğlu olarak dünyaya gelir Campanella. Senin “yakantop” oynadığın yaşta; henüz on üç yaşında, şiirler yazmaya başlar. Bu düşünce kahramanı, on beşine girdiğinde Cosenza’da dominiken manastırına girerek, Dominiken Tarikatı üyesi olur. Katolik dünyası parçalanmaya yüz tutup; politik, ekonomik ve kültürel olayların sinsice oluştuğu zamanlar. Manastıra girdiği o günlerde; dinsel konulara meraklıdır, hatta Aziz Augustinus’un “Somma Theologica” eserini defalarca okur. Manastırda okumadık eser bırakmaması pek uzun sürmez. Bilgiye, öğrenmeye açlığını, onun sözleriyle anlatayım size: ‘’Dünyanın bütün kitapları doyuramaz kafamın açlığını. Neler, neler okumadım! Ama yine de kafamın açlığından ölüyorum… Anlayışım arttıkça, bilgim eksiliyor’’. 

 Dinsel konulara bir merakı kalmadığında, kendini felsefenin muhteşem kollarına bırakır. Aristotales’in eserlerini okurken doğa ve bilgi anlayışını irdeler, ta ki Bernardio Telesio eserleriyle tanışana dek! Telesio, Aristoteles’in koca bir çağı etkileyen felsefesine karşı tabiat felsefesini savunan ve bu amaçla “Academia Telesiana” adıyla bir felsefe derneğini kuran isimdir. Telesio’nun temel düşüncesi şudur: Bilim soyut kavramlardan değil, gerçek varlıklardan yola çıkmalıdır; deney, bilimin başvurması gereken temel kuraldır. Yirmi ikisine geldiğinde, Telesio’yu düşmanlarına karşı savunmak ve Aristoteles felsefesini çürütmek amacıyla Cizvitlerin saldırısına uğrayan eseri “Philosophia Sensibus Demonstrata”yı kaleme alır. Sapkınlık ve büyücülükle suçlarlar onu. 1592 yılında fikirlerinden dolayı hapsedilir. Fakat bir süre sonra, Telesio’nun fikirlerinden vazgeçmesi karşılığında serbest bırakılır ve Papa’nın emriyle Cosenza’dan ayrılıp Stilo’ya dönmek zorunda kalır. Elbette orada uzun süre duramaz ve kendini yollara vurur. Bütün İtalya’yı dolaşır. Bu seyahatleri sırasında Galileo gibi birçok tarihçi ve filozofla tanışır. Galileo’nun fikirlerinden etkilenerek yazar ve yine engizisyon mahkemesi ile ters düşerek 1594 yılında tekrar hapsedilir. Bir süre sonra özgürlüğüne kavuşur. Fakat bu çok sürmeyecek, canımlar. 

 

Gittiği her yerde alışılmış düşüncelerle, kör inançlarla savaşır ve Stilo’ya döner. İşte bu dönüş, Campanella’nın hayat dramının başladığı dönüştür. İspanya sömürgesi haline gelen bölge, din adamlarının elindedir ve yoksullaşmıştır. Kültür merkezleri, akademiler, kütüphaneler hepsi kapatılmıştır. Bir yanda engizisyon vahşeti, bir yanda yoksulluk, toplumsal isteklere yol açar lakin serbest düşünce sadece manastırlarda barınabilmektedir. 

 

Yurdunu İspanyol sömürgesinden kurtarmak için öyle bir ayaklanma tertip eder ki, eyvahlar olsun! O dönem Papa Paulus V, Urbanus VII, Bacon ve Richelieu gibi astrolojinin özel etkilerine inanan Campanella, yıldızlardaki birtakım belirtilere bakar ve inanır başaracağına. Hem dinsel hem de toplumsal alanlarda yenilikçi düşüncelerini manastır rahiplerine benimsetir. Pietro Giannone’nun “Napoli Tarihi” adlı eserinden bir alıntı ile ayaklanmayı nasıl dile getirdiğini paylaşmak isterim: “Campanella; yeni düşünceleri, özgürlük ve cumhuriyet tasarılarıyla az kalsın Calabria’nın altını üstüne getirecekti. Krallıkları yeni bir düzene sokmaya, toplumları yönetecek anayasalar koymaya kadar ileri götürmüştü işi.’’ Napolili birçok soylularla birlikte bir hayli piskopos da bu ayaklanmayı destekler. Hatta bir Türk donanmasının yardımı da sağlanır. Üç yüzden fazla rahip katılmış, düşünün! Vaizler, keşişler halkın arasına girerek çağrıda bulunur. 

 

Lakin gelin görün ki yıldızlar doğru söylememiştir, kehanet doğru değildir. Ayaklanma, önceden haber alınarak önlenir ve bir Türk gemisine kaçmak üzere anlaştığı bir kayıkçıyı beklerken Campanella, bir kulübede yakalanarak Napoli’ye götürülür. Hapse atılır. Oradan yirmi yedi sene çıkamaz, canımlar. Sürekli işkence ve baskıya maruz kalır. O kadar ciddi işkencelerdir ki bunlar, hem bedeninde hem ruhunda büyük izler bırakır. İşte o karanlık bir hücrede, yeni ve özgür bir sabaha uyanamadan geçmiş yirmi yedi senede, ütopik eseri  “Güneş Ülkesi”ni yazar. Güneş Ülkesi’nin toplum düzenini okuyunca ve Giannone’nin o ayaklanma için söylediklerini anımsayınca, aslında bu eseri kafasında o ayaklanma zamanı tasarlamış olduğunu anlarsınız. Bu kadar uzun ve zorlu bir sürece ancak onun kadar düşünce ve inançlarında sarsılmaz bir insan katlanırdı sanırım. Yirmi yedi sene boyunca onlardan ne bağışlanmak istiyor, ne de yardım bekliyor. Tek bir şey istiyor; kitap, kağıt ve kalem…

 

Campanella’nın bu işkence dolu, zor hapis hayatı 1626’da, İspanya kralı Philip III’ün ölümünden sonra (1621), Papa Urbanus VIII’in beş yıl süren çabasıyla sona erer. Hemen sevinmeyin canımlar, çünkü gittiği Roma’da düşmanlar pusuda bekleyerek saldırılarını gerçekleştirir. Fransız elçisi yardımıyla Fransa’ya kaçar, barındırmazlar bu düşünce kahramanını. Kardinal Richelieu ve Louis XIII’den yakınlık ve yardım gören Campanella geri kalan hayatını Paris’te dominiken manastırında, sessiz ve rahat geçirir. Burada, yetmiş bir yaşında, 1639 yılında hayata veda eder. 

 

Campanella’nın, neredeyse hepsini Latince yazdığı, bütün eserlerini okumadım; sadece araştırdım. Ama size ölümsüz eseri “Güneş Ülkesi”ni şiddetle tavsiye ederim. Felsefe tarihinde, Aristoteles felsefesinin düşmanı ve deneysel yöntemin öncüsü olarak anılır. Bacon’dan önce, fizik alanında gözlem olmadan, varsayımlar deneylemeyle kontrol edilmeden sağlam hiç bir bilgiye varılamaz, diyen odur. O, tanrı bilimi ile felsefeyi birbirinden ayırmak gerektiğini savunur. Ona gör, felsefe, duygu ve akıl yoluyla varılan tabiat bilgisi iken İncil, imanla tabiatüstü dünyasını tanımayı amaç edinir. Zira bu kitapların böylesi bilgiyle hiçbir ilişkisi yoktur. Ne büyük adammış ya, huzur içinde uyusun Güneş Ülkesi’nde… Bu kitap, toplumsal bir düzen düşüncesi üzerine yazılmıştır. Orijinal ismiyle “Civitas Solis”, Platon’un “Devlet”i ve Thomas More’un “Utopia”sıyla aynı düşünce çizgisi üzerinde, insanoğlunu mutlu bir yaşayışa kavuşturma yolundaki isteklerin en temiziyle yazılmış eserlerin en başında gelir; filozofça bir devlet tasarısıdır. Öylesine önemli bir isim Campanella.  

Palmanova Komünü’nün Yukarıdan Görünüşü (Güneş Ülkesi Örneği)

 

Günün birinde gerçekleşmesini umduğu bu ütopik kitapta, bütün kötülüklerin ve haksızlıkların kaynağının, insanın kendinden başkasını düşünmemesinde, dünya malının, benim-senin diye bölüşülmesinde olduğunu vurgular. İnsanların genel yarar kaygısından uzak oldukları sürece, kendi dar dünyalarında, kendilerinden başkalarını düşünmezler, der. Oysa toplum halinde birleşen insanların amacı yarar olmalıdır. Hep yazdığım gibi; insan olmak, biz olmaktır. O özel çıkarları ortadan kaldırsak, toplumsal faydadan başka bir şey kalmaz ortada, der. Bencil davranışlar, eninde sonunda, toplum güçlerinin çatışmasına yol açar. Oysa bu güçlerin genel yarara yönelmesi, güçler arasında tutarlı bir denge yaratır. Onun için, Güneş Ülkesi’nde her şey, devletin ve genel yararın buyruğu altındadır. “E nasıl olacak özel mülk olmazsa?” dediğinizi biliyorum. Şöyle yanıt verir size: “İnsanlarda dayanışma bilinci, topluma yararlı olma isteği yaratarak… Onun toplumunda aylaklık ayıptır, yüz kızartıcı suçtur. 

 

Campanella filozofça devlet tasarısında, mal-mülk ortaklığı yanında, kadın ortaklığını da ele alır. Kendinden önce, Platon da devlet içinde anlaşma, kaynaşma yaratır diye, kadın ve çocukların ortak olmasını savunmuştur. Lakin Platon farklı; o, bu ortaklığı yalnız yöneticiler için öngörür. Campanella ise, bu ortaklığı bütün toplum için ister. Muhteşem bir adam. Okuyun, mutlaka okuyun bu muazzam adamı. 

 

Campanella’ya göre tüm varlıklar, bir tarafı varlık, bir tarafı yokluk olan bir varoluş hiyerarşisi içerisindedir. Tüm varlıklar, mutlak varlık olan tanrının bir tezahürüdür. Her şeyin yaratıcısı tanrıdır. Bir şey, varlık skalasında, tanrıya ne kadar yaklaşırsa o kadar kudret ve bilgelikten pay alır. Ondan ne kadar uzaklaşırsa hiçliğe yaklaşır.

El Yazması Güneş Ülkesi Sayfa Örneği

 

Tommaso Campanella, doğayı insan üzerinden kurduğu bir analoji ile açıklamaya çalışır. Çünkü insan, mikrokosmos bir evrendir. İnsandan yola çıkarak analoji yoluyla doğayı anlamlandırmaya çabalar. Ömrünün büyük kısmını güneş görmeden geçiren biri için muazzam bir eserdir. İnsan, o karanlıkta bile inanarak böyle mutlu ve aydınlık bir düzen kurmayı hayal ediyor ise kusura bakmayın; bizler, doğru insanlar tarafından yönetilmeyi hak ediyoruz. Daha fazlasını, daha güzelini, daha mutlu ve aydınlık yarınlar hak ediyor bugünün çocukları. 

 

Çünkü onun da “Güneş Ülkesi”nde dediği gibi: “Bencilliği ortadan kaldırırsanız, geriye evrensel sevgi kalır.’’

 

Güneş ülkesinde görüşebilmek dileğimle üstadım…

“Biz” olmak, “Ben” olabilmekten geçer. “Ben” olabilmek hakikati aramaktan, kendini keşfetmekten…Ben kendimi keşfettikçe güzelleştim. Ben kendimi keşfettikçe evreni keşfettim. Ben evreni keşfettikçe öfkemi dindirdim. Hakikatin ne kadar yakınımda durduğunu, önümdeki engeller nedeniyle göremedim. Korkularımın yerine merakımı koydum ve elime kalemi aldım üç sene önce… Bitmek tükenmek bilmeyen merakım yolumu aydınlatan ışık oldu, kitaplar en yakın arkadaşlarım, bugün hayatta olmayan binlerce deha dostum oldu… Hiçbirini kendime saklayamazdım. Bu kadar bencil olmak, insanın yaradılışına tersti. Hakikatin nerede durduğunu görüyorum artık, beni hiçbir güç ondan alıkoyamaz…İnanın! Cesur olun! Dönüşün! Değişime ayak uydurun! Gelecek biz’im, çünkü zaman biz’iz.

YORUM YAP