“Düne dönmenin faydası yok, çünkü o zamanlar farklı bir insandım.” Alıce

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in posts
Search in pages
yukarı

True Self

Kimsin sen? İsmin, mesleğin ve şimdiye dek yaptıklarını eklemeden bu soruya cevap verebilir misin?  Çoğumuzun aslında kim olduğumuza dair sınırlayıcı etiketler yaratan geçici fikirlerle kendimizi tanımlamamız ne garip, değil mi?

Çizim: Beth Conklin

4,5 milyar yıl önce patlayarak evrene dağılan toz, ölü yıldızlardan doğan yeni bir yıldızın yani Güneş’imizin etrafında dönmeye başladı. Bu toz gittikçe daha büyük parçalar haline gelerek Dünya’yı, diğer gezegenleri, çevremizdeki çeşitli uyduları ve asteroitleri oluşturmak için birleşti. Dünyamız, yaşamın oluşması için gereken doğru enerji, kimyasal elementler ve su kombinasyonuna sahipti. Bugün vücudumuz, milyarlarca yıl önce patlamış olan yıldızlardan evrene saçılmış olan aynı karbon, oksijen, nitrojen, sodyum, altın vb. tozlardan oluşuyor. Yaşamın var olması için okyanusun derinliklerinde 3,8 milyar yıl önce kendilerini her seferinde tekrardan üretmeyi öğrenen kararlı yaşam molekülleri oluştu ve onlara DNA dendi. Aslında hepimiz basamaklarla birbirine bağlanmış bir çift sarmaldan oluşan ve kendisini yeniden üretmek için gerekli tüm bilgileri içeren o DNA molekülünden ortaya çıktık.

İnsan DNA’sı yani genomumuz 6 milyar bit bilgi içeriyor. Bu bilginin %99,9’u her kişide aynı, sadece %0,1’i farklı ve işte o küçücük oranın içerdiği gizem sayesinde hem evrensel anlamda bir bütünün parçası hem de eşsiz birer insan olabiliyoruz. İnsanoğlu, bu gizemi her zaman bizim için en kutsal şey olarak tanımlamak istiyor. Dahası, çoğu insan için bu gizem; meraka, dehşete, saygıya, minnettarlığa ve birçokları için de bu duyguları ifade etme ihtiyacına ilham veriyor. Belki de gerçek benliğin anahtarıdır o küçük DNA içeriğindeki bilginin farkı. Eğer böyle bir yaklaşıma girersek, türlü türlü uyarıcılara maruz kaldığımız ve aynılaştırıldığımız bu çağda gerçek benliğimizi nasıl tanıyabiliriz?

Gerçek benliğe doğru çıkılan yolculuk fantastik öğeler içermek zorunda değildir. İllaki bir inanç ile onu süslemenize gerek yoktur.  Burada önemli olan toplumun geleceği ve refahı için herkesin kendisini gerçekleştirebilmesidir. Sürekli aynı şekilde deneyimlerle biçimlenen bir toplumun getirebileceği yegâne değişim ‘tek tipleşme’dir. Ne istediğini ve kim olduğunu bilmeyen insanların zihinlerinin kontrol edildiği ve gittikçe daha fazla köleleştirildikleri o distopik romanların kahramanlarına dönüşme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Oysa farklılaşabilmiş deneyimler sağlıklı toplumların temelidir.

Çizim:Mike Winkelmann

Gerçek benliğinizi keşfetmek, zaman ve kasıtlı bir niyet gerektirir. Gerçek benlik alanındaki hisler; özgürlük, rahatlık, çatışmasızlık, sakinlik, dengeli ve huzurlu olmak olarak tanımlanabilir. Kendinize dikkat etmeye başladığınızda bir değil aslında birçok maskeniz olduğunu fark edersiniz. Evde çocuğunuzla olan ilişkinizde farklı, patronunuzla olan ilişkinizde farklısınızdır. İlkinde özel alanınızdayken ikincisinde sosyal bir maskenin altındasınızdır. Tabii bir de en derin korkularınızı, travmalarınızı gömdüğünüz o bilinçsiz alanınız vardır.  Buna dikkat etmeye başladığınızda, sürecin nasıl işlediğini anlamaya da başlarsınız. Gerçek benliğin tüm bu maskelerden daha önemli olmasının sebebi onun herhangi bir gündeminin olmamasıdır.  Diğer benlikleriniz arzularınızı yerine getirmenize, dürtülerinize itaat etmenize, çalışma hayatınızın taleplerini karşılamanıza, bazen anne veya baba, bazen de sevgili veya arkadaş olabilmenize yardımcı olurken gerçek doğanızı çoğu zaman gölgede bırakırlar. Bu benlikler sizi her zaman bütünden ayrı olduğunuz hikayesine inandırır. Zihniniz; sosyal, özel ve bilinçsiz benliğin emirleri ile tüm gün boyunca sürüklenip gider. Tüm bu alan karmaşık ve yorucudur. Kendinizi bulacağınız tek yer gerçek benliğin sahasıdır. O alandaki bilincin kurtuluş olarak tanımlanmasının ana nedeni orada; zevk, acı, görev, arzu, tatmin, hayal kırıklığı vb. duygular arasında salınım yapmak zorunda olmamanızdır.

Çekirdek varlığınızla nasıl yeniden bağlantı kuracağınıza dair birçok farklı fikir vardır;

-Gürültüyü Azaltın: İyi niyetli arkadaşlarınız ve aileniz size ne yapmanız gerektiğini, ulusal ve uluslararası şirketler size ne almanız gerektiğini, sosyal medya size nasıl davranmanız gerektiğini söyleyecektir. Sizi, o sabit kurallar silsilesine uymaya çağıran koca bir “-meli, -malı” dünyası var ve o alan oldukça gürültülü. Geri adım atıp bu gürültüyü azaltmadığınız sürece, kim olduğunuzun yumuşak fısıltısını duymak neredeyse imkansızdır. Meditasyon, doğada geçirilen zaman ve günlük tutma benzeri odaklanma etkinlikleri özgün benliğinizi tanımanın kapılarını size açabilir.

-Sevdiğiniz Şeyleri Daha Fazla Yapın: Çiçekleri seviyorsanız, daha fazla tohum ekin; yemek yapmayı seviyorsanız, pişirmenin ve yemenin felsefesini öğrenin; yazmayı seviyorsanız, zihninizi kâğıt üzerinde yeniden yaratmaya başlayın. Neyi sevdiğinizi nasıl anlarsınız? Tamamen akış içinde olduğunuz, sınırsız bir neşe duygusu hissettiğiniz ve saatlerin fark edilmeden geçtiği zamanlar size bir ipucu verebilir. Kendinizi iyi hissettiğinizde ne yaptığınıza veya kiminle olduğunuza dikkat ederek kendinizle ilgili o ipuçlarını birleştirebilirsiniz.

-Kişisel özgünlüğünüzün ışığı, genellikle size uygun olan şeylerin üzerinde parladığınızı hissettirir. Bazen bu parlamayı fark edemezsiniz. Samimiyetinden şüphe duymadığınız dostlarınız ya da yakınlarınızla bu konu hakkında konuşmak ve onlardan gelen içten cevaplara kulak vermek size oldukça faydalı bir alan açacaktır. Sizin kim olduğunuzu ve sizi neyin benzersiz kıldığını onlara sorabilirsiniz. Bu sohbetlerde egonuzun okşanmasına değil de bütüne olan katkınızın ne olabileceğine odaklanmanız önemli bir fark yaratacaktır.

-Kim Olmadığınızı Bilin: Kimlik çoğu zaman kim olduğumuzla hiçbir ilgisi olmayan fikirleri içerir. Çoğu kişi “Sen kimsin?” sorusuna; geçimlerini sağlamak için yaptıklarıyla, nerede doğduklarıyla ve sahip oldukları şeylerle cevap verir. Oysa bizler işlerimiz değiliz. Ne yaşadığımız ev ne kullandığımız araba ne de sosyal medyadaki maskemiz bizi tanımlar. Olmadığınız şeylerin bir listesini yapın ve onlarla özdeşleşme eğiliminizin bilincinde olun. Bundan sonra kim olduğunuz sorulduğunda, bu öğeleri açıklamanıza eklememeye çalışın.

-Kendinizde olan benzersizliği keşfedebileceğiniz bir alana odaklanın. En sevdiğiniz yemek, renk, yer, film gibi şeyleri listeleyin. Nasıl giyindiğiniz, boş anlarınızı nasıl şekillendirdiğiniz size sizi anlatan süreçlerdir. Emin olmadıklarınızın altını kazabilirsiniz. Orada da kendinizle ilgili farklı öyküleri yakalayacağınız bilgiler vardır. Konuşmayı sevdiğiniz konular kadar konuşmaktan kaçındığınız şeyleri bulabilmek de aydınlatıcıdır. Benzersizliğinizin sizi bütünden ayrıştırmaya neden olmasının önüne geçmek için aslında o benzersizliğin kolektife nasıl katkı koyan bir kabiliyete dönüşebileceği üzerinde çalışabilirsiniz.

Çoğumuz kendimizi sert bir şekilde yargılarız. Kendimize değer vermememiz gerektiğini öğrendiğimiz bir çocukluk yaşamış olabiliriz. Bu, çocukken gerçek benliğinizi anlayamamanıza yol açmış olabilir. Kim olmak istediğiniz gittikçe sizden uzaklaşmış ve sadece stereotip bir insana dönüşmüş olabilirsiniz. İçinizde tam olarak neyin çağrısını aldığınızı dikkatle dinlemeye başlarsanız, bedeninizin bile size rehberlik edeceğini göreceksiniz. Gerçek benliği tanımak bir yolculuktur. Zaman içinde değişerek yenilenen bu süreçte zevk aramaz, acıdan kaçmaz, onay almaya ihtiyaç duymaz, hayranlık uyandırmaya çalışmaz, başkalarını ve kendinizi yargılamaz, güç peşinde koşmaz ve kimseyle yarışmazsınız. Düşüncelerin kelepçesini bileğinize takmadan sadece en yalın halinizle tüm evrenle uyum içinde var olursunuz. Bütünden ayrı bir varlık olduğunuz yanılsamasına kapılmadığınızda, egonuzla yarattığınız sahte kimliğinizin yönlendirmelerine boyun eğmediğinizde özünüze daha da fazla yakınlaşırsınız. Yaşamın en yaşlı atalarından olan ‘Stromatolit’ lerin 3,5 milyar yıl önce ortaya çıkması ile sürekli değişen ve yenilenen DNA molekülleri bugünümüzü yarattı ve bizler de sürekli yenilenen özlerimizle dünyanın geleceğini yaratacak olan anahtarlarız. 13. yüzyılda yaşamış olan ünlü zen ustası Dōgen Zenji’nin de dediği gibi; ‘’Aydınlanma yoluna ulaşmak, kişinin ‘’Gerçek Benliğine’’ ulaşmasıdır. Gerçek Benliğine ulaşmak, kendini unutmaktır. Kendini unutmak ise tüm evren ile bir olduğunu idrak etmektir.’’

Zen Ustası Dogen Zenji’nin Robaian’daki Anıtı

Kaynaklar:

Matthew Dodd- Bilim insanları: Yeryüzündeki yaşamın en eski kanıtı bulundu

Mitchell Ratner- Coming Home to Our True Selves

Kailyn Sarros- Getting to Know You 

Christine Yu- What if you don’t know who your true self is?

Susan Saint Welch- 6 Ways to Find Your True Self – It’s Not Magic

Deepak Chopra- How to Find Your True Self

Art Markman Ph.D.- The True Self

 

Yazar Şerife Günaydın Karaköse, 1980 Adana doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Özel Kamu Hukuku Yüksek Lisansı'nı bitirmekle hukuk dünyasına girdi ve avukatlık mesleğine halen devam ediyor. "Three", "The Shadow House","Happiest Hour" , "Uzaya Kaçan Küpe" ve "Keyfi Yanılsamalar" isimli kitapları hem Amazon hem de Barnes and Noble da online olarak yayımlandı(https://m.barnesandnoble.com/s/Serife+Gunaydin+Karakose). Yazarın denemelerini aktardığı www.allbyourselves.blogspot.com adlı bir blogu mevcut; aynı zamanda @mind_index instagram profilinde de sanattan bilime, felsefeden psikolojiye kadar pek çok konu hakkında da içerik üretiyor.

yorumlar (1)

  • Avatar

    Dondu

    😍😍😍😍😍😍

    reply

YORUM YAP